İstanbul Mirasyedi Hovardalığıyla Yok Ediliyor – Para Dergisi Kaynak : 01.01.2007 - Para Dergisi | Yazdır

Mimarların duayeni olarak gösterilen Doğan Hasol, dünya mirası İstanbul’un orasından burasından çekiştirilip, yavaş yavaş yok edildiğini düşünüyor. Hasol, “Sadece kar elde etme mantığıyla bir şehir yönetilemez” diyor…

Aile boyu mimar Hasol’lar. Doğan Hasol, mimarlığı hayatının merkezine yerleştirmiş bir isim. Sektörde de tartışmasız duayen olarak kabul ediliyor. Eşi Hayzuran Hasol ve kızı Ayşe Hasol Erktin de mimar… Hasolların aile şirketi Has Mimarlık, şimdilerde Anadolu Sağlık Merkezi’nin dinlenme ve Spa tesisleri ile İzmir’deki Büyük Efes Oteli’nin yenileme projesi üzerinde çalışıyor. Şirket, yurtdışında da Rusya’da bir alışveriş merkezi, Duşanbe’de bir otel, Batum’da da turizm kompleksinin mimari projelerini yapıyor…
Ancak Doğan Hasol’u daha çok kurucusu olduğu Yapı Endüstri Merkezi (YEM) ile tanıyoruz. YEM’i 1968’de 12 arkadaşıyla kuran Hasol, burayı adeta yapı sektöründe bilgi üretiminin merkezi yapmış. Daimi yapı malzemeleri sergisi, yapı fuarı, yapı katalogu, yayınlar derken, YEM mimarların adeta gönüllü kütüphanesi olmuş. Yapı Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Doğan Hasol, gününün yarısını YEM’de, yarısını da Has Mimarlık’ta geçiriyor…
Aynı zamanda sıkı bir Galatasaraylı olar Doğan Hasol’la, İstanbul’da son dönemde mimari açıdan yaşanan gelişmeleri, YEM’i, mimarların durumunu ve tabii ki Galatasaray’ı da konuştuk…

P: Türkiye’de mimarlık mesleğiyle ilgilenenlerin yolu bir şekilde size çıkıyor. Bu nasıl bir duygu?

DH: Yapı Endüstri Merkezi, üniversiteye paralel, eğitime yardımcı bir kurum. Hatta yıllar önce özellikle de üniversitelerin kitap alımı, kütüphane konusunda darboğazda olduğu dönemde Yapı Endüstri Merkezi’nin çok ciddi katkıları olmuştur. Mimarlık okullarında okuyan herkes zaman zaman YEM’e gelmiş, yayınlarından, başvuru kitaplığı olanaklarından yararlanmıştır.

P: Ama sonuçta Yapı Endüstri Merkezi ticari bir kurum. Şirketiniz 50 yılda hangi noktaya geldi?

DH: Yapı Endüstri Merkezi’ni 1968 yılında bir limited şirket olarak kurmuştuk. Kuruluşta 12 ortağımız vardı. Sonra sayı 9’a indi. Şu anda şirkette 92 kişi çalışıyor. Ortak sayımız arttı. Vefat eden arkadaşlarımızın aile fertleri, miras yoluyla ortaklıklarını sürdürüyor, Ama kimsede büyük hisse yok. Bizde karın yanı sıra kültürel hizmet ve toplumsal katkı amacı da ön planladır. Yakından tanıma olanağı bulamayanlar bizi kamu kuruluşu zanneder.

P: Fuarlar, yayınlar, raporlar… Geçen yılki cironuz ne oldu?

DH: Sanırım, 16 milyon YTL olarak gerçekleşti.

P: Şirketinizi “Yapı sektöründe uçan kuştan haberimiz olmalı” diye tarif ediyorsunuz. Gerçekten haberiniz var mı?

DH: Ciddi bir kalkınma var. Yapı sektörü geçen 10 yıl içinde ciddi oranda gerilemişti. Şimdi o farkı kapatmaya çalışıyor. Sektör, 2006’da yüzde 19 büyüme sağladı. Birçok sektörden fazla. Ancak bir dönem gerilemiş olduğunu dikkate alırsanız, o yılların da açığını kapatmaya çalışıyor. Yapı sektörünün bir avantajı da yurtdışına açılmış olması. Dünyanın her yerinde Türk müteahhitleri var. Türkiye’nin yer yerinde çok güçlü bir yapı malzemeleri sanayisi oluştu. Yapı malzemeleri, Türkiye’nin sanayi üretimini ve ihracatının yüzde 10’unu oluşturuyor. Dünyada yapı konusunda söz sahibi olduk. Ben bu üstünlüğümüzün devam edeceğine inanıyorum.

P: Yapıyla ilgisi olan bir şekilde müteahhitliğe bulaşır. Siz neden direndiniz?

DH: O başka bir iştir…

P: Hiç ilgisi olmayanlar bile müteahhit oluyor…

DH: Müteahhit olmak için mimar olmaya gerek yok. Zaten Türkiye’de müteahhitlerin sayısını da kimse bilmiyor. Müteahhitlerin ne yazık ki bir odası da yok. Kurulması da sürekli engelleniyor. Oysa kurulması lazım. Müteahhitler için 40 bin ila 80 bin arası rakam veriliyor. Türkiye’nin 40 ile 80 bin arası müteahhidi olamaz, olmamalı. Belki mimarlar mühendisler bu işte dezavantajlı bile olabilir. Mimarlar ve mühendisler kurallara göre davranmak zorunda.

P: Eşiniz ve kızınız da mimar değil mi? Kendi mimarlık büronuzda ne tür projeler üzerinde çalışıyorsunuz?

DH: Evet, eşim ve kızımla birlikte bir büromuz var. Burada ayrıca 25 mimar daha çalışır. Has Mimarlık olarak şu anda İzmir’deki Büyük Efes Oteli’nin yenileme projeleriyle meşgulüz. Anadolu Sağlık Merkezi’nin Gebze’deki hastanesinin projelerini yapmıştık. Şimdi onun hasta yakınları dinlenme tesisi ve Spa tesislerinin projelerini hazırlıyoruz. Ayrıca Moskova’da bir iş merkezi, Duşanbe’de de bir otel projemiz var. Enka yapıyor, Hyatt Oteli işletecek. Bitmek üzere… Batum’da da bir turizm kompleksi projemiz var. Yabancılara yapıyoruz; avam proje. Bazı konut projelerimiz de var…

P: Yapı sektöründeki hareketlenmeden sonra ilk kez mimarlar para kazanmaya başladı deniliyor. Buna katılıyor musunuz?

DH: Son zamanlarda bu işin ciddiyeti anlaşıldı. Belki biraz depremlerin de bunda etkisi olabilir. Depremler sırasında müteahhitler en çok malzemeden çalmakla suçlandı. Bence çalınan malzeme değil bilgiydi. Sermaye inşaata ciddi bir şekilde yönelince, onlar da bu bilgiyi almaya başladı. Bu nedenle mimarlar ve mühendisler nefes alır duruma geldi. Eskiden mimara, mühendise imza atacak, sorumluluk üstlenecek kişi diye bakılırdı. Şimdi durum değişti.

P: Arsalara uçuk paralar veriliyor. Mimarlara da hak ettiği veriliyor mu?

DH: Hayır, ben hala mimarlara hak ettikleri paranın verildiğini düşünmüyorum. Amerika’da simgesel binalar yapan mimarlar hayal edemeyeceğiniz kadar çok para kazanıyor.

P: İstanbul’da da çok önemli kentsel dönüşüm projelerinden bahsediliyor. Haydarpaşa, Galataport ve daha niceleri… Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

DH: Önce İstanbul’u tanımak, sonra da onun ne olacağına karar vermek lazım. Yoksa orasından burasından yapılan uygulamalarla İstanbul’u olsa olsa zedelersiniz. Ki şu anda yapılanın da bu olduğunu düşünüyorum. İstanbul orasından burasından çekiştiriliyor. Haydarpaşa ne olsun?.. Haydarpaşa’nın önce İstanbul için öneminin ne olduğuna karar vermek gerek. Yoksa, oraya 7 gökdelen dikeceğim diye yola çıkarsanız çok hata etmiş olursunuz. Aynı şekilde, “Atatürk Kültür Merkezi’ni yıkacağım” diyorlar.
Niçin yıkacaksın? Koruma Kurulu “Yerine ne yapacaksınız” diye sordu. Henüz yanıt yok. Ortada hazırlanmış bir düşünce de yok. Ne yazık ki yöneticilerimiz konuya, “Onu yıkalım, daha karlı değerlendirelim” diye bakıyor. Bu düşüncelerle şehir yönetilemez. İstanbul gerçekten bir dünya mirası. Önce mirasın doğru düzgün korunması gerekiyor. Yoksa bir mirasyedi hovardalığıyla bunu yok etmeye çalışırsak, yandık.

P: İstanbul’un mimar bir belediye başkanı var. Buna rağmen mi bir mirasyedi hovardalığı yapılıyor?

DH: Bilemiyorum. O sorunun muhatabı ben değilim. Sayın belediye başkanına sormak gerekir. Ancak, zaten İstanbul’la ilgili kararlar sadece belediye başkanı düzeyinde verilmiyor. İstanbul üzerinde kararlar merkezi otorite tarafından veriliyor. Genellikle belediye de o kararları uygulamaya mahkum ediliyor. Bunun örneklerini daha önce Dubai Kuleleri örneğinde yaşadık. Sayın belediye başkanı, “Mecidiyeköy-Maslak hattında hiçbir gökdelen yapılmayacak” dedi. Fakat aradan 15 gün geçmeden Dubai Kuleleri nedeniyle sözleşme imzalamak zorunda bırakıldı: Karayolları arsası satıldı, gökdelenler yapılacak. Altyapısı elverişsiz. Önce İstanbul’un nasıl gelişmesi gerektiğine karar vermek gerekiyor.

P: Peki Metropolitan Planlama Merkezi ne yapıyor? Bu kararı onlar oluşturmayacak mı?

DH: Sanıyorum, onlar kararlar verildikten sonra öğreniyor. Geçenlerde güzel bir karikatür gördüm. Öğreniyorlar; sonra da çizmek için koşturuyorlar herhalde. O merkezin doğru dürüst çalıştırıldığına ben inanmıyorum.

P: Orada o kadar akademisyen var!..

DH: Onlar işin gönüllüleri. Elbette çalışmak istiyorlar ama Türkiye’de hala demokrasi anlayışı yok. Baksanıza cumhurbaşkanını bile bir tek kişi seçiyor Türkiye’de. Böyle bir demokrasi anlayışı olabilir mi? Bir kişi karar veriyor, Haydarpaşa’ya bilmem ne yapılıyor…

“Galatasaray’da ipler Süren’le koptu”
Doğan Hasol, mimarlığı kadar Galatasaraylılığıyla da tanınıyor. 1990-1996 yılları arasında Galatasaray Spor Kulübü’nde yönetim kurulu üyellği yapan Hasol, 1991-1996 arasında da ikinci başkan olarak görev üstlendi, Halen de kulüp için kafa yoran Hasol,
şampiyonluktan kopmaları kadar Galatasaray’ın borçlarıne da üzülüyor, iplerin
Faruk Süren’in başkanlığı döneminde koptuğunu düşünen Hasol’un Galatasaray’la ilgili yorumu şöyle:
“Faruk Süran borçlanma olmadan büyüma olmaz diye yola çıktı. Şimdi kulübün 200 milyon dolar borcu var. Diğer kulüplerin de borçları var ama onlar şahıslara. Galatarasay’ın borcu isa bankalara. Borç her gün artıyor. Galatasaray’da bir de yanlış bir şirketleşme modeli uygulandı. Yayın hakları, televizyon gelirleri gibi bütün sağlam gelirleri Sportif A.Ş’nin içine konuldu. Giderlerse kulübün üzerine kaldı. Şimdı onu değiştirmeye uğraşıyorlar. Halka açılmış bır şirket; nasıl değişir? SKP şimdi buna izin verir mi?”

Dünya yapı merkezlerine başkanlık yaptı
Doğan Hasol, 1937 Sivas doğumlu. Galatasaray Lisesi mezunu olan Hasol, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ni 1961’de bitirdi. 1968’da 12 arkadaşıyla birlikte Yapı Endüstri Merkezi’ni kurdu. Mesleki sivil toplum örgütlerinde de birçok görevler üstlenen Hasol, YEM’in 1978’de üye olduğu Uluslararası Yapı Merkezleri Birliği’nin (UICB) 1989-1995 yılları arasında başkanlığın yürüttü. UCIB onur üyeliği yapan Hasol’un aldığı bazı ödüller ise şöyle:

Mimarlar Odası Ulusal Mimarlık Ödülü (1990), Türkiye Serbest Mimarlar Derneği Basın Yayın Ödülü (1994, 1995), Mimari proje yarışmalarında ödül ve mansiyon, İTÜ’den fahri doktorluk (1998), YTÜ’dan onursal doktorluk (1999), Mimarlar Odası Mesleğe Katkı Başarı Ödülü (2000)