İstanbul’a Dubai Kuleleri.. Kaynak : 30.10.2005 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Dubai Veliaht Prensi Şeyh Muhammed Bin Raşit el Maktum‘la imzalanan anlaşma son bir ay içinde İstanbul’a ilişkin gelişmelerin belki de en dikkate değer olanı.

Prensin İstanbul’da yapmayı tasarladıklarının başında, Zincirlikuyu’daki Karayolları’na ait arazide dünyanın en yüksek binası olmaları tasarlanan her biri 650 m yüksekliğinde, ortalama 200 katlı üç gökdelen geliyordu. Prens El Maktum ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş‘ın imzaladıkları protokole göre, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Dubai International Properties’in ortak olacakları gayrımenkul yatırım ortaklığı (GYO) şirketleri İstanbul’da 5 milyar dolarlık yatırım yapacaklardı. Ana hissedar Dubai Holding olacak, bütün projelerde son kararı Dubaililer verecekti. Hisselerin yüzde 49’u daha sonra borsaya açılacaktı.

İlk haberler böyleydi… Daha sonra neyse ki Başkan Kadir Topbaş, Zincirlikuyu’daki binaların 650 m değil, en çok 300 m yüksekliğinde olabileceğini söyledi ve yüreğimize su serpti (!). Topbaş, Şişli ve Maslak bölgelerinde “3” emsalden fazla yoğunlukta inşaata izin vermeyeceklerini de ekledi. “Dr. Mimar”lığını belediye başkanlığının önünde tutmaya özen gösteren Topbaş aslında, daha önce Şişli ve Maslak’ta yeni gökdelen yapımına izin vermeyeceklerini söylemişti. Dubaililerin girişimi, Başbakan’ın 25 Eylül’de Dubai’ye yaptığı ziyaretin hemen sonrasına rastlıyor. Anlaşılıyor ki, yine emir büyük yerden… Başbakan 15 Ekim günü Cevahir alışveriş ve eğlence merkezini açarken, “Ben ülkemi adeta pazarlamakla mükellefim” dememiş miydi? Bu girişimler pazarlamanın bir bölümü olsa gerek.

Dubaililerle gerçekleştirilecek ilk proje Levent’teki eski İETT garajı arazisinde yer alacaktı; ardından 2006 yılından itibaren Zeytinburnu ve Kartal Çimento fabrikası arazilerindeki projeler; sonra da İstanbul Park çevresindeki kimi alanlar ve Zincirlikuyu’daki projeler gelecekti. Bu arada, Belediye’ye ait olmayan arsaların bir şekilde Belediye’ye devri gerekecekti.

Gazetelerde günlerce süren, “Konukseverlik anlayışınızı değiştirmek için geliyoruz”, “ofis anlayışınızda devrim yapmak üzere geliyoruz” gibi aşağılayıcı sloganlar taşıyan tam sayfalık alıştırma reklamlarının ardından bir basın toplantısı düzenlendi. 24 Ekim günü yapılan basın toplantısında ilk proje olarak, eski Levent Otobüs Garajı arsasında yer alacak kompleks konusunda bilgi verildi. Toplantıda Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Dubai International Properties’in Yönetim Kurulu Başkanı Mohammed Al Gergawi konuştular, sonra da soruları yanıtladılar.

Verilen bilgilere göre, ilk GYO, “Dubai-Towers İstanbul” adını taşıyacak bu proje için kurulacak ve 500 milyon dolar sermayeli olacaktı. Gayrımenkul Yatırım Ortaklığı’nın, 3 Temmuz 2005 günü kabul edilen 5393 sayılı Belediyeler Yasası’nın 18. maddesine dayanılarak kurulacağı belirtildi. Belediye ortaklığa, ayni sermaye olarak koyacağı arsa ile katılacaktı. Ve ortaklıktaki payı yüzde 20 olarak kararlaştırılmıştı. Böylece, arsanın değeri yatırımın yüzde 20’si olarak kabul edilmiş oluyordu.

Farklı yükseklikte iki kuleden oluşan ışıklandırılmış, cafcaflı bir maket Dubaililer’in İstanbul kültürüne aykırı yaklaşımını ortaya koyuyordu. Al Gergawi, kulenin 300 m yükseklikte olabileceğini belirtirken, Başkan Topbaş 46.000 m2 lik arsada “3” emsal uygulanacağını, yani zemin üstünde 138.000 m2 inşaat yapılabileceğini, bunun gökdelen ya da yatay bir yapı olarak inşa edilebileceğini söylüyordu.

Biz burada işin medyada gözardı edilen birkaç boyutuna değinelim:
• İstanbul Belediyesi ortak olarak, Dubai International Properties’i hangi prosedüre göre seçmiş, ortaklık kararı hangi ölçütlere göre verilmişti? Başka yerli-yabancı girişimciler bu konuyla ilgilenip, daha iyi koşullar öneremezler miydi? Bir kamu kurumu ortak seçmede bu denli özgür müdür?
• Bu taşınmazlarla ilgili olarak başka girişimcilerin Belediyeye yapmış oldukları başka öneriler var mıydı?
• Rayicin çok altındaki yüzde 20’lik arsa payına kim, hangi araştırma ve ölçütlerle razı olmuştur?
• Çevredeki yeni yapılaşmada en çok “2,5” emsal uygulanmıştı. Bu kez tanınacak “3” emsal hakkı komşu arsalardaki mevcut yapılara da tanınacak mıdır?
• Anılan bölgelerdeki yapılaşma kararları ticari verimlilik ölçütlerine göre mi, yoksa şehrin gereksindiği işlevlere, kentin kimliğine, kısacası kentin planlarına göre mi alınacaktır, yoksa bilimsel planlama ilkeleri yerine tepeden inme yöntemlerle mi verilecektir?
• Kamunun bir arsa spekülatörü refleksiyle davranması kabul edilebilir bir olgu mudur?
• Önce binaların boyutuna karar verilmesi ve 300 metrelik gökdelenlerle yola çıkılması İstanbul’un tarihsel kimliği ve kentsel dokusu ile ne kadar bağdaşmaktadır? Her fırsatta muhafazakâr olduklarını yansıtmaya çalışan merkezi ve yerel yönetim yetkilileri, Osmanlı’nın başkentinde olacak bu köktenci dönüşümü nasıl içlerine sindirebilecektir?
• Bütün bu gelişmeler iktidarın demokrasi, saydamlık, açıklık vaatleriyle bağdaşıyor mu?

Son soru : İstanbul’da neler oluyor? İstanbullular İstanbul’un, pazarlanma uğruna kimliğini tümüyle yitirmesini kuzu gibi kabullenecekler mi?