| İsteyen Kulüp Yerli Futbolcu da Oynatabilir! |
Kaynak :
12.07.2007 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Duyduk duymadık demeyin. T. Futbol Federasyonu karar aldı: bundan böyle 18 kişilik maç kadrosunda 7 yabancı futbolcu bulunabilecek. Bunların 6’sı sahada biri yedekte olabilecek.
Herhalde Süper Lig’deki bütün kulüpler federasyonun bu kararını sevinçle karşılamışlardır; hemen her işi bırakıp yabancı futbolcu avına çıkmalılar. Kulüpler büyük parasal sıkıntılar içindeymiş… Varsın olsun! Kısa yoldan “dünya takımı” böyle kurulur(!)
Böylesi kararlardan sonra, biliyoruz ki hiçbir kulüp yönetimi kendisini yabancı futbolcu transferi konusunda yandaşların çılgın baskısından kurtaramaz. Yandaş baskısı kulüpleri rekabet ortamında, sürekli olarak, “7” rakamının baskısı altında tutacaktır. 7’nin tavanı gösterdiği unutulacak ve bu rakam, “olması gereken” şeklinde algılanacaktır. Zaten parasal olanaksızlıklar içinde kıvranan birçok kulübün baskılar altında bu tuzağa düşmesi kaçınılmaz hale gelecektir.
Akla bazı sorular geliyor. Türkiye’ye getirilen yabancılar gerçekten gelmesi gerekenler midir? Bunlar takımların gerçekten gereksinme duyduğu futbolcular mıdır? Yoksa, içiboşalmış da olsa sansasyon yaratıcı şöhret arayışı, ya da sırf yabancı getirmiş olmak için transfer yapma seçeneği mi asıl rol oynayan etmenlerdir?
Yabancı transferler, tiraj-reyting kaygılarıyla yandaşı sevindirmeyi kendine görev edinmiş medya tarafından abartılarla körükleniyor. Medyanın da katkılarıyla, yabancı oyuncu transferinin, başarısız yönetimlere, bitmiş itibarı yeniden kazanmakta ve güven tazelemekte destek olduğu görülüyor. Yandaşın ölçütleri, ses getirecek transfer ve ligdeki başarıdır. Kulübün parasal sıkıntılar içinde kıvranması yandaşın umurunda değildir. Hattâ öteki spor dalları da yandaşı pek ilgilendirmez. Hedef, maçları kazanmaktır.. Yalnızca futbol maçlarını… Bugün kulüplerin başarı ölçütü neredeyse yalnızca futbol ligindeki puan cetveli sıralamasına indirgenmiştir. |
Gelen yabancı oyuncu, ilke olarak, geçicidir, gidicidir. Onu T.C. uyruğuna geçirseniz de fark etmez. Zaten uyruk değiştirmede izlenen yol, ahlaki niteliği tartışılır bir çeşit hülledir. Yabancı için önemli olan, alacağı para ve geldiği yerde gününü gün etmektir. Geldiği kulübe renk aşkıyla değil, profesyonellik kurallarınca bağlıdır. Zaman içinde medyanın abartmaları çoğu kez onun başını döndürür; profesyonellik anlayışının bozulmasına, kendisini bağlı olduğu takımın üstünde görmesine ve takım ruhundan kopmasına daha iyi bir transfere kilitlenmesine neden olur. Yerli futbolcular açısından konuya bakıldığında, bu ortam içinde onlar da zamanla yabancıyı takım arkadaşları değil, rakipleri olan bir “yabancı” şeklinde görmeye başlarlar. “Para ona, övgü ona… O halde o oynasın” anlayışını destekleyecek türden, örneğin pas vermeme, oyundan düşürme gibi kasıtlı eylemler devreye girer. Sonuçta dostluk-arkadaşlık ortamı bozulur; takım, bir takım olmaktan giderek uzaklaşır. Bunun örneklerini çok yaşadık.
Yabancı transferine kapıları sonuna kadar açmakla bir yandan da yerli futbolcu kaynağını kurutuyoruz. Bakın, Türkiye yıllardan beri bu nedenle kaleci yetiştiremiyor; kaleci sıkıntısı çekiyoruz. Bu durum giderek genelleşecek. Yönetimler, yetiştirmek yerine ithal etmek gibi daha kolay görünen, daha pahalı, ancak gösterişli bir yolu seçmeyi yeğleyecekler. Zamanla, İngiltere’de örneği görüldüğü gibi, ulusal takım kurmakta bile zorlanacağız.
İsterseniz federasyonu biraz daha zorlayalım. Federasyon yabancı sayısını tümüyle serbest bıraksın; hattâ “takımlar yabancı futbolculardan oluşabilir, isteyen kulüp yerli futbolcu da oynatabilir” diye bir karar alsın. Bu gidişle, ömrü yetenler böyle bir kararın alındığı günü de görebilirler. Sonuçta, ülke ekonomisinde uygulandığı gibi, üretime ne gerek var, ithal edersiniz olur biter. |

