| Jupp Derwall’ın Ardından |
Kaynak :
28.06.2007 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Futbolun efsanevi adlarından biri olan Jupp Derwall artık yok. Alman Ulusal Takımı’nın başarılı teknik yöneticisi, daha sonra 1984’te Galatasaray’a gelmişti. Galatasaray’ı bulunduğu noktadan çok yukarılara taşırken belki farkında olmadan Türk Futbolu’nun da yükselmesine hizmet ediyordu. Derwall’in Türkiye’den ayrılmasından sonra Galatasaray’da ve Türk futbolunda yükseliş sürdü; bunda onun payını göz ardı etmek haksızlık olur.
Ligde 14 yıl boyunca şampiyonluk özlemi çeken Galatasaray’ı şampiyonlukla yeniden tanıştıran adamdı Derwall. Galatasaray’daki 4 yılına, 2 lig şampiyonluğu, 1 Türkiye Kupası, 2 Cumhurbaşkanlığı, 1 Başbakanlık ve 1 TSYD Kupası, yani toplam 7 kupa sığdıracak; 1989’da Galatasaray’ı Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı finale taşıyacaktı. Ayrıca kulübe ektiği çağdaş futbol anlayışı, başarılı bir geleceğin ilk tohumlarını oluşturacaktı.
Derwall kendisini emekli ederken yerine Mustafa Denizli’yi bırakarak ayrıldı Galatasaray’dan.
Türkiye’deki ilk günlerinde karşılaştığı güçlüklerin, sıkıntıların üstesinden gelebilmişti; hattâ kimi kendini bilmez sözde yandaşların taşkınlıklarına da göğüs gererek… Bu tatsız olaylar bile onun Türkiye sevgisini azaltmamıştı. Her durumda, uluslararası konumunu ve ilişkilerini Türkiye’nin yararına cömertçe sunmaktan geri kalmadı.
Derwall Galatasaray günlerinde yaşadıklarını, “Türkiye Anıları” adlı kitapta topladı. Bersay Yayıncılık’ın 1993 yılında çıkardığı kitabını Derwall bakın nasıl bitiriyor. Son cümlelerini sizlere aktarmak isterim. Derwall’i kendi yazdıklarıyla tanımak ve onu bir kez de böyle anmak bana daha anlamlı geliyor:
“İstanbul’un ışıklarının yandığını bir kez daha görmek ne kadar güzel olurdu… |
Tüm dünyadan gelen gemileri, oradan oraya sürekli gidip gelen ve suyun üzerinde meşaleler gibi süzülen araba vapurlarını yeniden görmek…
Bir kez daha Kumkapı’da “Cemal”e gitmek; annemin mutfağından çıkmış gibi balık yemek; yanında bir şişe de rakı açmak… Ne güzel olurdu…
Bir kez daha Kapalıçarşı’ya, Balıkpazarı’na, Yeşilköy’deki “Hasan”a, Sarıyer’deki balık cennetine, Hilton’un roof’undaki restorana ve İstanbul’u sevilir kılan daha pek çok yere şöyle bir uğramak ne güzel olurdu…
Belki bir gün Boğaz’ı, Galata Köprüsü’nü, Topkapı Sarayı’nı ve camileri bir kez daha görebilirim…
Kim bilir?..
Güzel bir zamandı geçen… Ne yazık ki, kısacıktı. Ama dolu dolu yaşandı…
Teşekkürler Sevgili İstanbul!..
Ve teşekkürler büyük ülke Türkiye!..
Yaşamama izin verdiğiniz sayısız harikulade gün için teşekkürler…
Eğer onları yaşamamış olsaydım, hayatımın en anlamlı günlerini kaçırmış olacaktım…”
İşte yazdıkları… Öylesine şairce, öylesine içten ve sevgi dolu… Büyük bir Türk dostunu yitirdik; hepimizin başı sağ olsun.
|

