Kemal Ahmet Arû’yu Anarken Kaynak : 02.07.2012 - Yapı Dergisi - 368 | Yazdır

Kemal Ahmet Bey 1932’de, (ben doğmadan beş yıl önce) Galatasaray Lisesi’ni bitirmiş; 1937’de de Güzel Sanatlar Akademisi’ni. Yaşamının önceki ve sonraki bölümleri yaşam öyküsünde bulunabilir. Ben pek kolay rastlanamayacak bazı anılara değinmek istiyorum.

Kemal Ahmet Arû, 1973-75 yılları arasında Galatasaray Spor Kulübü yönetiminde görev almıştır. Aslında Arû’nun sporla ilgisi yok gibiydi. O tarihlerde kendisine, “Galatasaray’da görev alınmaz, verilir” denmiş olduğuna eminim; çünkü o camiada, Galatasaray Lisesi’nde okumuş olan herkesin “Galatasaraylılığa borcu” olduğu kabul edilir. Kemal Ahmet Bey Kulüpte, kuşkusuz, futbolla ya da başka bir spor dalıyla ilgilenmedi; ama başta Florya’daki spor tesisleri ile lise girişinin arkasındaki Galatasaray Müzesi’nin yapımı ve genişletilmesi olmak üzere bazı yönetimsel işlerle ilgilendiğini söyleyebiliriz.

(…..) İTÜ Kampüsü’nün Maslak’a taşınması, daha doğrusu, kampüsün Maslak’ta kurulup geliştirilmesinde en büyük pay kanımca, Kemal Ahmet Bey’indir. O zamanlar özellikle Mimarlık Fakültesi’nde yeni kampüs fikrine şiddetle karşı çıkan öğretim üyeleri vardı. Üniversite’nin şehir merkezinden uzaklaşması istenmiyordu. Maslak şehir merkezinden uzak bir nokta gibi görülüyordu. O günün kabullerine göre bir bakıma öyleydi de… O tarihlerde şehrin kuzeye doğru kayma çılgınlığıyla karşı karşıya kalmayacağı düşünülüyordu. Kemal Ahmet Bey, bütün güçlükleri Rektör Bedri Karafakioğlu’nun da desteğiyle aştı ve Kampüs’ün Maslak’ta edinilen araziye yerleşmesinin öncüsü oldu. Kampüs yerleşmesinin ve tasarımının beklenen mimari düzeyde olmamasını bir yana bırakırsak kampüs fikri onurunun, Kemal Ahmet Bey’in öteki birçok başarısını aşan, belki de en büyük yaşam başarısı olduğunun teslim edilmesi gerekir.

İTÜ Ayazağa Kampusu maket fotoğrafı, 1970. 

Soldan sağa: İmer Sunguroğlu, Kemal Ahmet Arû, Güner Gezim, Gürkan Gezim, Doğan Hasol, Ruhi Kafesçioğlu, Hannover, 1967.

Prof. Dr. Ahmet Keskin’le bu yarışmaya katılıyorlardı. Hoca, sıcak sohbet sırasında gençlerin yeterince enerjik olmadığından yakınıyordu. “Genç” dediği Ahmet Keskin’di. O günlerde Hoca 86 yaşındaydı; Ahmet Keskin ise 73.

Bir gün yine beni telefonla aradı; Teşvikiye’deki evinde buluştuk. Kitap olarak hazırladığı anılarından söz etti. Bir bankanın yayıneviyle kitabın basımı konusunda anlaşmışlar; kendisine bir avans bile ödenmiş. Kitabın basılması uzadıkça uzamış; sonunda da kendi iç sorunları nedeniyle yayını gerçekleştiremeyeceklerini bildirmişler. Hattâ avanstan da vazgeçmişler.

Hoca bütün bunları anlatırken dertliydi. “Hocam üzülmeyin kitabı biz YEM’de basarız” dediğimde bir yandan sevindi, bir yandan da “Koskoca banka basamadı, sen nasıl basacaksın?” diye kuşku belirtti. Oysa, Hoca’nın Türk Kenti adlı kitabını daha önce YEM’de yayımlamıştık. Üstelik, anılarının bir bölümünü YEM’in Harbiye’deki konferans Salonu’nda “Anılarda Mimarlık” dizisi kapsamında anlatmıştı. Onları da daha önce yayımlamıştık. Önerinin ciddi olduğunu anlayınca, zaten açılmış olan viski şişesinden yüklü birer bardak daha alındı, kutlamaya Hayzuran da çağırıldı. Ve “Kemal Ahmet Arû / Bir Üniversite Hocasının Yaşamının 80 Yılı” kitabı Aralık 2001’de böyle çıktı. O zaman Hoca 89 yaşındaymış.

Ayrıca Hoca çok iyi bir arşivciydi de. Teşvikiye’deki evi belgelerle, projelerle, fotoğraflarla doluydu. Kendisinden alarak Sanal Mimarlık Müzesi’ne aktardığımız fotoğraflar mimarlık belleğimizi zenginleştirdi.

Hoca ilerlemiş yaşına rağmen evinde sürekli olarak çalışıyor ve yeni kitaplar üretiyordu. Yayımlanmak üzere bize 3 kitap daha verdi. Genel Kültür, Üniversite Yapıları ve Kentsel Tasarım. Ne var ki o kitapları onun geriye kalan kısa yaşam süresi içinde yayımlayamadık.

Hoca’yı bir kez daha özlem ve saygıyla anıyorum.

Yazının tamamı için Bkz.: www.kemalahmetaru.itu.edu.tr