| Bir Sis Çanı: Demirtaş Ceyhun |
Kaynak :
31.07.2012 -
Aydınlık Gazetesi
|
Yazdır
|
|
1967 başında Demirtaş Ceyhun’la halef selef olduk. Benim sekreterlik görevim sona ererken Demirtaş İstanbul Şubesi Sekreteri seçildi. O sıralarda bir yandan da Yayın Komitesi’nde görevlendirilmiş ve MİMARLIK dergisinin yazı işleri müdürlüğünü üstlenmiştim. Bu görevler askerlik için ayrılacağım Ekim 1969’a kadar sürdü. O süre içinde hep Demirtaş’la birlikte olduk. Kimi konularda aynı görüşte olmasak da dürüstçe, dostça, kardeşçe… Sürekli olarak Oda’daydık. O kadar ki, “biri Demirtaş, öteki Demirbaş” diye anılır olmuştuk şaka yollu… Bir kez daha halef selef olacaktık Demirtaş’la: Askere giderken dergideki görevimi kendisine devrettim. Demirtaş derginin yayınını iki yıl başarıyla sürdürdü. Askerlik dönüşü Demirtaş’la yeniden buluştuk. Bu kez Yapı-Endüstri Merkezi’nde… Mart 1973’te YEM’in Harbiye’deki daimi yapı malzemesi sergisinin bir vitrinini bir kitabevi için, Demirtaş’a tahsis ettik. Kısa bir süre sonra o kitabevi sanatçıların, yazar-çizerlerin uğrak yeri haline gelmiş hattâ o günlerin moda deyişiyle; “Demirtaş’ın yeri” şeklinde anılır olmuştu. Müdavimler arasında Aziz Nesin, Vedat Türkali, Hilmi Yavuz, Nevzat Üstün, Nuri İyem, Nuri Ergün, Yurdaer Altıntaş’ı anımsıyorum. Aynı yıl Temmuz ayında Demirtaş’ın da yüreklendirmesiyle YAPI dergisinin ilk sayısını çıkardık. Ayrıca, konferans salonunda kitabevi etkinliği olarak hiç yorulmadan haftalık edebiyat toplantıları ve imza günleri düzenliyordu. Konuşmacılar arasında Fazıl Hüsnü Dağlarca, Aziz Nesin, Behçet Necatigil, Necati Cumalı, Yaşar Kemal, Haldun Taner, Tahir Alangu, Rauf Mutluay, Füruzan gibi ünlü edebiyatçılar vardı. Demirtaş edebiyat dünyasıyla bu denli iç ice olmanın verdiği güvenle bir Yazarlar Sendikası kurma fikrini gündeme getirdi. Sendika Demirtaş’ın o günlerdeki çabalarının ürünü olarak doğdu. Sendikada genel sekreterlik ve ikinci başkanlık görevlerini üstlendi. Başkan Aziz Nesin olacaktı. Artık Mimarlar Odası’ndaki görevleri bitmişti. Nedenini tam olarak anımsayamıyorum. Belki de biraz küskünlükle Oda’dan istifa etti: Bu istifa onun yalnızca Oda’dan değil, pratikte mimarlık mesleğinden de kopuşuydu. Yine o dönemde kitabevini de, bütün canlı etkinliklere karşın gelir bakımdan asgari beklentileri bile karşılamadığı için kapatmak zorunda kaldı. “Artık yalnızca edebiyatla uğraşacağım” diyordu. Aslında bu kararı biraz da gemileri yakmak gibiydi. Dediğini yaptı; kendisini yalnızca edebiyata, düşünmeye, araştırmaya, yazmaya verdi. Seçtiği yolda yalpalamadan yürüdü. Bütün güçlüklere göğüs gererek… Öyküler, romanlar, toplumsal ve siyasal deneme ve inceleme kitapları yayımladı; ödüller kazandı. |
Demirtaş son zamanlarda her hafta Aydınlık dergisindeki sütununda, zaman zaman da Cumhuriyet’te yazıyordu; Ulusal Kanal’da da haftalık bir TV edebiyat programı vardı. Aydınlık’taki son yazısı Melih Cevdet’in Telgrafhane adlı şiirindeki, “Düzelmeden memleketin hali/Uyumayacaksın/Bir sis çanı gibi gecenin içinde/Ta gün ışıyıncaya kadar/Vakur metin sade/Çalacaksın” dizeleriyle başlıyor ve Türkiye’de aydın kavramının sil baştan irdelenmesi gerektiğini “Güneydeki mayınlar” bağlamında tartışıyordu. Yazının sonunda bir veda notu vardı: “Sevgili dostlar, bir süre için tatile çıkacağım, sizlerden izin istiyorum. Yeniden buluşuncaya kadar hoşçakalın” yazısının başlığı ise, “Sis Çanı Çalıyor”du. Bu onun veda yazısı oldu. Demirtaş, Teşvikiye Camisi’nden alkışlarla uğurlandı. Cenazesi, görmeye alıştığımız veda kokteyllerinden(!) farklıydı: Hüzün doluydu. Kaybından sonra hakkında çok şey yazıldı, çok şey söylendi: Edebiyatçılığı, yazarlığı vurgulandı; vurguda mimarlığı çok gerilerde kaldı. Oysa kararlılıkla seçtiği yolda önündeki en büyük engel, yazın dünyasının kendisini kabul sürecindeki olumsuzluğuydu. Uzun süre, “O yazar değil ki, mimar” diye dışlanmaya çalışılmıştı. Bu kez, anılmasını istediği gibi, “edebiyatçı, yazar, düşünür”olarak anılıyordu. Mimarlığı geri planda kalsa da mimarlık örgütlenmesinin bir döneminde bıraktığı izler unutulmadı ve çizdiği bilinçli ve onurlu yaşam çizgisiyle mimarlığın yüzakı oldu hep. Onun yaşam çizgisinde ortaya koyduğu kararlılık örneği, gençler için hep bir “Sis Çanı” olacak. Bir Öykü Yazarlar Sendikası günlerinde yaşanan bir olayı, Demirtaş’ın kişiliğini, bağımsızlık anlayışını, çizgisini ve dik duruşunu ortaya koyması bakımından aktarmak isterim. ABD’li yazar Arthur Miller İstanbul’dadır. Bir gün Yazarlar Sendikası’nın konuğu olarak hep birlikte Boğaz’da Yeniköy iskelesinin yanındaki lokantaya giderler. Arthur Miller yemek sırasında Türkiye’ye ilişkin bazı görüşlerini eleştiri dozunda dile getirmeye kalkar. Demirtaş’ın karşılığı ilginçtir: “Bakın Bay Miller… Deminden beri şu iskeleye yanaşıp ayrılan motorları, inip binen yolcuları görüyorsunuz. Şu kalkan motora bakın… Biz Avrupa’dayız; onlar on dakika sonra karşıda, Asya’da olacaklar. Biz, Avrupa ve Asya arasında mekik dokuyan bir toplumuz. On dakika içinde Asyalı ya da Avrupalı oluveririz. Sizin Türkiye’yi anlamanız kolay değildir.” Demirtaş, düşünen, yazan; görüşlerini, tepkilerini yüreğiyle ortayakoyan, adam gibi adamdı. |

