Kimin Toprağını Kime Veriyorsunuz ? Kaynak : 01.03.1994 - Yapı Dergisi - 148 | Yazdır

YAPI’nın geçen sayısında İstanbul Belediye Başkan adaylarının taşra kökenli olduklarını ileri sürerek taşralı seçmenlere selam gönderdiklerine, onlara bu yoldan yaranmak istediklerine değinmiştim. Kendilerini seçmene tanıtmak için bu bir başlangıçtı. Şimdi sıra, tutulup tutulmaması politika arenasında pek de önemli olmayan politikacı vaatlerine geldi. Vaatler zinciri belde adaylarından Başbakana kadar uzanıyor.
Başbakan Tansu Çiller’in, gecekondulara tapu verileceğini söylemesi ciddi çevrelerde tepkilere yol açtı. Tepkilerin giderek artması, gecekondu konusunda kamuoyunda ilk kez bir bilinçlenmenin başladığını gösteriyor. Herkes artık biliyor ki söz konusu olan, yıllar öncesinin masum gecekondusu değildir.
Bugün artık gecekondu yalnızca bir araçtır ve asıl amaç kent toprağının bu yoldan yağmalanmasıdır.
Yağmalama, yıllardan beri politikacıların ödünleriyle, oy uğruna sergiledikleri halk dalkavukluğuyla, bazan da kişisel çıkarları için sürüp gidiyor. Politikacılar için gecekondu yöreleri her zaman oy depoları olarak görülmüştür.
Böylece, büyükşehir belediye başkan adaylarının hemen hepsi kampanyanın ilk günlerinde eski gecekonduların affedileceği, bunlara tapu verileceği vaadiyle ilk selamı, gecekondu mahallelerinde yaşayan seçmene göndermek gereğini duydular. Bu adaylar acaba vaatlerinin, binlerce yeni seçimkondunun yapımına yeşil ışık yaktığını bilmiyorlar mıydı?
Başbakan’ın bu çerçevedeki talihsiz sözleri, ilkin kimi basın ve yayın organlarınca, gecekondulara müjde olarak sunuldu (1). Başbakan Emirgan Sarı Köşkteki “pazar sohbeti”nde, Türkiye’de dünya kentleri yaratmak iddiasında olduklarını belirterek “mevcutlara imar izni ve tapu vereceğim” diyordu.
Sonraki günlerde bilinçli çevrelerin çığlıkları gelince adaylar ağız değiştirmeye, gecekondu yapımının artık, arazi mafyasının, at oynattığı bir alan haline geldiğini söylemeye başladılar.. Başbakan da, gösterilen tepki karşısında, sözlerinin yalnızca eski gecekonduları kapsadığını vurgulamak gereğini duydu.
Ne yazık ki, sorumsuz beyanlar yüzünden atı alan Üsküdar’ı geçmiştir. Şimdi seçimkondu yapımı ve kaçak yapılaşma doludizgin gidiyor. İnşaat kesiminde, ülkenin bütün ekonomik alanlarında olduğu gibi, büyük bir durgunluk sürerken, çimento satışlarında ciddi bir patlama var.

Yıllar boyunca, şehirlerimizin perişan hale gelmelerinin sorumlusu olarak “mimarlar” gösterildiler. Bu, basit bir hedef saptırması, büyük bir kolaycılıktı. Doğruyu bulmak için bazı sorulara yanıt arayalım.

• Şehirleşme kaçınılmazdı; ancak kimler, insanları, çaresizlik içinde şehirlere göç etmek zorunda bıraktı? Şehirlere göçü kim yüreklendirdi?
• İmar aflarını kim çıkardı; kaçak yapıları kim affetti?
• Gecekondulara, seçimkondulara kimler yeşil ışık yaktı? Seçim öncesinde ya da sonrasında tapuları kim dağıttı?
• İmar ıslah planlarını kim icat etti, hazırlayıp yürürlüğe koydu? Su havzalarının çevresinin yapılarla işgaline kim göz yumdu?
• Yeşil alanları, ormanları kim yapılaşmaya açtı?
• Şehir merkezlerinde yapılaşma yoğunluklarını kim arttırdı? Kentin oranlarını, dokusunu kim zorladı ve değiştirdi? Planlama yerine keyfi uygulamalarla şehirleri kimler yönetti?
• Kent toprağını spekülasyona kim açtı? Spekülasyonu önleyici düzenlemeleri kimler engelledi ve yapmadı? Arazi mafyasına kim teslim oldu?

Bu liste uzar gider … “Kentlerimizi, şehirlerimizi kim mahvetti?”nin yanıtı, yukarıdaki soruların yanıtında yatmaktadır. Daha önce de birkaç kez yazdığım gibi, şehirlerimizin bugünkü perişan duruma gelmelerinin birinci derecedeki sorumluları, insanların topraklarını, evlerini barklarını bırakarak düzensiz bir şekilde kente göçmelerine neden olan, kente göçü özendiren, kent toprağının yağmalanmasına göz yuman basiretsiz politikacılardır.
Siz de bu politikacılara katılırsanız, size sormazlar mı Sayın Başbakan: “Kimin malını kime veriyorsunuz?”.
Verdiğiniz kamunun toprağıdır, herhangi bir malla kıyaslanamayacak kadar önemlidir. Hakkınız ve yetkiniz olmadığı halde bağışlayacağınız toprak şehirlerimizin geleceğinin ipotek altına alınmasına ve giderilemeyecek şekilde tahribine yol açmaktadır. Başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere büyük şehirlerimiz yıllardan beri bu tür uygulamaların acısını yaşıyor.

Hiç kimse ülke toprağını yağmaya açamaz; başbakan bile olsa.