Kötü Mekânda İyi İnsan Yetişmez (Söyleşi: Murat Menteş) Kaynak : 05.08.2016 - Kara Karga Dergisi | Yazdır

Önemli mimarlarımızdan yazar Doğan Hasol’Ia konuştuk. Bu söyleşi kısa, önemli ve çarpıcı bir mimari dersi niteliğinde. Okumanızda fayda var.

Mimarlık ne işe yarar?
Mimarlığın hedefi, insanlara mutlu çevreler yaratmaktır. Şehir plancılığı ve kentsel tasarım, mimarlığı tamamlar.

Bina nedir?
Binalar tek başına yaşamaz; çevresi var. Bina, çevresine katkı getirmeli. Güzel bir bina yaptırmanız yetmez. O bina yalnızca sizin değil, tapusuna sahipsiniz ama yüzlerce yıl boyunca, çevredeki insanlar da her gün onu görecekler. Mimari bilinci, toplumsal bir sorumluluk getirir.

Mimari, insanları etkiler mi, nasıl?
Etkiler, hem de çok… Kötü mekânda iyi insan yetişmez. Medeniyet, kentlerde gelişmiştir. “Medeni” zaten “kentli” demektir. Medeniyetlerin niteliği, kentlerin niteliğine bağlıdır.

MİMARİ UYUM = TOPLUMSAL BİRLİK

Toplum ile mimari ilişkisi nasıldır?
Bazı ülkelerde mimarlık yasaları var. Fransız mimarlık yasasının ilk maddesi “Mimarlık, uygarlığın bir ifadesidir” diyor. Bir şehrin mimarisine bakarak, o şehirde yaşamış ve yaşamakta olan insanların niteliği hakkında karar verebiliyorsunuz. . Mimari, insanların kültürel konumunu, psikolojisini, ilişkilerini, kısaca her şeyini etkiler ve yansıtır. Kaldırımlar genişse, evler bahçeli, az katlıysa, sokaklar iyi aydınlatılıyorsa… Orada toplumsal bütünlük, mutluluk vardır. Mimari sayesinde suç oranını düşürmek bile mümkündür.

Suç oranı mı?..
Churchill’in bir sözü var: “Biz binalarımızı biçimlendiririz, sonra da onlar bizi biçimlendirir.” Ben onu şöyle genişletiyorum: “Biz şehirlerimizi biçimlendiririz, sonra da onlar bizi biçimlendirir.” Mesela “İstanbul efendisi” tabiri “İstanbul şehrinin biçimlediği bir insan” demektir. Hepimiz, biraz da inşa ettiğimiz bu şehirlerin biçimlediği insanlarız. Ne var ki bizde “sokak uyumu” gözetilmiyor, binalar önden üstten düzenli bile değildir. Bu da aslında toplumsal birlik ve eşitliğe, ahenge varmayı zorlaştırıyor.

ŞEHRİ PLANLAMAK, İSTİKBALİ PLANLAMAKTIR

Şehirlerimizin mimari durumu hakkında ne söylersiniz?
Türkiye, şehir planlaması hususunda geri kaldı maalesef. Kentsel planlamada kentin nüfusu, ekonomisi, orada hangi işlevlerin yoğunlaştırılacağı hesaba katılır. Bir turizm şehri mi, üniversite şehri mi vb.?.. Bunlara bilimsel olarak karar verirsiniz. Ulaşımın nasıl akacağına karar verirsiniz. Planlı şehirde trafik sıkışmaz. İstanbul’un nüfusu 20 milyon… Almanya’nın nüfusu bizimkiyle aynı, yüzölçümü bizden küçük. Fakat hiçbir şehrinde nüfus 4 milyonun üzerinde değil, Berlin’de 3,6 milyon insan yaşıyor. Şehri planlamak, geleceği tasarlamaktır. Sen şehri düşünürsen, şehir de seni düşünür.

İstanbul’un hali ne olacak?
İstanbul’da nüfus artırıcı işlemler yapılıyor, sonra trafikle boğuşuluyor; bu, bilimsel yaklaşım değil. EI yordamıyla ilerliyoruz. Nüfusun fazla olduğu kentler, gerilimin yüksek, verimin düşük olduğu kentlerdir. Avrupa’da sokaklarda engelli insanlar görüp “Avrupa’da ne çok engelli var!” diye şaşırıyoruz. Hâlbuki Türkiye’de engellilerin sokağa çıkabilmesi için mimari çözümler üretilmiyor. İstanbul’un tüm sokakları otopark haline getirildi. Bu, uygar bir şehir manzarası değil, İstanbul çok önemli bir şehir ama medeni bir şehir sayılamaz, Afet durumunda toplanılacak alanlar bile imara açıldı. Ayrıca kentsel tasarımla ilgilenen kimse yok. Siluet berbat… Kentsel tasarım ve siluet etüdü yapmazsan, tabii berbat olur.

GECEKONDULAR VE JAPONLAR

Gecekondulaşma ve kaçak yapılar hakkında…
İlk gecekondular masumdu. 1945, savaş sonrasında insanlar şehirlere koştular. Yoksul insanlar tek göz gecekondular yaptı. Bu tamam. Fakat onlara tapu verme ve kat karşılığı arsa devri ile kaçak yapılaşma başladı. Sonraki yıllarda her seçimden önce kaçak yapılaşma furyasında çimento satışlarında patlama oldu. Çünkü tüm siyasi partiler, bu kaçak yapılaşmayı oy getiren bir olay olarak kabul ettiler. Sonuç: İstanbul’daki binaların yüzde 75′i kaçak. Bu, resmî veri.

Gelişmiş ülkelerde mimari ne durumda?

Gelişmiş ülke, mimari bilince sahip ülkedir zaten. Japonya’ da gökdelen yapmak isteyenler, komşularına “nisshoken” yani “güneş hakkı” diye bir bedel ödemek zorunda. Yani “Senin gökdelenin, insanların belli saatlerde güneş almasını önleyecek; dolayısıyla daha çok yakıt harcayacaklar. Sen, gökdelen yapmadan önce, bu insanlara şu kadar yıllık tazminat ödemek zorundasın” diyorlar. Tokyo’da araba alacağınız zaman da park yeri göstermek ve bunu belgelemek zorundasınız.

MİMAR SİNAN YAŞASAYDI…

Son dönemde mimarimiz ne durumda?
Son dönemde Osmanlı, Selçuklu tarzı binalar dayatılıyor. Mimarlık, bir sanat dalı olarak yenilikçi olmalıdır. Bugünün mimarı olmamız gerekir. Mimar Sinan bugün yaşasaydı, acaba aynı binaları mı yapardı? Kesinlikle yapmazdı. Taşı tuğlayı kullanarak o formu yaratan adam betonarmeyle, çelikle kim bilir neler yapardı? Osmanlı’yı, Selçuklu’yu kopyalarsanız, ileride insanlar bu dönemde hiç mimar yaşamadı sanırlar. Çamlıca Camisi, Ataşehir Mimar Sinan Camisi gibi yapılar, eski eser görünümünde. Yaşayan yenilikçi bir mimari ortaya koyamamak, mimarlığın namusuna aykırıdır.

ŞEHİRLERİMİZ YEŞİL ALAN FAKİRİ

Romalı mimar Vitruvius, 2000 yıl önce mimaride “dayanıklılık, kullanışlılık ve estetiği” şart koşmuş…
Bugün ona “ekonomi ve ekolojiyi” eklememiz lazım. Yapılar ekonomik olmalı, çünkü kaynak tüketiyorsunuz. Ekolojik olmalı çünkü çevreyi kirletemezsiniz; korumak zorundasınız. Çevre, yeşil alanlar çok değerli. New York dünyanın en büyük kent yeşiline sahip. Gelişmişlik aynı zamanda bu dengeyi kurmaktır. Tarım alanı açmak için, apartman yapmak için, inşaat için yıllarca ormanlar; çok değerli ahşap yapılar yakıldı, yok edildi. Hâlâ çevreyi ve mimariyi korumada zayıfız. Londra Belediyesi’nin yaptırdığı bir araştırma var. Dünyanın en önemli 21 şehrini incelemişler. Ne yazık ki İstanbul “yeşil alan” fakiri. Kişi başına 2 m2 aktif yeşil alan düşüyor; yeşilin kent alanına oranı yüzde 1,5. Yeşil alanları yok edip, binalar yapıp, nüfusu yoğunlaştırıp, trafiği de çözümsüz kıldığınız zaman insanlar tabii ki mutsuz ve hasta olur.

Ali Sami Yen Stadı yıkıldığında “Burayı Ali Sami Yen Parkı” yapın diye yazdınız…
Çünkü stat yeşil alandı. Fakat TOKİ’ye verdiler, gökdelen yapıyorlar. Depremde sığınılacak bir yerdi orası. Ayrıca şimdi, korkunç bir trafik yükü de getirecek.

OKUL BİNASI VE ÇOCUKLARIMIZIN MUTLULUĞU

Okullar, eğitim yapılarının mimarisi?
Okulların, çocuklar için cennet gibi mekânlar olması lazım. Çocukların okula severek, koşarak gitmeli. Bir çocuk her gün gittiği okulda mutlu olmuyorsa, yazık değil mi?

Okullarda mimari dersi okutulsa?
Harika olur. Liselerde hiç değilse haftada bir mimari dersi konsa… Mimariyi, cepheyi süslemek sanıyor insanlar. Hâlbuki bir mekân bilimi ve mekân yaratma sanatı bu. Mimarlık bilinci herkes için gerekli. Yaşanılan her ortam mimari ortamdır. Okul, fabrika, ev, sokak… Hepsi.

BETONLAŞMA

Betonlaşmadan şikâyetçiyiz. Peki, betonarme bina kötü mü? Yapı malzemesi değişmeli mi?
Her malzeme iyidir. Betonarmenin de doğru kullanılması gerekir. Depremden sonra herkes “Müteahhit malzemeden çalmış!” dedi. Oysa, çalınan malzeme değil, bilgidir. Mimarlık, mühendislik hizmeti almadan bina yaparsanız sonuç böyle olur. Deniz kumunu olduğu gibi kullanırsan beton kalitesiz olur. Betona konacak suyun miktarı bellidir. Tutturamazsan, sağlıklı bir beton olmaz; o bina da betonarme olmaz.

13 kitap yazdınız. Yeni eseriniz ne olacak?
20. Yüzyıl Türkiye Mimarlığı adlı bir kitap yazıyorum. Eylül ayında çıkacak…