Çok Özel Bir Kültür İnsanı Bülent Özer’in Ardından… Kaynak : 01.08.2016 - Yapı Dergisi - 416 | Yazdır

Bülent Özer’i 6 Haziran 2016 gecesi hiç beklenmedik bir şekilde kaybettik. Aynı akşam 18:00 sularında telefonla uzun uzun, keyifli bir şekilde konuşmuştuk. Birkaç saat sonra çok kötü bir sürprizdi başımıza gelen… İlk kez, 1961 yılında kendisinin çağrısı üzerine Mimarlık ve Sanat Dergisi’nin yayın kadrosu içinde buluşmuştuk. O, dört yıl önce İTÜ Mimarlık Fakültesi’ni bitirmiş ve Mimarlık Tarihi Kürsüsü’nde asistan olmuştu; ben daha diploma projesi öğrencisiydim.

Derginin yayını, Bülent Özer’in girişimiyle başlamıştı; en yakın destekçisi Doğan Kuban’dı. Ben katıldığımda ilk sayı çıkmıştı; sonuç heyecan vericiydi. O günün artık belirsiz aralıklarla çıkan tek dergisi Arkitekt’ten içerik ve anlayış olarak çok farklıydı: Mimarlığın düşünsel, bilimsel, eleştirel yanı ağırlıklıydı yeni dergide… Mimarlık ve sanat konularını, işin felsefi boyutunu da katarak bütüncül bir anlayışla ele alıyordu.

Haziran 1961’de fakülteyi bitirdiğimde Bülent’in ısrarı yol göstericim oldu. Kasım 1961’de ben de asistan olarak fakültenin öğretim kadrosuna katıldım. Artık hep bir aradaydık.

Mimarlık ve Sanat’ı, ikisi çift sayı olmak üzere ancak 10 sayı çıkarabildik. Parasal güçlükleri aşamamıştık; kıt asistan maaşlarımızın desteğiyle abonelere borçlarımızı ödeyerek yayına son vermek zorunda kaldık. Ne var ki yayıncılığın tatlı kurdu içimize girmişti. Bu kez, kendimizi Oda’nın dergisi MİMARLIK’ın yayın uzmanları konumunda bulduk. Derginin daha ilk üç sayısı çıkmıştı. Çiçeği burnunda MİMARLIK dergisini geliştirmek gibi bir görev ve sorumluluk söz konusuydu.

Bülent Özer çok iyi yetişmişti; aldığı öğrenime ek olarak kendisini çok iyi geliştirmişti; sürekli okuyan, okuduğunu irdeleyen, özümseyen, doymaz bir “otodidakt” idi. Mükemmeli arayan bir yapısı vardı. Çocukluğunda başladığı Fransızcayı, St. Joseph Fransız Lisesi’nde üst düzeye çıkarmış, daha sonra kendi kendine Almancayı öğrenmişti. O kadar ki, bir süre sonra kendisini mükemmel Almancasıyla Türk-Alman Kültür Heyeti’nin Başkanı olarak görecektik. Aynı konum, Fransızlarda da olacaktı.

1964’te, “Rejyonalizm, Üniversalizm ve Çağdaş Mimarimiz Üzerine Bir Deneme” konulu doktora tezini tamamladı. O çalışma da tümüyle kendi çabalarının, bilimsel araştırmalarının ürünü olarak ortaya çıktı. O tarihte hocaların olabilecek katkısı çok sınırlıydı. Hemen hiçbirinin doktorası olmadığı gibi, doğal ki yönlendirme deneyimleri de yoktu; zaten kısa bir süre öncesine kadar mimar öğretim üyeleri için doktora zorunluluğu da bulunmuyordu.

Bülent Özer’in doktora tezinin eğitim çevrelerinde çarpıcı ve uyarıcı bir etkisi oldu. 1964 yılı sonunda Güzel Sanatlar Akademisi Yönetimi kendisine hocalık önerdi. İTÜ’de etkin konuma gelebilmek için uzun bir yol ve süreç gerekiyordu. Bunu da göz önüne alarak öneriyi benimsedi; mimarlığı ve öteki sanat dallarını aynı potada yoğuran Akademi ortamında “Mimarlık Tarihi” öğretiminin

başına geçti. Onunla yetinmeyerek iki yıl sonra “Mesleki Temel Eğitim” (bir çeşit “basic design”) disiplinini kuracak, bir yandan da 1964-72 arasında İTÜ Teknik Okulu (Maçka) Mimarlık Bölümünde Mimarlık ve Sanat Tarihi dersleri verecekti.

Akademideki her dersi geniş kapsamlı içeriğiyle neredeyse konferans niteliğindeydi. Akademinin bütün öğrencilerine açık bir etkinlik olmuştu. Zaten o dersler Konferans Salonu’nda veriliyordu. DGSA’da bir süre sonra da AKADEMİ dergisinin yayınını başlatacaktı.

Bülent Özer kendini, kültür ve sanat temelinde “eğitim”e adamıştı. Yaşamı boyunca eğitim dışı bir işi olmadı. Oysa, bilgili olduğu kadar yetenekliydi de… Girdiği İslamabad Camisi uluslararası yarışmasında (C. Eren ve Ö. Tokcan ile birlikte) ikincilik ödülü almıştı, ama kendisi için birincil uğraş hep kültür ve eğitimdi. Sürekli olarak anlatıyor ve yazıyordu, yerli ve yabancı dergilere yazılar yetiştiriyordu (1).

Derslerin dışında ayrıca, konferanslar söz konusuydu: Akademi’de olduğu gibi, kimi yabancı ülkelerin İstanbul’daki kültürel etkinliklerinde de… Konferansları artık ülke dışına, davetli olarak çağırıldığı yabancı ülkelere de taşıyordu. Dostluk kurduğu Walter Frodl, Hans Köpf, Jürgen Joedicke, Bruno Zevi vb. gibi ünlü mimarlık tarihçilerinin, eleştirmenlerin de İstanbul konferanslarına önayak oluyordu. Tam bir kültürel etkinlikler zinciriydi kurduğu…

1968’de, Yapı-Endüstri Merkezi’nin kuruluşunda da birlikte olacaktık. 1973’te çıkan ilk sayısından itibaren de YAPI dergisinde… YAPI ilk çıktığında boyutlarıyla bile, yarım kalmış Mimarlık ve Sanat serüveninin devamı niteliğindeydi âdeta.

Doktora çalışması İTÜ’nün olanaklarıyla basılmıştı. Sonraki ilk kitabı “Bakışlar (Günümüzde Resim Heykel Mimarlık)” YEM Yayın’ın da ilk kitabı olacaktı. Onları, yine YEM’de yayımlanan “Yorumlar” ile “Kültür Sanat Mimarlık”ın çeşitli baskıları izleyecekti.

Bülent Özer, ülkedeki Mimarlık Tarihi eğitimine yepyeni bir soluk, yepyeni bir boyut getirmişti: Mimarlık Tarihi eleştirel bakışla, mimari tasarım kuramı, yöntembilimi ve sistematiği ilişkileri içinde ele alınmalıydı. Kuşkusuz Çağdaş Mimarlık da Mimarlık Tarihinin ayrılmaz bir parçasıydı.

YÖK’ün kuruluşu ile Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Mimar Sinan Üniversitesi’ne dönüştükten sonra Rektör Yardımcılığı, Bülent Özer’in emekliliğine kadar değişmez görevlerinden biri haline geldi. O dönemdeki çalışmaları da yine hep eğitim ve kültürel etkinlikler alanındaydı. Türkiye ile aralarında kültür köprüsü kurduğu İtalya, Almanya, Fransa, Avusturya devletlerinin kendisine verdikleri üst düzey nişanlar, eğitim ve kültür alanlarında uluslararası düzeydeki üstün çabalarının taçlandırılmasıydı.

Bülent Özer, yaptıklarıyla, yazdıklarıyla yaşayacak artık.

Çok değerli bir arkadaşımı, 55 yıllık yol arkadaşımı yitirmiş olmanın acısıyla…

Not: 1. Yazılarının listesi için Bkz. www.bulentozer.info