| Mimari Örgütlenmenin 100. Yılında İki Mimar: Emin H. Onat ve Sedad H. Eldem |
Kaynak :
01.11.2008 -
Yapı Dergisi - 324
|
Yazdır
|
|
1908-2008… Yüz yıllık bir dönem. 2008 yılı, o yıl yaşananlarla Türkiye tarihinde önemli bir dönüm noktası oluşturuyor. 2. Meşrutiyet 1908’de ilân ediliyor; Mebusan Meclisi yeniden açılıyor ve ülkeye göreli de olsa “hürriyet” (özgürlük) geliyor. Bu nedenle 2008 yılı her şeyden önce, Türkiye’de, zaman içinde gelgitlerle hırpalansa da “hürriyet” in 100. yıldönümüdür. 23 Temmuz 1908’de 2. Meşrutiyet’in ilân edilmesiyle toplum üzerindeki baskı azalınca birçok alanda örgütlenmenin yolu açılmıştır. Dönemin gözde ilkeleri, “Adalet, Hürriyet, Müsavat (eşitlik) ve Uhuvvet (kardeşlik)”tir. 1789 Fransız Devrimi’nin ortaya çıkardığı ilkelere Osmanlı’da “Adalet” eklenmiştir. Toplum, özlemini çektiği özgürlüğü solumaktadır. Dönem, “Devr-i Hürriyet” olarak da anılır. (1). Yeni siyasal ve toplumsal koşullar altında örgütlenme başlar, birçok alanda dernekler kurulur. İşte, Mimarlık alanındaki mesleki örgütlenmenin başlangıcı da 1908’e rastlar. Mimar Kemaleddin Bey’in Tanin gazetesinde yaptığı çağrıyla mimarlar ve mühendisler örgütlenmek üzere bir araya gelirler; 18 Eylül 1908’de Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti kurulur. Kuruluşta Cemiyetin 11’i mimar olmak üzere 21 üyesi vardır. Bu ilk örgütün 1919’da dağıldığı sanılıyor (2). Daha sonra 1912 yılında, üyelik için Osmanlı uyruğunda bulunma koşulu aranmaksızın, Fransızca adı “Association des Architectes et Ingénieurs en Turquie” (3) kurulmuştur. Bu örgütlenmeleri 1919 yılında “Mühendis Birlik Yurdu”, 1923’te “Türk Mühendisleri Ocağı” izleyecektir. Cumhuriyet’ten sonra ise 1925 yılında “Türk Mimar ve Mühendis Cemiyeti”, 1926 yılında Ankara’da “Türk Mühendisler Birliği” ve “Türk Yüksek Mühendisler Birliği”, sonra da 1927’de “Türk Mimarlar Cemiyeti” kurulmuştur. 1939’da “Türk Yüksek Mimarlar Birliği” adını alan bu cemiyet, bugün “Mimarlar Derneği 1927” adı altında etkinliğini sürdürmektedir. Mimarlık dünyamız için 1908’in başka bir özelliği de ünlü iki mimarımızın, Emin Halid Onat ve Sedad Hakkı Eldem’in doğdukları yıl olmasıdır. Bu nedenle Mimarlar Odası, bir yandan mesleki örgütlenmesinin 100. yıldönümünü kutlarken bir yandan da “1” numaralı üyesi Emin Onat ile, ülke mimarlığının en önemli adlarından Sedad Hakkı Eldem’i de anmak üzere etkinlikler düzenliyor. Biz de burada, ülkemiz mimarlığının bir dönemine bireysel ve ortaklaşa olarak tasarımcı, eğitimci kimlikleriyle damgalarını vurmuş olan bu iki önemli büyük insanı çeşitli yönlerine de eğilerek analım. Emin Halid Onat 1926’da Yüksek Mühendis Mektebi’nin yeni açılan “İnşaat Şubesi”ne girmiş, üçüncü sınıftan sonra Zürih Politekniği ETH’ya burslu olarak gönderilmiştir. “1934’te ETH’yi birincilikle bitirerek İstanbul’a, Yüksek Mühendis Mektebi’ne “müderris yardımcısı” olarak dönen Onat, 1935’te doçent, 1938’de profesör, 1943’te ordinaryüs profesör olur. Bu arada 1942 yılında, Mimar Orhan Arda ile birlikte katıldığı uluslararası Anıtkabir proje yarışmasında birincilik ödülünü kazanır. Yine o tarihlerde (1941) Nafia Vekâleti’ne (Bayındırlık Bakanlığı’na) bağlı Yüksek Mühendis Mektebi, Maarif Vekâleti’ne (Milli Eğitim Bakanlığı’na) geçer ve okulun adı Yüksek Mühendis Okulu olarak değişir. Okulun “bina-mimarlık” ile uğraşan ve İnşaat Şubesi adını taşıyan kolu, Emin Onat’ın büyük direnişlere karşı verdiği savaşımla Mimarlık Şubesi’ne dönüşür. Emin Onat 1942-43 öğretim yılında, yine Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Yıldız Teknik Okulu’nda Mimarlık Bölümü’nün kurulmasına önayak olur ve bölümün başkanlığını üstlenir. Dört yıllık lisans öğretimi veren bu bölümün öğretim kadrosunda Orhan Safa, Orhan Arda, Said Kuran, Emin Necip Uzman gibi adlar bulunmaktadır. Yüksek Mühendis Okulu’nun 1944’te İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönüşmesi sırasında Onat’ın yine büyük katkıları görülür ve bu kez, Mimarlık Fakültesi’nin ilk dekanı olur. İki dönem sürdürdüğü dekanlığı sırasında (1944-48) dönemin yerli yabancı seçkin öğretim üyelerini bir araya getirerek yeni bir öğretim kadrosu kurar. 1946’da Britanya Mimarları Kraliyet Enstitüsü RIBA kendisine onursal üyelik payesi verir” (4). 1948’de Uluslararası Mimarlar Birliği’nin (UIA) Türkiye örgütünü kurarak Lozan’da yapılan ilk genel kurulda Türkiye’yi temsil eder. 1951’de İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü olur… …”1956 yılında, Hannover TH’sının 125. kuruluş yıldönümünde seçilen 6 yabancı bilim ve sanat adamı arasında Emin Onat’a da mimarlık adına sunduğu üstün hizmetlerden dolayı Fahrî Doktorluk payesi verilir.” (4) Ölümünden sonra da TÜBİTAK Özel Hizmet Ödülü ile ödüllendirilecektir. Onat 1954’te iktidar partisi Demokrat Parti’den milletvekili seçilmişti. Demokrat Parti’nin 1954-57 arasındaki bu ikinci iktidar dönemi güçlüklerle doluydu; siyaset giderek sertleşiyordu. Onat, biraz da, siyasal alanda beklentilerini gerçekleştirememiş olmanın küskünlüğü içinde 1957’de yeniden aday olmayarak İTÜ’ye döndü. Yuvası kendisini bağrına bastı; ancak üç yıl sonra gelen 27 Mayıs 1960 ihtilalinin azizliğine uğradı. Yönetime el koymuş olan Milli Birlik Komitesi çeşitli üniversitelerden 147 öğretim üyesini bir anda emekliye sevk ediverdi. Bu öğretim üyelerinin çoğu saygın, değerli kişilerdi; aralarında ne yazık Ord. Prof. Dr. Emin Onat da vardı. Onat öğretim yaşamını artık, çaresiz, İTÜ yerine Hannover TH’sının çağrısına uyarak yurtdışında sürdürmeye hazırlanıyordu. Yazık ki ömrü yetmedi; 53 yaşında bu dünyaya veda etti. Sedad Hakkı Eldem’e dönersek… Eldem, ilk ve ortaöğrenimini babasının dış görevi nedeniyle Cenevre ve Münih’te tamamladıktan sonra, mimarlık öğrenimine 1924’te İstanbul Sanayi-i Nefise Mektebi’nde (sonra GSA, bugün MSGSÜ) başlamış, 1928’de bu okulu bitirerek kazandığı üç yıllık bursla Fransa, İngiltere ve Almanya’ya gitmiştir. Yurtdışında Perret, Jansen ve Poelzig gibi dönemin ünlü mimarlarının bürolarında çalışmıştır. Dönüşte, 1932’de Ernst Egli’nin yardımcısı olarak GSA’da öğretim üyesi olmuş, bir yandan da kendi bürosunu açarak serbest mimarlık çalışmalarına başlamıştır. Eldem, 1934’te ulusal mimarlık yapıtlarına ilişkin araştırmaların kapsamını genişletmek amacıyla, “Milli Mimari Semineri” adıyla bilinen Türk sivil mimarlığına yönelik çalışmalara başlamıştır. Geçmişin sivil ya da anonim mimarlık ürünlerini belgelemeyi amaçlayan bu çalışma, koleksiyonun tümünün GSA yangınında kül olmasıyla sona ermiştir. Eldem GSA’da 46 yıl boyunca mimari proje ve yapı bilgisi dersleri vermiş 1941-46 arasında Yüksek Mimarlık Bölümü Başkanlığı yapmış, 1978 yılında emekli olmuştur (5). Eldem, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’ndaki çalışmalarıyla da kurumun güçlenmesine katkılar getirmiştir. |
1979’da DGSA kendisine onursal doktorluk unvanı vermiştir. Eldem’in öteki ödülleri arasında; 1952’de Amerikan Mimarlık Enstitüsü’nün (AIA) Bölgesel Tasarım Ödülü, 1983’te Sedat Simavi Mimarlık ve Kent Planlaması Ödülü, 1983’te Kültür Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü, 1986’da SSK ve Zeyrek Binasıyla Ağa Han Mimarlık Ödülü, 1988’de Mimarlar Odası Büyük Ödülü (Sinan Ödülü) bulunuyor. Ayrıca, Eldem’in yayımlanmış birçok kitap ve makalesinin yanısıra kendisi ve çalışmaları hakkında yayımlamış kitaplar bulunmaktadır.
20. Yüzyıl Türkiye’sinin, 1908 doğumlu bu iki mimarı sürdürdükleri eğitim, tasarım ve uygulama çalışmalarıyla ülke mimarlığı üzerinde çok etkili olmuşlardır. Onat ve Eldem eğitimciliğin yanısıra serbest mimarlık çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Ayrı ayrı ve birlikte gerçekleştirdikleri mimari yapıtlara eğilmek bu yazının sınırlarını aşar. Burada değinmek istediğim, aralarındaki benzerlik ve farklara ilişkin kimi saptamalar… Bunu, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin 16-17 Ekim günleri düzenlediği “100. Yılda İki Mimar Sempozyumu”nda söylenenleri de dikkate alarak yapmaya çalışalım: •İkisi de mimarlık öğrenimine Türkiye’ de başlamıştır. Daha sonra Emin Onat İsviçre’ de ünlü rasyonalist mimar-hoca Salvisberg’ in öğrencisi olmuş ve öğrenimini ETH’ de tamamlamış. Sedat H. Eldem de GSA’ yı bitirdikten sonra yurtdışında bazı bürolarda çalışmıştır. •Yurtdışından dönüşte her ikisi de eğitim alanına girmiştir. Emin Onat İTÜ’ nün ve Yıldız Teknik Okulu’nun mimarlık eğitim yönünü belirlerken Sedad Hakkı Eldem aynı işlevi GSA bünyesinde sürdürmüştür. Emin Onat, Yüksek Mühendis Okulu’nda mimarlığın yerleşip kök salması için yoğun bir çaba göstermek zorunda kalmıştır. Aynı çabası, doğal olarak Yıldız Teknik Okulu bünyesinde de söz konusudur. Ayrıca “beaux-arts” geleneğine sahip “ Güzel Sanatlar Akademisi ile, İTÜ’nün mühendisliğe dayalı mimarlık anlayışını bağdaştırmaya, yürürlükteki teknik-sanat çatışmasını yumuşatmaya çalışmıştır. 1954’ te Mimarlar Odası’nın kuruluş evresinde “1” numaralı üyesi olma onuru Emin Onat’ a güçlü kişiliğinin yanısıra biraz da bu bağdaştırıcı rolü nedeniyle verilmiş olabilir. Sedad H. Eldem ise “mimarlık” ın ne olduğunu bilen, bu alanda daha köklü gelenekleri olan bir kurumda görev almış ve çabaları yönetimsel olmak yerine daha çok eğitsel-kuramsal anlamda olmuştur. Örgütsel katkısına gelince, Osmanlı Bankası yayını “Sedad Hakkı Eldem 1:”Gençlik Yılları” sergi kitabının önsözünde de belirtildiği gibi, Sedad H. Eldem “ömrü boyunca bu ülkede mimarlığı güçlü biçimde etkilese de, Türkiye koşullarının ve meslek camiasının dışındaymış gibi yaşamıştır” (6). •E. Onat halk adamıydı, alçakgönüllü ve demokrattı. Öğrencilere yaklaşımı sevecen ve dostçaydı; yüreklendiriciydi. S. H. Eldem ise aileden aristokrattı; benmerkezli kişiliğiyle, herkese olduğu gibi öğrencilere de mesafeliydi. •İkisi de mimarlığa tutkundular. Farklı mimarlık kurumlarına öncülük ettiler ve oralardaki eğitimi yönlendirdiler. Onat modernizmden yanaydı; Eldem gelenekselliğe daha çok bağlıydı. •Farklı mizaçta olmalarına karşın uzunca bir süre birlikte yarışmalara katıldılar, projeler ve yapılar ürettiler. Bu mizaç farkı Onat’ın ölümünün ardından Eylül 1961’de Mimarlık ve Sanat Dergisi’nce Taşkışla’da düzenlenen anma toplantısında Eldem’in söyledikleriyle de doğrulanıyor (7). •İkisinin de kimi yapıtları zaman içinde talihsizliklerle karşılaştı. Eldem’in Maçka Taşlık’taki Şark Kahvesi, Swissôtel’in yapımı sırasında yıkıldı, ölçeği ve yeri değiştirilerek 3/4 oranında bir replika şeklinde yeniden inşa edildi. Başka bir talihsizlik Emirgân’daki Uşaklıgil Yalısı’nda da yaşandı: Yalı yeni malsahiplerince, tanınmayacak hale getirildi. Onat’ın ise Kadıköy-Göztepe’de 1940-41’de yaptığı, Modern Mimarlığımızın en övgüye değer yapıtlarından biri olan Hâzik Ziyal villası geçtiğimiz günlerde ranta kurban edildi. •Eldem’in GSA öğrencilerine büyük emeklerle hazırlattığı Milli Mimari Semineri arşivi 1948 yılında Akademi yangınında kül oldu. Onat’ın proje arşivinin de benzer bir yangın âfetinde yok olduğu söyleniyor ve şu anda ancak birkaç projesine ulaşılabiliyor; Anıtkabir projelerinin bile ne yazık ki izine rastlanmıyor. •Doğal ki her üretken insan için olduğu gibi sevapların yanında eleştiriler de söz konusudur. Onat, milletvekilliği döneminde İstanbul’un sözümona imarını kural tanınmaz bir biçimde doludizgin sürdüren dönemin başbakanı Adnan Menderes’e karşı sessiz kalmakla eleştirilmiştir. (“Menderes’i frenleyebilir miydi acaba” sorusu yanıtlanabilir mi?) Eldem de, eski Meclis-i Mebusan Binası’nın Akademi’ye dönüştürülmesi evresindeki tasarım anlayışı ile, korumacılık, eski esere ve tarihe saygı gibi kavramların çok uzağında kalmıştır. Birinci sınıf bir eski eser bambaşka bir yapıya dönüştürülmüştür. •Onat çok genç sayılabilecek bir yaşta, 53 yaşında vefat etti. Bu bakımdan daha şanslı olan Eldem 80 yıl yaşadı. Saptamalar kısaca böyle… Amacım, Türk Mimarlık Tarihi’ne damgasını vurmuş iki önemli mimarı kıyaslamak ya da yarıştırmak değil kuşkusuz. Ben burada her ikisini de bir kez daha anıyorum; saygıyla, sevgiyle… Notlar 1.D. Hasol, Galatasaraylılar Derneği 100 Yaşında, Cumhuriyet gazetesi, 4.9.2008 2.Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, “Kemaleddin Bey” maddesi, YEM Yayın, İstanbul, 2008. 3.Çevirisi: Türkiye’deki Mimar ve Mühendisler Birliği 4.D. Hasol, Emin Onat’a Saygı, Yapı dergisi, Temmuz 2001, S. 236. 5.Biyografisi için Bkz. Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Sedad H. Eldem maddesi (Ü. Alsaç). 6.E.Eldem, B. Tanju, U. Tanyeli: Sedad Hakkı Eldem 1: Gençlik Yılları, Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi, İstanbul, 2008 7.Bkz. Mimarlık ve Sanat, 1961, Sayı 4-5, s.164. |

