Mimari Yayıncılığın Son 40 Yılına Değinmeler ve Yapı Dergisi Kaynak : 01.08.2001 - Mimarlık Dergisi - 300 | Yazdır

MİMARLIK Dergisi 300. sayısını yayımlamanın mutluluğunu yaşıyor. 300. sayıya ulaşmak hiç kuşkusuz, bir derginin yaşamında gurur verici bir ergidir. Özellikle Türkiye gibi, sıkıntıları bol, sorunları hiç tükenmeyen bir ülkede 300 sayı bir başarı simgesidir. MİMARLIK Dergisi’nin kimi dönemlerinde, özellikle de ilk yıllarında katkımın olması beni ayrıca gururlandırıyor.
Bu müstesna sayı için benden “YAPI Dergisi” konulu bir yazı istendi. Yaşamının son kırk yılını mimarlık yayıncılığı içinde geçirmiş bir kişi olarak burada yalnızca YAPI ile kısıtlı kalmak istemedim; yayın yaşamımızın çeşitli alanlarına değinmekten kendimi alamadım. Tam 40 yıl önce, 1961’de “Mimarlık ve Sanat”la bir hobi gibi başlayan yayıncılık yaşamım, geçen süre içinde benim için bir mesleğin de ötesinde, neredeyse bir yaşam biçimi haline geldi. Hala da aynı şekilde sürüyor.
YAPI’nın ilk 100 sayısının öyküsünü, derginin 100’üncü sayısında anlatmıştım. (1) Öykümüze, yazıdan kimi bölümleri aktararak başlayalım. Bu öykünün içinde “Mimarlık ve Sanat” serüveni olduğu gibi, “MİMARLIK”ın ilk yılları da var:
“YAPI’nın ilk sayısı Temmuz 1973’te çıktı (…. ) Yapı-Endüstri Merkezi’nin kuruluşundan beş yıl sonra. Doğal olarak YAPI, birdenbire “haydi dergi çıkaralım” gibi ani bir kararla çıkmadı. Çıkış öyküsü için biraz daha gerilere gitmek gerekiyor. Bu çıkışın, özellikle, çıkaranların kişisel kararlılık ve deneyimlerine bağlı uzunca bir gelişme süreci vardır.
YAPI’nın kökeni, en azından düşünsel altyapısının olgunlaşmaya başlaması Mimarlık ve Sanat dergisi deneyine kadar uzatılabilir. O tarihlerde İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde asistan olan Bülent Özer bir grup öğretim üyesi arkadaşıyla birlikte 1961’de Mimarlık ve Sanat’ın ilk sayısını çıkartmıştı. Ben, ikinci sayıda bu gruba katıldığımda daha öğrenciydim. O tarihlerde mimarlık dergisi olarak Zeki Sayar ustamızın ARKİTEKT’i vardı. O da binbir çaba ve güçlükle, düzensiz aralıklarla ancak çıkabiliyordu. Mimarlık ve Sanat, dokümanter olmaktan çok, çağdaş mimarlık düşüncelerini dile getirmek ve meslek tartışma ortamını canlandırmak gibi bir amaçla işe girişmişti. Dergi beğenildi; ancak yalnızca üretmek yetmiyordu, parasal kaynak yaratmak zorundaydık: reklam bulmak, aboneleri artırmak… Bütün bunları amatör bir ruhla ve tamamen amatörce yapıyorduk. Kolay da olmuyordu. Bir mühendis ağabeyimizin “bu tür işlerin amatörce yapılamayacağı; amatörce yapılan işlerin batmaya mahkum olacakları” yolundaki öğütlerini içimize sindirecek kadar profesyonellik bilgi ve anlayışı, dağarcığımızda henüz yoktu. Meslek yaşamının çok başındaydık, kendi mesleğimizde henüz profesyonel değildik; yayıncılık bizim için yepyeni bir alandı.
İkisi çift sayı olmak üzere 10 sayı çıkarabildik. 10’uncu sayıdan sonra parasal gücümüz tükendi. Mimarlık ve Sanat serüvenimiz böylece sonuna gelmişti. Bülent Özer, Yılmaz Zenger ve ben, zaten cılız olan asistan maaşlarımızdan ayırdığımız paralarla matbaaya ve abonelere olan borçlarımızı ödeyerek onurumuzu kurtardık. Yıl 1964.
Bir yıl önce 1. Hulusi Güngör tamamen kendi inat ve çabasıyla Mimarlar Odası bünyesinde MİMARLIK dergisinin ilk sayılarını çıkarmayı başarmıştı; ancak çok yalnızdı ve bir oda dergisinin bir iki kişinin iyiniyet ve çabasıyla çıkarılabilmesi olanaksızdı. Güngör, bu bilinçle bizim MİMARLIK’a katılmamızı istedi. Kabul ettik; yayıncılığın sevimli kurdu kanımıza girmişti bir kez.
Oda’nın olanakları da çok daha hazır durumda değildi, ancak Oda’nın o zamana kadar hiç kullanılmamış bir gizligücü vardı. Bu güç harekete geçirilip, bundan yararlanılabilirdi. Ve öyle yaptık. Kısa sürede artmasını sağladığımız reklamlarla, gerekli parasal gücü sağlayabildik. Dergi düzenli olarak çıkmaya başlamıştı. MİMARLIK’ın düzenli olarak en uzun süre yayınlandığı dönem böyle başlamış oldu. Önce Yayın Uzmanı sonra da Yazı İşleri Müdürü olduğum Temmuz 1963’ten Eylül 1969′ a kadar 63 ay süreyle her ay bir dergi olmak üzere tam 63 sayı çıkardık (9-71. sayılar). Benim MİMARLIK’taki çalışmam 1969 yılı Ekim ayına kadar sürdü ve askere giderken görevi Demirtaş Ceyhun‘a devrettim. Demirtaş aynı tempoyu 1971 yılına kadar başarıyla sürdürdü.
Burada, o tarihlerdeki Oda çalışmalarına da biraz değinmek istiyorum. Demirtaş’la iki kez halef selef olduk. Önce İstanbul Şubesi Sekreterliğinde, sonra da Yayın Sekreterliği’nde yani MİMARLIK’ın Yazı İşleri Müdürlüğü’nde. O dönem Oda çalışmalarının her noktasında o kadar çok bulunuyorduk ki, Şube ve Merkez yönetim kurullarında, komitelerde en çok görev alan kişiler arasındaydık. Bu nedenle de “birimiz Demirtaş, öteki Demirbaş” diye şakalaşır olmuştuk kendi aramızda. Aslında ikimiz de Oda’nın demirbaşı gibiydik. İstanbul Şubesi’ nin, Üftade Sokak’taki yerinden Gümüşsuyu’ nda İnönü’ lerin binasına taşınmasını birlikte gerçekleştirmiştik. Oda böylece, yepyeni, güzel bir büro mekanına kavuşmuştu. O tarihlerde Mimarlar Odası henüz, içinde uzunca bir dönem çalkalanacağı günlük politikaya dalmamıştı, çalışmalar daha çok mesleğin sorunlarına yönelikti ve politika alanımız, denilebilir ki, meslek politikasıyla sınırlıydı. Oda çabalarına katılanların, değişik kişisel görüşlerine karşın çalışmalarda hoşgörü, tam bir uyum sağlanabiliyordu. Bu dönemde en önemli savaşım özel yüksekokullar konusunda verilmiş ve Anayasa Mahkemesi kararıyla Odaların başarısıyla sonuçlanmıştı. Oda’daki çalışma ortamı gerçekten huzur vericiydi. Bu ortam içinde süreklilik sağlanabiliyordu, örneğin 6 yılda 72 sayı çıkarılabiliyordu. Ancak ne var ki 1970’li yıllarda Oda da ülkenin içine düştüğü karışık politik ortamdan kendini kurtaramayacak ve mimarlık topluluğu bu çalkantılardan büyük kayıplarla çıkacaktı. Dergi yönetiminin Ankara’ya kaydırılması da bu döneme rastlar.
* * *
Yapı-Endüstri Merkezi’ni bir grup arkadaşımla birlikte 1968’de kurmuştuk. Bir dergi yayını ilk programımızda yer almıyordu. Kırk yıllık ARKİTEKT yayımına son vermişti, ama MİMARLIK, düzenli çıkışıyla meslek alanında önemli bir boşluğu doldurmaktaydı. Ancak daha sonraki yıllarda, biraz önce de sözünü ettiğim çalkantılı dönem içinde MİMARLIK’ın, düzenli çıkış temposunu yitirmesi, öteki sanat dalları, endüstri tasarımı alanlarındaki yayın boşluğu ve içimizdeki kurt, bizi yeniden dergi yayınına adeta itti. Ve işte YAPI böyle doğdu: Temmuz 1973. O tarihten Temmuz 1988’e değin dergi bazı küçük aksamalar dışında iki ayda bir yayımlandı. Temmuz 1988’den bu yana düzenli olarak her ay çıkıyor.
Çıkışta Danışma Kurulumuz şöyleydi: Mustafa Aslıer, Demirtaş Ceyhun, Prof. Macit Gökberk, Arslan B. Kafaoğlu, Prof. Ruhi Kafesçioğlu, Prof. Haydar Kazgan, Doç. Önder Küçükerman, Prof Dr. Bülent Özer, Haldun Taner, Mümtaz Zeytinoğlu. Çeşitli kesimlerden bu kişilerin meslekleri ve kişilikleri YAPI’nın o günlerde amaçlanan ve izlenegelen çizgisini belirlemek konusunda bugün dahi iyi bir fikir verebilir. Bütün çabalarımıza karşın Danışma Kurulu’nun tümünü bir araya getirmeyi hiçbir zaman gerçekleştiremedik. Bazıları başlangıçta, bazıları sonradan ilgi gösterdiler…”(2)
Bülent Özer’in katkıları sürekli oldu.
YAPI çıkarken ilk sayısında şunları yazmışız:(3)
“Cumhuriyetin ellinci yılını tamamlamak üzere olduğumuz bugünlerde, her alanda, son elli yılın muhasebesi ve eleştirileri yapılmaktadır. Bugünkü sonuç ne olursa olsun, elli yılda, ülkemizin görünüşünün büyük ölçüde değişikliğe uğradığı bir gerçektir.
Üretim hacminde, üretim ilişkilerinde, toplumsal yapıda, bilim ve teknikle, çeşitli sanat dallarında bugün varmış olduğumuz düzey, bu elli yılın hem başlangıcını hem de bitimini yaşayabilmiş kuşaklarca

olağanüstü bir gelişme sayılırken, yine aynı elli yılın yalnız sonlarını yaşamış kuşaklarca pek de yeterli sayılmamaktadır.
Kuşkusuz bu iki görüşte de hem gerçek, hem de yanılgı payı bulunmaktadır. Ne var ki, belli bir bütündeki gelişme, ne yalnız onun kendi yapısı içinde, ne de yalnız kendi dışındaki benzerleriyle karşılaştırılarak ölçülebilir. Çünkü değişebilme gücünde olan her bütün, hem kendi dışındaki güçlerin etkileriyle, hem de kendisindeki öz gücün etkileriyle gelişebilir.
Bugün, ülkemizin son elli yıldaki gelişimine bakarken, bunu yalnızca gelişmiş ülkelerdeki ilerlemelerle karşılaştırmak, bizi haksız bir umutsuzluğa götürür. Çünkü her şeye karşın, ülkemizin kendi öz gücündeki gelişme, hiç de azımsanmayacak bir düzeye erişmiştir. Üretim hacmindeki artış, bilim, teknik ve güzel sanatlar alanındaki başarılar, hızla yükselen bir grafiği çizmektedirler. Bütün bunlar, içlerinde taşıdıkları kaçınılmaz çelişkiler ve yanlışlarla da birlikte, ülkemizin yarını konusunda bir umut kaynağı olmaktadır.
İşte, her yeni girişim gibi, YAPI dergisinin temelinde de bu umut ve güven bulunmaktadır. Tüm çabamız, ülkemizde her alanda yapılan üretimi topluca yansıtmak ve ülkemizin tüm yapısını oluşturan değerleri belirlemek olacaktır. Böyle bir toplamın, sözünü ettiğimiz gelişmeye yeni bakış açıları kazandıracağını sanmak boş bir iyimserlik olmasa gerekir. En geniş kapsamıyla aldığımız YAPI sözcüğü, böyle bir çabanın simgesidir.
YAPI dergisi, yukarıda da belirtildiği gibi, en geniş anlamıyla tüm yapısal sorunları incelemek amacındadır. Bu bakımdan, ağırlık merkezi inşaat, teknik ve endüstri olmak üzere, çeşitli sorunlar, iktisadi konulardan sanat konularına kadar açılan bir yelpazede, bir bütünlük içinde ve elden geldiğince eksiksiz olarak ele alınacaktır. Hep birlikte başarılı olmak umuduyla.”
YAPI’nın 20. yılında yazdıklarımız ise, mimarlık periyodikleri alanında yaşadığımız gelişmelere de ışık tutar nitelikte (4):
“YAPI Dergisi Temmuz sayısıyla 20’ci yılını doldurdu (. . .) YAPI ilkin iki aylık, daha sonra da aylık temposunu düzenli olarak sürdürerek 20 yılda 140 sayıya, yaklaşık 10 bin sayfaya ulaştı. Böylece YAPI Türkiye’de ciddi bir rekorun da sahibi oluyor ve yayınını en uzun süre, aksatmadan kesintisiz sürdüren dergi niteliğini kazanıyor. Üstad Zeki Sayar‘ın ARKİTEKT’ i YAPI’dan çok önce MİMAR adıyla yayın yaşamına girmiş, ancak önce savaş nedeniyle, daha sonraki yıllarda da çeşitli güçlüklerle yaşamını kesintili olarak sürdürmüştü, 1981’de kapanmıştı. Yine YAPI’dan önce, içinde bizim de payımız bulunan Mimarlık ve Sanat ancak 10 sayı çıkabilmişti. Mimarlar Odası’nın dergisi MİMARLIK, yayınını hep aralıklarla sürdürebildi; bugün -çok şükür- iki aylık bir tempoyla yeniden bir düzene girmiş gibi görünüyor. YAPI’dan sonra yayın yaşamına girmiş olan, arkadaşlarımız Cemil Gerçek‘in MİMAR dergisi ile Selçuk Batur‘un ÇEVRE’sini anabiliriz. Bu dergiler de mimarlık arenasından birer kuyrukluyıldız gibi gelip geçtiler. Bu arada Ağa Han Vakfı’nın çıkardığı, İslam dünyası mimarlığıyla ilgili MİMAR dergisi bile Vakfın üstün parasal gücüne karşın bir süre önce yayın dünyasından silindi. Bugün ise, mimarlık tarihimizin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok sayıda dergi, çekilenlerin yerini doldurmuş bulunuyor. Okuyucu gözünde, gönlünde her birinin ayrı bir yeri var.
Bütün bunları, yayın dünyasının maddi ve manevi sıkıntılarına, darboğazlarına dikkat çekmek için yazıyorum. Son 20 yılda YAPI’nın bu sıkıntılardan pek fazla etkilenmediğini söyleyebiliriz.
Başarı, doğru zamanda, doğru yerde ortaya çıkmaktan ve doğru adımlarla yürümekten kaynaklanıyor. YAPI, doğru zamanda, Türkiye’de Türkçe bir mimarlık dergisine yoğun gereksinme duyulduğu bir anda doğdu, uzunca bir zaman, sırtını Yapı-Endüstri Merkezi gibi istikrarlı bir kuruma dayadı ve doğru adımlar attı(…) Şimdi kısaca söyleyebileceğim şudur: YAPI bugün, tirajı, abone sayısı, ödünsüz yayın düzeniyle kendi alanında bir piyasa lideridir ve YAPI’yı bugün artık Yapı-Endüstri Merkezi’ nin nefes gücü değil, okuyucusu yaşatmaktadır.
Biraz da içinde bulunduğumuz döneme ve toplumsal koşullara göz atalım… İçinde bulunduğumuz dönem tam bir dönüşüm çağıdır: gelişmiş ülkelerde sanayi toplumu bilgi toplumuna dönüşüyor; kol kuvvetinin yerini bilgi alıyor (…) Yapı-Endüstri Merkezi 25 yıl önce bir bilgi merkezi şeklinde kurulurken Türkiye’ de bilgi çağına adım atan ilk özel girişim kuruluşu olarak öncülük etmişti. YAPI beş yıl sonra katıldığı bu girişime desteğini büyük bir kararlılıkla sürdürüyor. Bunu Türkiye’ nin güçlüklerine, toplumdaki, çevredeki bütün olumsuzluklara karşın sürdürecek. YAPI daima önce doğrudan, sonra da iyiden, güzelden yana olacak.
Türkiye’nin ve toplumumuzun bugün içinde bulunduğu durumun etkisiyle karamsarlığa düşenler, yaptıklarımızı Don Kişot’luk özentisi ya da Müslüman mahallesinde salyangoz satmak olarak tanımlayabiliyorlar. YAPI, iyileşmeye karınca kararınca katkısı olabileceğine inandığı için yoluna devam edecek (…)
Toplum hala bilgiye sırt çevirmiş, düşünmeden, okumadan, tartışmadan inanmaya alıştırılmış olsa da, YAPI yoluna devam edecek.
Gençlerimizin, yeteneklerine ve isteklerine aykırı olarak YÖK kararıyla yani Devlet zoruyla meslek seçmeye, örneğin mimar olmaya itildikleri bir ortam içinde de olsa, YAPI yoluna devam edecek.
Kentsel çevre, şehirliler eliyle ya da yaşadıkları yerlerden kopup buralara gelmiş insanların eksik görgü ve çaresizliklerinin yarattığı zorlamalarla yozlaşmış olsa, hatta, bu yozlaşma, politikacıların ödünleri, yol göstermeleri, öz girişimleri sonucunda meydana gelse bile YAPI, karamsarlık girdabına düşmeden yoluna devam edecek.”
Evet, YAPI yoluna devam ediyor. Ağustos 2001 başında 237. sayısı çıktı. Öte yandan, Türkiye’de yaşanan her türlü güçlük ve olumsuzluğa karşın, geçtiğimiz yıllarda mimarlık yayınları arttı. Mesleki dergiler bakımından da mimarlık ortamımız bir yayın bolluğu içinde. Ancak Türkiye’nin içine düştüğü ekonomik bunalımın mimarlık yayıncılığını da etkilememesi olanaksız görünüyor. YAPI’yla birlikte bugün var olan mimarlık dergileri arasında MİMARLIK, Arredamento Mimarlık, Tasarım, EGEMİMARLIK, Mimarlık Dekorasyon (MD) dergileri ile XXI Mimarlık Kültürü Dergisi’ni sayabiliriz. TSMD’nin dergisi MİMAR’ı ve Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin üç ayda bir yayımlayacağı, iki sayısı çıkmış olan Mimar.ist’i de bu listeye ekleyebiliriz. Buna karşılık, yıllar sonra isim hakkı, Gelişim yayın grubuna geçen ARKİTEKT ise ilkin “Mimarlık ve Kent Yaşamı” olarak belirlenen çizgisini bir süre sonra, “Yaşama Sanatı” olarak değiştirdi. Bugün Nokta Basın A.Ş.nin elinde daha da farklı bir çizgide aralıklı olarak çıkıyor.
Mimarlık dergilerinin yanısıra, bir bölümü Batı dergilerinin Türkiye ayakları olan ve meslek insanlarından çok, ev kadınlarına yönelik salt ticari amaçlı, dekorasyon dergileri bolluğu var. Bu ikinci grup, az sayıdaki çağdaş tasarımlardan, çok sayıdaki en rüküş, en yoz, en zevksiz örneklere uzanan bir çeşitlemeyi varsıl, ama beğeni düzeyi tartışılır gruplara sunarak ve kafaları karıştırarak kargaşayı büsbütün körüklüyor. Bunların arasında Domus’un olumlu doğrultuda farklı bir örnek olduğunu söyleyebiliriz. Mimarlık dergilerinin bugün, küreselleşmenin olumsuz etkilerine gereğinden fazla açık olmakla birlikte, beğeni düzeyi bakımından ikinci gruba göre daha tutarlı konumda olduklarını söylemekle yetinelim şimdilik.

NOTLAR
(1) MİMARLIK
(2,3,4) D. Hasol, Herşeyin Mimarı Var, YEM Yayın, 1998.