Mimarlar Odası ve Mimarlık Kaynak : 01.04.2013 - Batı Akdeniz Mimarlık - 54 | Yazdır
Mimarlar Odası’yla ilk tanışmam Taksim’deki “Taksim Sarayı” adlı işhanının iç içe iki odalı yerinde olmuştu. Yıl, 1958 ya da 59 olabilir. Ben daha mimarlık öğrencisiydim ve İTÜ Mimarlık Fakültesi Talebe Cemiyeti’nin başkan yardımcısıydım. Oda’da Sekreter Üye, daha sonra genç yaşta yitirdiğimiz Tekin Aydın’dı. Kendisiyle öğrenci stajları konusunu görüştüğümüzü anımsıyorum. 
Mimarlar Odası, mühendislik odalarıyla birlikte 1954 yılında 6235 sayılı TMMOB yasasıyla kurulmuş ve Oda’nın ilk genel kurulu 15 Aralık 1954 günü İstanbul’da toplanmıştı.
Birer sivil uzmanlık örgütü olan odaların ve bunların birliği olan TMMOB’nin kuruluşu, tek partili dönemden, çok partili döneme geçişin hemen sonrasında gerçekleşmiştir. 14 Mayıs 1950’de Türkiye’de ilk kez iktidar serbest seçimle el değiştirirken ülkede artık umut verici demokrasi rüzgârları esmekteydi. Meslek örgütleri de hiç kuşkusuz, demokrasinin tamamlayıcı öğeleri olarak sistemde yerlerini alacaklardı. (1)
Ne var ki, bir süre sonra beliren iktidar beceriksizlikleri ve ekonomik bunalım politik ortamın gerginleşmesine ve Menderes Hükümeti’ni demokrasi ve anayasa dışı davranışlardan medet ummaya yöneltmiştir. 
Meslek Odaları o tutarsız ortamda görüşlerini belirtmekten geri kalmayınca onlar da Hükümet’in hedef tahtası haline gelecek ve dönemin demokrasi dışı uygulamalarından paylarına düşeni alacaktı. Demokrat Parti iktidarı, 27 Mayıs 1959’da yani 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinden tam bir yıl önce çıkardığı 7303 sayılı yasa ile, yürürlükteki TMMOB yasasının bazı maddelerini değiştirerek, Gemi Makineleri İşletme Mühendisleri Odası dışındaki odaların merkezlerini Ankara’ya aldı. Amaç, memur mimar ve mühendislerin yoğunlukta olduğu başkentte memurlar üzerinde kurulacak baskıyla Odaları denetim altında tutabilmekti. İşte, odaların İstanbul’daki merkezleri devlet zoruyla Ankara’ya böyle alınmıştır. 
İktidarın bu önlemi Odaları uslandırmamış(!), görüşlerini özgürce belirtmelerini engelleyememiştir. Zaten bir yıl sonra da baskıcı DP iktidarının ve DP’nin sonu gelmiştir. 
Odaları sindirmek için ikinci bir deneme 12 Eylül 1980 ihtilali sonrasına rastlar. İhtilal sonrasının iktidarı bu kez, memur mimar ve mühendislerin meslek odalarına kaydolmaları zorunluluğunu kaldırmıştır. Amaç açıktır: Odaların üye sayısını ve maddi gücünü azaltarak seslerini kısmak. 
Ne var ki bu önlem de iktidarların dikensiz gül bahçesi özlemleri bakımından pek yararlı olmamış, artan mimar ve mühendis sayıları ve oda yönetimlerinin mesleki konulara daha çok yönelmeleriyle odalar güç kazanmayı sürdürmüşlerdir.

 

Asıl konumuz olan Mimarlar Odası, her dönemde, çalışmalarını üyelerinin çıkarlarını korumaktan çok, ülke yararı doğrultusunda yoğunlaştırmıştır. Oda, ülke çapında planlı yerleşme, gecekondu, konut, kent toprağının ve kıyıların yağmaya karşı korunması sorunları ve mesleki eğitim konularıyla uğraşıp durmuştur. Doğal olarak da bu çalışmalar popülist politikacılar tarafından hep yadırganmış ve Oda baskı altında tutulmak istenmiştir. (2) 
 Meslek Odaları bugün de yeni bir tehditle karşı karşıyadır. AKP İktidarı TMMOB yasasını da değiştirerek birçok kurumu olduğu gibi meslek odalarını da kendi denetimi altına almak istiyor. Öncelikli amaç, iktidarın dümen suyuna girecek uslu odalar yaratmak… 
Görüldüğü gibi Odalardan yakınma konusu yalnızca, bugünkü iktidarın sorunu değil. Odalar daha önce de hiçbir iktidara yaranamadılar. Zaten yaranmak yolunda bir çabaları da olmadı doğal olarak. Odaların yaklaşımı hep ülke çıkarları ve mesleki doğrular yönünde oldu, söylem ve uyarıları siyasal iktidarların eylemleri ve çoğu popülist uygulamalarıyla doğal olarak örtüşmedi. Bu nedenle de kimi iktidarlar bugünün evrensel demokrasi anlayışından saparak odaları etkisizleştirmek üzere engeller yaratma yolunu seçtiler. 
Şu anda yaşanan süreç de bu anlayışın bir uzantısı niteliğindedir. İktidar, bir süre önce Odaların yetkilerini kısarak gelir kaynaklarını kesmişti, şimdi de kapalı kapılar ardında, meslek odalarını ve TMMOB’u etkisizleştirmek için yeni bir yasanın hazırlığını yapıyor. 
Çağdaş demokrasi anlayışı, vazgeçilemez kuvvetler ayrılığı ilkesi uyarınca benimsenmiş “üç erk”in, yani yasama, yürütme ve yargının yanısıra dördüncü erk olarak, çoğu kimsenin sandığının aksine “medya”yı değil, “STK’ları, uzman kuruluşları ve meslek kuruluşlarını” kabul ediyor. Bu kuruluşları budamak ülke demokrasisinin ve ülkenin hayrına değildir. 
Gelelim konunun biraz da üyeler açısından irdelenmesine… Zaman zaman kimi üyelerin “Oda bize ne veriyor ki?” yollu sitemleriyle karşılaşılır. Odamızın bazı dönemlerde kötü yönetildiği, yönetimlerin meslek politikasını aşarak ülke politikasını yönlendirmeye daldıkları da olmuştur. Ancak, Oda etkinliklerinin iyileştirilmesi çaresinin bulunması da yine üyelerin işidir. Kötü birkaç örnek, kurumların yok edilmeleri için gerekçe oluşturmaz. Kurumların değeri, genelde, var oldukları süre içinde pek fark edilmez. Bu nedenle bir an için onların yokluklarını, var olmadıklarını düşünmek gerekir. Tıpkı “özgürlük”te olduğu gibi… Bir an için Odamızın olmadığını düşünelim. 
Ben düşündüm böyle bir durumda ne yapabileceğimizi… Tek çıkar yol, kolay olmasa da “hemen yenisini kurmak”tır. Onun için gelin, Odamız çevresinde birbirimize kenetlenerek hemen bir koruma zinciri oluşturalım. Oda bizim odamız, sahip çıkalım!  
1. D. Hasol, Odaların 40. Yıldönümü, YAPI Dergisi, 
        Şubat 1995, sayı 159. 
2. A.G.Y.