| Mimarlıkta Gericilik ve Tutarsız Yaklaşımlar |
Kaynak :
18.12.2009 -
Yapı Dergisi - 337
|
Yazdır
|
|
İnsanlar genelde farkında olmasalar da hep mimari ortamlarda yaşarlar. Bu ortamlar onların beğeni, bilinç, görgü, kültür düzeylerini hem belirler, hem yansıtır. Yapılar, meydanlar, halka açık alanlar, kentler orada yaşayanların katkılarıyla oluşarak biçimlenir ve o yörenin ortak kültürel düzeyinin de göstergesi olur. Yapılanmanın sonucu, o yörede yaşamış ya da yaşamakta olan insanların kültürel gelişmişlik düzeyini yansıtır. Mimar burada istendiği ölçüde tasarımcı, yol gösterici ve yapımcıdır. Mimarın sunduğu hizmete talebi, toplumun ve bireylerin gelir düzeyi ile birlikte, beğeni, görgü, bilinç ve kültür düzeyi belirler. Toplum mimarın ve mimarlığın sesini dinlemeye ne denli hazırsa sonuç o denli başarılı olacaktır. Mimari yapıtlar bulundukları yerin sesidir, rengidir. Yüzyıllar sonra da olsa o yerin tarihini, coğrafyasını, sosyal ve kültürel düzeyini, insanlarını anlatır; kısacası, mimarlık kendi döneminin tanığıdır. İyi bir mimarlık ürünü, bir tasarım nesnesi olarak aynı zamanda bir sanat yapıtıdır. Zaten sanatsal değeri olan bir yapı ancak, mimarlık yapıtı sayılmaya hak kazanır. Mimari yaratmada mimar kadar, ona işi veren kurum ya da kişilerin anlayışının da payı vardır. Başarılı yapı, ortak anlayışın ürünü olacaktır. İş sahipleri devlet ya da özel kişiler, kuruluşlar olabilir. Onların mimarlığı kavrayışı, kültürel düzeyleriyle orantılıdır. Devlet, mimarlığa ilişkin girişimlerinde özel kesime göre daha büyük bir sorumluluk taşır. Birinci sorumluluk şudur: Kamu yatırımları özel yatırımlardan farklı olarak toplum adına, toplum için yapılır. Harcanan para, herhangi bir kişinin ya da kuruluşun parası değil ülkenin, halkın parasıdır. Bu nedenle atılacak adımların keyfilikten uzak ve kurallara uygun olması gerekir. Ne yazık ki bugünkü uygulama, yapılması gerekenin tam tersidir. Halkın parası ne idüğü belirsiz kimi kabullerle üretilen, mimarlık değeri olmayan, yoz yapılarla çarçur edilmektedir. Bu durum, siyasal iktidarın ve onların güdümündeki bürokratların mimarlık bilgi ve anlayışlarındaki yetersizliklerden, tutarsızlıklardan kaynaklanıyor. Kamunun ikinci sorumluluğu, iyi mimarlık ürünleri yaratılması konusunda yol gösterici olmak yönündedir. Ülke yönetiminde olanlar halka doğruları göstermek zorundadırlar; ancak bunu yapabilmeleri için, doğruların ne olduğunu önce kendilerinin bilmeleri gerekir. Bugün Türkiye’nin pek çok alanda olduğu gibi mimarlıktaki çıkmazı da bu eksiklikte yatıyor. Kamu yöneticileri mimarlığın ne olduğundan habersiz görünüyorlar… Son zamanlarda, kamu yapılarında ve kimi özel yapılarda tarihten alıntılarla mimarlık yaratma çabalarına tanık oluyoruz. Tarihte, özellikle de totaliter rejim dönemlerinde birçok yerde, hattâ kısmen onların yansımasıyla Türkiye’de de görülmüş milliyetçi (ulusalcı), içi boş denemelerden biriyle daha karşı karşıya olmanın ötesine geçmeyecek gerici çabalar, giderek günümüz kamu yapılarına egemen olmaya başladı. Bu çaba işin ruhuna aykırıdır çünkü sanat, özgünlüktür, yeniliktir, geleceğe tutulan ışıktır, taklitçilikçe bağdaşmaz. Dolayısıyla, tarihten gelen biçimlerin kopyalanarak, taklit edilerek yeni yapılara taşınması sanatın tanımıyla, ruhuyla bağdaşmadığı gibi, ahlaki de değildir. Taklit, aldatmacadır, sahteciliktir. Kısacası, mimarlık kopya yoluyla yaratılamaz. Bu durum yalnızca mimarlık için değil, bütün sanat dalları için geçerlidir: müzikte, resimde, heykelde… Hâlâ Selçuk ve Osmanlı yapılarının taklidinden medet uman, bu yoldan yeni bir mimarlık yaratılabileceğini sanan yöneticiler, toplumun, ekonominin, gereksinmelerin, teknolojinin, kısaca çağların değiştiğinden habersiz görünüyorlar. Çağdaş sorunlarla başetmek konumunda olan mimarlığın tarihten ödünç almalarla bu işin üstesinden gelemeyeceği açıktır. Kamu yatırımlarında artık sıkça görülen tutum budur. Tarihten alıntılarla, tiyatro dekorumsu cephelerle karşımıza çıkan adliye sarayları, hükümet konakları, hattâ evlendirme daireleri… Sonuçta ortaya çıkan, binayı yalnızca cepheden ibaret sayan bir anlayışın aldatmacalı ürünleridir. Bütün bunlar halkın parası çarçur edilerek cahil cesaretiyle ve övünülerek yapılan ve sonuçta mimarlığı katleden örneklerdir. Bu tür girişimler; geriye bakıp övünmek, yeniden kaçıp eskiyle yetinmek, sözümona ulusalcı bir mimarlık yaratmak gibi gerekçelerle zaman zaman denenmiş, ancak her seferinde başarısızlıkla kapanmıştır. Bugün, ülkedeki iyi mimarlık örneklerinin azlığından aklıbaşında herkes yakınıyor. Türkiye’nin çağdaş mimarlık örnekleri bunlar mı olmalı? Günümüzden geleceğe bırakacağımız örnekler bunlar mı olacak? Gelecek kuşakların beğenilerini bu zavallı örneklerle mi geliştireceğiz? Unutmayalım… Cahiller tutucu olurlar; sürekli olarak ulusal değerlerin yitirildiğini öne sürerler. Çareyi, eski değerleri özenle korumayı göz ardı ettikleri halde, onları tekrarlamak ve yeniden üretmekte ararlar; böylece toplumsal kimliği koruduklarını sanırlar. Düşünmek yerine körükörüne inanmaya alıştırılmış kafaların, eski söylemler, örnekler ve kalıplardan medet ummaya kalkışmaları yadırganmamalı. Bugün de pek çok örneklerine tanık olduğumuz olgu budur. Gericinin, sanatı da mimarlığı da gerici olacaktır. 3-7 Kasım arasında Barcelona’da Dünya Mimarlık Festivali’nde (WAF) idik. Orada sergilenen yüzlerce proje arasında böyle tuhaflıklar yoktu; her mimar yeni arayışlar, yepyeni tasarımlar, yenilikler peşindeydi. Sıkıntı, bu anlayışın proje yaptırma düzenine yansımasıyla daha da artıyor. Siyasal iktidar, ideolojik mimarlık anlayışını mimarlara benimsetemeyeceği kaygısıyla, kamu projelerini düzgün yöntemlerle yaptırmaktan kaçıyor. Örneğin, özgür düşünce ve yaratıcı tasarımların platformu olan mimari proje yarışmalarına soğuk bakılıyor, hattâ yarışmalarda birinci seçilen projelerin uygulanması engelleniyor. Yatırımcı idareler çoğu kez, projelerin müteahhitlere yaptırılması yolunu seçiyor. Yürürlükteki bozuk ihale yöntemleriyle, projenin hazırlanması işini mimara vermek yerine, üstlendiği işten ticari kârını en yükseğe çıkarma çabası içindeki müteahhide aktarıyor. İşi alan müteahhit, ilgili üst düzey bürokratların ideolojik ve bazen de cahilce mimari istekleri doğrultusunda hareket etmeye hazırdır. İdareden aldığı yönlendirici fikirleri doğal olarak, kendi çıkarını da gözeten istekleriyle birlikte, kendi buyruğundaki mimara aktaracaktır. TOKİ’nin ürettiği yapılar da yine bu nedenle iyi bir mimarlık düzeyine ulaşamıyor. “Mimar”ın, müteahhide bağımlı hizmet sunduğu böyle bir sistemde konumu ve işlevi, gelişmiş ülkelerdeki mimar tanımına uymuyor. Böylesine çarpık bir süreçte ülke mimarlığı tam bir çıkmaza doğru sürükleniyor. |
Süreç, kamu projelerinin gerçekleştirilmesiyle yükümlü Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın işlevsizleştirilmesi ve işin ilgili bakanlıklara bırakılmasıyla ivme kazandı. Bayındırlık Bakanlığı yönetimi, bütün eksik ve kusurlarına karşın, yetişmiş, deneyim kazanmış, mimarlık alanında belli bir eğitim ve kültür düzeyine ulaşmıştı. Öteki bakanlıkların ve kamu kurumlarının aynı düzeye gelmeleri bir hayli zaman alacak gibi görünüyor. Ülke, bu gidişle bir yandan çok para yitirecek, bir yandan da mimarlığının yozlaşmasına katlanacak.
Özel yatırımlara gelince… Kimi yatırımcılar iyi tasarımın rolünü kavramaya başladılar. Yaptıklarını, mimarın adını belirterek pazara sunanlar bile var. Bir yandan da yabancı mimar tutkusu sürüp gidiyor. Bu tercihte, yanlış imar kararlarının yabancı mimarlar kanalıyla meşrulaştırılması umudu da etkili oluyor. Özel yatırımlarda da zaman zaman geriye dönük, taklide dayalı uygulamalar görülüyor. Özellikle de turistik yapılarda, işlevsel hiçbir bağlantı bulunmasa da ünlü kimi yapıların komik replikaları üretilebiliyor. Ülkenin bir Mimarlık Politikası’na sahip olması artık kaçınılmaz bir zorunluluk haline geldi. Bu yapılıncaya kadar da ilk adım olarak bir an önce, sağlıklı proje yaptırma düzeninin yolunu açmalıyız. Burada mimarlık yarışmalarının önemine bir kez daha değinelim: İş vermenin en sağlıklı yollarından biri olduğu gibi, yeni fikirlerin ve ülkenin mimarlık değerleri üretiminin önünü açacak, geleceğe bırakılacak mimari mirası oluşturacak bir süreçtir mimarlık yarışmaları. Bugün Almanya’da 5 bin m2’nin üzerindeki bütün kamu yapıları yarışma yoluyla gerçekleştiriliyor. Mimarlar Odası’nın ve Serbest Mimarlar Derneklerinin öncelikli görevi bunları yetki sahiplerine anlatmak olmalı. İstanbul Serbest Mimarlar Derneği’nin AB desteğiyle hazırlayıp 13 hafta boyunca NTV’de sunduğu “Yaşasın Mimari” belgesel dizisi bu doğrultuda atılmış önemli bir adım oldu. Antalya Adalet Sarayı
İznik Adalet Sarayı
Üsküdar Hükümet Konağı
Antalya Kremlin Palace
|


