Fenerbahçe’de Basketbolun Başlangıcına İlişkin Bir Öykü Kaynak : 07.01.2010 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Geçenlerde Mahmut Kışlalı ilginç bir olaylar dizisi anlattı. Mahmut, Ahmet Taner Kışlalı ile Mehmet Ali Kışlalı’nın arasındaki ortanca kardeştir. Ortaokul ve liseyi Galatasaray’da birlikte okuduk. O sıralar okulun basketbol takımdaydı. Öykü şöyle:

Yıl 1952… Fenerbahçe’nin henüz basketbol şubesi yok. Ünlü spor adamı Galatasaraylı Turgut Atakol’un, basketbol ulusal takım antrenörü Samim Göreç’e “Fenerbahçe’de basketbol şubesi kurulmalı; bu yolda çaba harcamalıyız” şeklinde bir önerisi olmuş. Göreç, 1950’de hem Galatasaray’ın basketbol takım kaptanı ve antrenörü hem de ulusal takımın antrenörü… Öneri gerçekleşme yolundayken Fenerbahçe yönetimi, kurulması tasarlanan basketbol şubesi için 39.000 TL ödenek ayırmış. Basketbol ajanı Muhtar Sencer de, Fenerbahçe Basket Şubesi ile ilgilenmeye başlamış.

O sıralar Vefa’da oynayan ve Türkiye’nin en uzun boylu oyuncusu olan basketçi Altan Dinçer Galatasaray’a geçmek istermiş. Turgut Atakol proje gereği onu Fenerbahçe’ye yönlendirmiş. Galatasaray Genç Basket takım kaptanı Mehmet Ali Kışlalı da Fenerbahçe’ye geçmiş.

Haftada iki gün Galatasaray Lisesi’ndeki, Mahmut Kışlalı, Kaya Tuncer, Uslu Arapoğlu, Kunter Ağan gibi bazı oyuncuları çalıştıran Samim Göreç, aynı dönemde Fenerbahçe’de basketle ilgilenmeye başlamış.

Yine aynı çaba çerçevesinde lisenin basket takım kaptanı Mahmut

Kışlalı da Fenerbahçe A Takımının antrenmanlarına katılmaya başlamış. 1956’da Fenerbahçe’nin katılacağı özel bir turnuva için Mahmut’un da iki günlüğüne Ankara’ya gitmesi gerekmiş. Okula bir izin dilekçesi vermiş. İzin gerekçesi, “ailevi nedenler”… “Fenerbahçe takımıyla maça çıkma” olacak değil ya…
Dilekçe lise müdürü Macit Saner’in dikkatini çekmiş; Mahmut’u çağırarak “ailevi neden”in ne olduğunu sormuş. Mahmut doğruyu söyleyince de kendisine gerekli izni vermiş. Mahmut Kışlalı’nın anlattıkları olayın bir boyutudur; kuşkusuz, konunun başka açımları da vardır.

1956 yılı sonrasında Taşkışla’da birlikte öğrenim gördüğümüz arkadaşlarla, o zamanlar İstanbul Spor ve Sergi Sarayı’nda oynanan basket maçlarını kaçırmazdık. Özellikle de Yenilmez Armada Galatasaray’la Fenerbahçe’nin maçlarını… Üçüncü güçlü takım Modaspor’du; Beşiktaş daha basketbol ligine katılmamıştı. Galatasaray’ın koçu Ali Uras, Fenerbahçe’ninki Samim Göreç’ti. Yine okuldan Galatasaraylı Yılmaz Gündüz de Fenerbahçe’nin as oyuncuları arasındaydı.

İlginç bulduğum bu öyküyü anlatmamdaki amaç, Galatasaray-Fenerbahçe ilişkilerinin, toplumda sanılanın aksine, düşmanlık değil dostluk temeline dayandığını bir kez daha belirtmektir. Turgut Atakol’un ve Samim Göreç’in çabalarının da, Müdür Macit Saner’in anlayışının da iki kulübün efsanevi büyüsünden yararlanarak Türkiye’de basketbolun gelişmesi için gerekli rekabet ortamını yaratmak adına olduğunu düşünüyorum.