Nasıl Bu Hale Gelebildik? Kaynak : 01.08.2009 - Yapı Dergisi - 333 | Yazdır

2009’un ortasındayız. Dünya’da ekonomik kriz sürüyor. Türkiye krizin etkilediği ülkelerin başında geliyor. GSYH yüzde 13.8 küçüldü; işsizlik oranı yüzde 15; bu oran gençlerde yüzde 26… Bütçe 2009 yılının ilk yarısında 23,2 milyon TL açık verdi.

Kısa bir süre önce yapılan yerel seçimlerdeki iktidar hovardalıklarından kaynaklanan açıklar şimdi zamlar ve özel vergilerle karşılanmaya çalışılıyorsa da başarılı olunamıyor. Ekonomik göstergeler ana hatlarıyla böyle…

Toplumsal ve siyasal durum da hiç parlak değil. İrtica ve bölücülük eylemleri toplumu geriyor; siyasal alanda da barışın yerini uzlaşmasız gerilimler, öfke ve kavga almış durumda.

İktidar partisi, ülkenin bütün asal kurumlarını, yargıyı, orduyu, özerk kurumları güdüm alanı içine alma mücadelesinde… İktidar partisince sürdürülen kadrolaşma, kamplaşma ve kutuplaşmaya yol açıyor. Yasamayı dilediği gibi denetim altında tutan yürütme, üçüncü erk yargıya da tümüyle egemen olma çabasında. Şu anda hükümet odaklı garip bir demokrasi denemesi yaşıyoruz. Göstermelik, özürlü bir demokrasi kıskacında toplum huzursuz ve gergin; gençler umutsuz ve karamsar.

Bu genel özetin ardından, geçen bir ayın dikkate değer bazı olaylarına bakalım:

 

Nabucco

Büyük bir bölümü Türkiye’den geçen Nabucco Doğalgaz Boru Hattı için sözleşme beş ülkenin (Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Avusturya) katılımıyla nihayet imzalandı. Doğalgazda Avrupa’yı Rusya’ya bağımlı kalmaktan kurtaracak bu hat Avrasya (ve ABD izin verirse belki de İran) doğalgazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacak. Ne var ki daha ortada gaz yok; nereden sağlanacağı, 31 milyar m3 doğalgaz taşıma kapasiteli hattın nasıl besleneceği daha belli değil. Türkiye’nin %15’lik geçiş hakkı istemi sözleşmenin imzalanması sırasında kabul edilmedi ve Türkiye bu yoldaki ısrarından vazgeçmek zorunda kaldı. Her şeye karşın proje Türkiye’nin AB için öneminin kavranması bakımından değerli.

 

Eğitim

Üniversite Seçme Sınavı yapıldı.

Fen dalında 1 milyon 229 bin adaydan 704 bini sıfır aldı. Öteki dallarda da durum pek farklı değil. Bu sonuçlar Milli Eğitim sistemimizin çöktüğünü gösteriyor. Ortaöğretim ve kısmen de ilköğretim dersanelere terk edilmiş durumda.

Üniversitelerde de durum parlak değil. Üniversiteler arasında çok büyük düzey farkları var. Hükümetin hedeflediği kadrolaşma kıvamına gelmiş olan YÖK, kendisini geliştirmeyi bir yana bırakmış, çabalarını üniversitelerdeki kadrolaşmaya ve ilahiyata adamış gibi görünüyor. Eski YÖK üyesi Bülent Serim’in yazdığına göre “YÖK Genel Kurulu ve Yürütme Kurulu’nca alınan kararlarla, ilahiyat eğitiminde olağan dışı gelişmeler yaşanmaktadır. Bu kararlarla ilahiyat fakültelerinde ikinci öğretim yaygınlaştırılmış, hiçbir dönemde olmadığı kadar yüksek oranda öğrenci kontenjanlarında artış yapılmış, Arapça hazırlık sınıfları kurulmuş ve ilahiyat ön lisans mezunlarına, Diyanet İşleri Başkanlığı dışında, tüm kamu kurum

ve kuruluşlarda çalışma olanağı sağlanmıştır.” (1)

YÖK’ün 20 Temmuz günü üniversitelere giriş için aldığı katsayı kararıyla İmam Hatip Lisesi mezunlarına diledikleri üniversiteye girebilmenin yolu açıldı. Bu düzenleme öğrencileri yeniden ayrıcalıklı imam hatip liselerine yöneltecek. Artık yeniden imam hatip liselerinin sayısının artmasını ve bunların giderek genel liselerin yerini almasını, böylece Cumhuriyet’in temel ilkelerine aykırı olarak eğitimin dinselleşmesini bekleyebiliriz.

Abbas Güçlü’nün özetlemesiyle, “Eğitimde yer yerinden oynuyor. Öğrenciler dökülüyor. YÖK, lise eğitimine darbe niteliğinde kararlar alıyor. Öğretmen atamaları kördüğüm” (2)…

Kısacası, Milli Eğitim dersanelere, dinsel eğitim tarikat ve cemaatlere teslim edilmişti. Şimdi Milli Eğitim, yeni kararlarla dini eğitime dönüşme yolunda…

Aklın yerini inanç alıyor; bilgisizlik tırmanıyor. Doğan Kuban’ın dediği gibi, “Bilgisizliği neredeyse taçlandıracak bir cehalet egemenliğinde yaşıyoruz” (3).

 

Topkapı Baskını

Toplumsal bozulmanın en açık göstergesi, ay içinde İdil Biret konserinde yaşanan olaylardı. Alperen Ocakları üyeleri Topkapı Sarayı’nın 1.ci avlusunda verilecek orkestra ve İdil Biret piyano konserini, orada seyircilere içki verileceği gerekçesiyle basmak istediler. İçeri giremedilerse de dışarıda afişleri yırtarak, yakarak, tekbir getirerek, sokakta namaz kılarak, gelenlere hakaretler yağdırarak zorbalık gösterilerinde bulundular. Kendilerince Topkapı Sarayı’nın kutsallığını korudular.

 

3. Boğaz Köprüsü

Ulaştırma Bakanı 3. Boğaz Köprüsü ihalesinin Eylül ayında yapılacağını açıkladı. Bilindiği gibi 3. köprüye ilişkin tartışmalar uzun zamandan beri sürüyordu; ne var ki köprünün yeri belli değildi. Sözümona bugün de belli değil. Sayın Bakan, açıklanırsa arazi spekülasyonuna yol açacağından kaygılı. Oysa, 1:100.000’lik İstanbul Çevre Düzeni Planı’nda bile görünmeyen köprünün yeri dar bir çevre tarafından öteden beri biliniyordu ve arazi paylaşımı çok daha önceden yapılmıştı. “İşlem tamam”dı; artık köprünün yapımı resmen gündeme alınabilirdi. Yaşanan süreç bunu gösteriyordu.

Oktay Ekinci’nin belirttiği gibi, “2863 sayılı Koruma Yasası ve AB hukukuna göre Boğaziçi Sit alanlarını doğrudan etkileyecek köprü ve bağlantı yolları için ilk koşul, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun buna onay vermesi… Kurul 1993’teki kararında, ‘Boğaziçi’nde karayolu köprülerinin çözüm olmadığı ilk iki köprüyle anlaşılmıştır’ demişti” (4).

Aslında Başbakan, 1995’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken bir basın toplantısında, “Üçüncü köprü bir cinayettir. Böyle bir teşebbüs İstanbul’un çağdaş kentleşmesi ve şehir ulaşımı için ölümcül sonuçlar doğurur” demişti. Zaman içinde nedense fikri değişmiş.

3. Köprüyle yeşil alanlar, İstanbul’un kuzey ormanları, su kaynakları yok edilecekmiş… Bütün bunlara kulaklar tıkalı. YAPI’nın bu sayısında uzman görüşlerine yer verdik. Uzmanlar, karşı çıkadursunlar, yeni onaylı 1:100.000’lik planda bile bulunmayan 3. Köprü için “işlem tamam”lanmış bile… ?imdi sormak gerekiyor: Planın mı, yoksa köprü kararının mı ciddiyetinden kuşku duymalıyız? Hangisinden?..

 

Hasankeyf

Yine Temmuz ayı içinde, Almanya, Avusturya ve İsviçre, Batman’ın tarihi ilçesi Hasankeyf’i su altında bırakacak olan Ilısu Barajı’na kredi vermeyeceklerini açıkladılar. Şirketler, Türkiye’nin “çevrenin korunması, kültürel miras ve konut alanı”yla ilgili koşulları yerine getirmemesini gerekçe olarak gösterdiler. Buna karşılık Hükümet barajın yapımı için ısrarını sürdürmekte kararlı görünüyor.

 

Satılık Okullar, Tren Garları

Özelleştirme adı altında ülkenin varlıkları bir mirasyedi hovardalığıyla satıldı. Satılacak kamu kurumu, sanayi tesisi, orman, tarım arazisi kalmayınca sıranın okullara ve tren garlarına geldiği anlaşılıyor.

Satışı düşünülen okulların çoğu meslek liseleri ve bazıları çok ünlü orta öğretim kurumları. İçlerinde bir tek bile İmam Hatip Lisesi bulunmaması dikkat çekici… Rastlantı olmalı. (Satılık okullara ilişkin listeyi YAPI’nın haberler bölümünde bulacaksınız).

Tren garlarına gelince… TCDD Genel Müdürlüğü tarafından, satılmak üzere Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na devredilen 25 garın listesi şöyle: “Eskişehir, Kırklareli, Zonguldak, Kayseri, Karabük, Niğde-Merkez, Niğde-Bor, Balıkesir, İzmir-Selçuk, Denizli, Uşak, Erzurum, Erzincan, Sivas, Muş, Siirt-Kurtalan, Diyarbakır, Kahramanmaraş, Gaziantep, Konya, Adana, İskenderun, Isparta-Merkez, Isparta-Eğridir, Kütahya.” Ayrıca, TCDD taşınmazlarından Fenerbahçe Dinlenme Tesisleri de satışa çıkan alanlar arasında yer alıyor.

Ekonomiden sorumlu eski devlet bakanı ve başbakan yardımcısı Abdüllatif Şener görevden ve AKP’den ayrıldıktan sonra verdiği bir konferansta (5) bir itirafta bulunuyor ve özelleştirilecek ekonomik değer kalmadığını söylüyordu. Demek ki çareler tükenmiyormuş: Sıra okullara gelmiş. Milli Eğitim’in bugün indiği düzeye bakılırsa okulların satılmasını pek de yadırgamamak gerekiyor (!)

 

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti

2010’da İstanbul, Avrupa Kültür Başkenti olacak. Bu çerçevede etkinlikleri örgütlemek üzere ilkin bir ajans kuruldu. Başında, İstanbul’un Ankara’nın vesayeti altında yönetildiğini bir kez daha vurgulamak için olsa gerek, bir bakan var.

Ajansta işler iyi gitmiyor. Ayrılan büyük bütçe büyük ölçüde tüketilmiş durumda; anlamsız projeler desteklenirken ciddi projelere kaynak bulunamıyor. Zaten kısa bir süre önce, Ajans yönetiminde oluşan çatlak, asıl yöneten kadronun projeden ayrılmasına yol açmıştı. ?imdi işler daha da kötü durumda. Ülkeye sunulmuş olan bir fırsatı kazanıma dönüştürmek yerine elimizden kaçırmak üzereyiz.

İstanbul’un nasıl bir kültür başkenti olacağını görmemize yalnızca beş ay kaldı; bekleyip göreceğiz.

 

Cumhuriyetin Yapıları Yıkılıyor

Cumhuriyet Dönemi’nin önemli mimarlık örnekleri birer birer yıkılıyor. Yapı Dergisi ve yapi.com.tr bunlara ilişkin bir liste hazırlıyor; liste eklemelere de olanak sağlayacak şekilde kamuoyuna sunulacak.

Listeye son eklenen kurbanlar arasında, Ord. Prof. Dr. Emin Onat’ın Moda’daki kendi evi, önce Vestel’in, sonra da Garanti Bankası’nın eski yönetim binası (Mimarları: Şaziment ve Neşet Arolat) var. Maçka’daki İsmet İnönü evi de bu listeye eklenmek üzere… İsmet İnönü’nün torunları evi yıkıp yerine bir apartman yapmak üzere belediyeye başvurmuşlar; İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi de öneriyi oybirliğiyle kabul etmiş.

Bildiğim kadarıyla, Maçka’daki İnönü Evi’nin arsası İstanbul şehrince İsmet İnönü’ye armağan edilmiş, Maçka’yı Dolmabahçe’ye bağlayan yol da park tarafında, eleştirilere karşın büyük harcamalarla kolonlar üzerine alınarak genişletilmişti. Öte yandan mimarisi Rüknettin Güney’e ait olan bu yapı, kanımca Cumhuriyet dönemi mimarlık mirasımızın önemli yapıtlarından biridir. Bu nedenle korunması gerekir, yıkılamaz. Yapının ranta kurban edilmek istenmesi üzücüdür; üstelik İsmet İnönü’nün torunları tarafından…

Bir süre önce yıkılacağı söylenen Dolmabahçe İnönü Stadı şimdilik kurtulmuş gibi görünüyor. Darısı İnönü Evi’nin başına…

Görüldüğü gibi, bilinçsiz kıyım pek çok alanda sürüyor. Yeşil alanlar, ormanlar, su havzaları gözden çıkarılıyor; okullar, garlar satılıyor, Cumhuriyet döneminin simge yapıları acımasızca yok ediliyor. Nasıl böyle olabildik biz?

 

Dipnotlar:

1.Bülent Serim, YÖK’te Neler Oluyor?, Cumhuriyet, 18.7.2009.

2.Abbas Güçlü, Milli Eğitim Bakanı’nı gören var mı?, Milliyet, 18.7.2009.

3.Doğan Kuban, Cumhuriyet Bilim-Teknoloji eki, 17.7.2009.

4.Oktay Ekinci, 3.Köprüye Sit Çekincesi, Cumhuriyet, 8.7.2009.

5.Business Class Toplantısı, 30.04.2008.