| Nazdrovya ! |
Kaynak :
14.03.2000 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
1993-94 sezonu Avrupa Şampiyonlar Ligi kapsamında Spartak Moskova – Galatasaray futbol maçı için Moskova’ya gitmiştik. Avrupa kupalarında yerleşmiş usule göre, maçtan bir gece önce evsahibi kulüp, konuk kulüp yöneticileri onuruna bir yemek verir. Moskova’da da öyle oldu. Gideceğimiz yeri şoförümüze tarif etmişler; eline bir de adres tutuşturmuşlar. Galatasaray yöneticilerinden bir grup, siyah bir limuzinle yola koyulduk, uzunca bir süre gittikten sonra, şehir merkezinden uzak bir noktada yolumuzu kaybettik. Karanlık yollarda, sora sora, aradığımız yeri güçlükle bulduğumuzda ise zaman bir hayli ilerlemişti ve yemeğe geç kalmıştık. Çok büyük, az ışıklı, ıssız bir binaya girdik. Bana nedense, bakımsız bir sendika binası izlenimi verdi. Birkaç kat çıkıp, uzun koridorları aştıktan sonra L şeklinde, büyüklük olarak salon-oda arası bir mekâna vardık. Evsahiplerimiz bizi dost sıcaklığıyla karşıladılar. Odanın şekline uygun L şeklinde bir masa kurmuşlar. Masanın tümünü kaplayan mezeler ve ünlü Rus mutfağından iştah kabartıcı çeşitler : siyah havyar, turna havyarı, Rus salatası ve bir dolu yiyecek.. İçki olarak da doğal ki votka. Hoşgeldin faslının ardından herkes masadaki yerini alınca Spartak Moskova Kulübü Başkanı bir konuşma yaparak onurumuza kadeh kaldırdı : “Nazdrovya (şerefe) !”. Küçük bardaklardaki votkalar bir atışta son damlasına kadar tüketildi. Sonra bizim Başkan, Alp Yalman konuştu. Bardaklar yine boşaltıldı. Biraz sonra Ruslardan biri daha konuştu, elindeki kadehi kaldırarak “toast” teklif etti. Yine içtik. Bizim de teker teker konuşma yapmamızı bekliyorlar. Yalman’dan sonra sıra bende.. Neyse, “bizde adet değildir; yalnızca başkan konuşur, başkandan sonra da |
kimse konuşmaz” deyip durumu savuşturduk. Ancak söylevler ve kadeh kaldırmalar birbirini izliyor. Ruslar sırayla kalkıp Rusça, hiç anlamadığımız birşeyler söylüyor, “nazdrovya” deyip kadeh kaldırdıkça da içiliyor. Zaman ilerledikçe herkes gevşemeye başladı. Ben bu kadar içkiye alışık olmadığım için durumu idare etmeye çalışıyorum, bir iki yudum alıp ya da içmiş gibi yaparak kadehi masaya bırakıyorum. Spartak’ın Başkanı, tam karşımızda oturuyor ve kadehi kim yarım bırakırsa müdahale ediyor, üstünü tamamlayıp sonuna kadar zorla içiriyor. Yakalandıkça ben de bundan nasibini alıyorum.
Daha sonra, ikili temaslarda alışılagelmiş seremoniyle armağanlar verilip alındı. Vakit geceyarısına yaklaştığında samimiyet daha da ilerledi; o kadar ki, yemeğin başından beri servis yapmakta olan kişiler bile masaya yerleşip söyleşiye katıldılar. Geceyarısından sonra biz ayrılırken, evsahiplerimiz dişkirası gibi, elimize plastik torbalar içinde ikişer şişe votka tutuşturdular. Meğer Spartak Moskova’nın başkanının votka üretim tesisleri varmış; içtiklerimiz de onun ürettikleriymiş. Rus votkasını Rus yöneticilere çaresiz uyarak şurup gibi içmiştik. Etkisini dış havaya çıkınca anladım; alkol duvarını iyice aşmışım. “Rakı şişede durduğu gibi durmaz” derler; biz bunu bilirdik. Meğerse votka da şişede durduğu gibi durmazmış. Avrupa’daki yerini giderek sağlamlaştıran Galatasaray futbol takımı bu kez Real Mallorca’nın konuğu. Takıma ve ülkemize bayram sevinci diliyorum. Yıldız Teknik Üniversitesi’nce “Onursal Doktor” unvanıyla ödüllendirilmem nedeniyle beni kutlayan dostlara buradan teşekkürlerimi sunarım. D.H. |

