| Nereye Gidiyoruz? |
Kaynak :
01.06.2007 -
Yapı Dergisi - 307
|
Yazdır
|
|
Ülkede yaşanan siyasal kargaşa her alanda kendini gösteriyor. İktidarın Cumhuriyet hedefleri, çağdaş bilimsel ilkeler ve evrensel değerlerle barışık olmaması, her alanda tutarsız ve çelişkili uygulamalara yol açmakta. |
Bayındırlık Bakanlığı, TOKİ gibi kurumlar ayrıcalıklı yetkilerle donatılmış olarak dilediklerince plan yapabiliyorlar. Bu planlar mevcut şehir planlarıyla bağdaşmıyormuş; hiç önemli değil (!) amaç daha yoğun yapılaşma. Yapılaşma yalnızca eski mevcut yapıların yerinde olmuyor; yeşil alanlar da yoğun imar katsayılarıyla yapılaşmaya açılıyor. Öte yandan kamu, elindeki arsaları ayrıcalıklı imar hakları vererek bir mirasyedi hovardalığı içinde satıyor. Örnek mi istersiniz? Şişli’deki Cevahirler İş ve Alışveriş Merkezi, Zincirlikuyu’daki Karayolları arsası, Dubaililer’e satılan 4.Levent’teki eski İETT garajı, Ofer-Kutman Ortaklığı’nın Özelleştirme İdaresi’nden satın aldığı Kuşadası Fransız Tatil Köyü arazisi… Üstelik bu sonuncusunda imar durumu satıştan sonra değiştirilip artırıldığı için kamu aleyhine haksız bir durum yaratıldığı da son günlerin tartışma konuları arasında… Özelleştirme öncesi 2 kat turistik tatil köyü, yüzde 20 imar yoğunluğu olan arazinin imar durumu Kuşadası Belediye Meclisi’nde 12 kat yükseklik ve yüzde 53 imar yoğunluğu olarak değiştirildi. Bu durum karşısında CHP’li ve bağımsız meclis üyeleri kararın iptali için mahkemeye başvurdular, hattâ arazinin eski sahibi Emekli Sandığı da davaya müdahil oldu (3). YAPI’nın geçen sayısında da İstanbul Hilton Oteli için, arazinin yeni sahibinin imar durumu değişikliği istediğinden söz etmiştik. Kuşadası’nda prosedürü daha da ilerlemiş bir durumla karşı karşıyayız. Ne yazık ki devlet, ilkesizlikler nedeniyle -ya da başka nedenlerle- arazi spekülasyonunun aracısı haline getiriliyor. Yine son günlerde başka bir olguyla, yepyeni bir icatla (!) karşı karşıyayız: “Transfer merkezi” adı altında sürdürülen projeler… İstanbul’un şimdilik 52 noktasında transfer merkezleri adı altında bazı projelere ayrıcalıklı imar kararıyla yepyeni haklar tanınması söz konusu. Konu açıklığa kavuştukça tepkiler büyüyor. Basında çıkan haberlere göre, “Büyükşehir Belediyesi İstanbul’un gözde yerlerini toplu taşıma araçlarına peron ve benzeri tesisler yapma karşılığında müteahhitlere tahsis ediyor. Buraları alanlar, üzerlerine alışveriş merkezleri, rezidanslar, kat sınırlaması kaldırılmış gökdelenler dikebilecekler… Birçok yerde sağlık ocağı ile çocuk parklarının yerinde transfer merkezi adı altında kuleler yükselecek. Beşiktaş Yıldız’da Conrad Oteli’nin hemen önündeki sit alanına da inşaat planlanıyor (4). Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent ubesi, planlanan transfer merkezlerinden büyük bölümünün yeşil alana, bazılarının da tümüyle kent dışında ormana denk geldiğini belirtirken her projede yapılaşma izninin birkaç kat artırılmasının kent ve çevre dokusuna büyük zarar vereceğini dile getiriyor (5). Ayrıcalıklı transfer merkezlerinden biri de “Mecidiyeköy Eğitim, Spor ve Transfer Merkezi” alanı. Arazi Taşyapı firması tarafından satın alındıktan sonra yapılan plan değişikliği ile mal sahibi lehine 236.000 m2 dolayında, bir ek inşaat hakkı verildiği belirtiliyor. Arazinin yapılaşma izni 0.50’den 3 emsale çıkarılırken inşaat yüksekliği serbest bırakılmış. Mimarlar Odası’nca hazırlanan ÇED raporunda sonuç olarak, “ileride geri dönülmesi imkânsız kayıplara neden olmamak adına ruhsat işlemlerinin durdurulması ve imar ile ilgili kararların yeniden ele alınarak düzeltilmesi” talep edilmiş. Mimarlar Odası’na göre, “yapılan ayrıcalıklı plan değişiklikleri ile milyonlarca dolarlık rant el değiştirirken kamuoyu ancak yapılar yükseldiğinde ve yaşadığı kaos sonucunda ancak bilgilenebiliyor.” Türkiye’de arsa spekülasyonu ve yolsuzluğu oyunları bitmek bilmiyor ve neredeyse örgütlü bir sistem halinde sürüyor. Bu olguya bir örnek de Siirt’ten geldi. Hazine’ye ait olan 108 dönüm arazi 2005’te 22 bin YTL’ye bir kişiye satılmış. Aynı araziyi o kişiden Siirt Belediye Başkan Yardımcısı satın almış. Arazi iki kez daha ele değiştirdikten sonra son alıcı AKP’li Siirt Belediyesi olmuş. Belediye, 5 Mart 2007 tarihinde encümen kararıyla 100 kat fazla değerle 2.1 milyon YTL karşılığında araziyi kamulaştırmış… Belediye araziye konut yapılması için TOKİ ile anlaştığı sırada bir belediye meclisi üyesinin suç duyurusuyla skandal ortaya çıktı. Ayrıca, TOKİ’nin arsaya yakın bölgede daha önce yaptığı 350 konutluk başka bir projenin yeterli talep görmediği için belediye ve emniyet personeline lojman olarak tahsis edildiği belirtiliyor (6). Bütün bu örnekler, Türkiye’nin şehircilik ve mimarlık politikalarının olmamasının ne denli ciddi bir boşluk doğurduğunu gözler önüne seriyor. Bu boşluk, ülkeyi yöneten iktidarların ve onlara bağlı kadroların ilkesiz-tutarsız davranışlarıyla birleşince doğal ve tarihsel çevreyi korumanın ve ilkeli, bilimsel yapılaşmanın yerini “yağma” alıyor. Kaynaklar |

