Odamızın 70. Yılına Doğru… Kaynak : 01.11.2014 - Mimarlık Dergisi - 380 Kasım-Aralık 2014 | Yazdır

Mimarlar Odası’nın 70. yıldönümü 2024’e rastlıyor; Cumhuriyet’in 100. yılının bir yıl sonrasına…

Önümüzdeki on yıl ülkemiz ve özellikle de Türkiye Cumhuriyeti için çok önemli. Bugün yazık ki Cumhuriyet’in temel ilkeleri tehdit altında. Önümüzdeki dönem, Cumhuriyetin kuruluş ilkelerinden sapma girişimlerinin çokça denendiği, hatta anayasa değişiklikleriyle Cumhuriyet’in kuruluş ilke ve felsefesinin yozlaştırılarak dönüştürülmesi çabalarının yoğunlaştırılacağı talihsiz bir dönem olabilir.

Odamızın, önümüzdeki on yıla ve geleceğe ilişkin olarak vizyonunu belirlerken öncelikli ilkenin, “Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik, beraberlik ve toprak bütünlüğü içinde, özgürlük, eşitlik, laiklik ve bağımsızlıktan sapmadan, çağdaş uygarlık yolunda ilerlemesi” olmalıdır.

Dönelim kendi mesleğimize… Mimarlık uygarlığın en belirgin göstergesi olduğuna göre, yukarıdaki kuruluş felsefesinden kopmadan ülke mimarlığını geliştirerek dünyada söz sahibi kılmanın yollarını bulmak zorundayız. Bu işin öncelikli aracı, eğitimdir: Toplumun, yöneticilerin ve mimarların eğitimi.

Bugün toplumumuz ve ülke yöneticileri mimarlığın ne olduğu konusunda yeterli bilgi ve donanımdan yoksun. Oysa, mimarlık öteki sanat dallarından farklı olarak, yalnızca mimarın bilgi ve yeteneğiyle gerçekleştirilebilecek bir dal değildir. Defalarca yinelediğim gibi, iyi mimarlık için yalnızca mimarın iyi olması yetmez; iş sahibinin de mimarlık konusunda bilgiye olmasa da en azından doğru algıya sahip olması gerekir. Bu, kamu uygulamaları için de, özel kesim için de böyledir. Toplumu ve yöneticileri bu doğrultuda bir anda eğitemeyeceğimize göre mesleğin kurallarını ortaya koymak ve -olabilirse-bu kuralları bağlayıcı kılmak gerekir. Bu da, pek çok gelişmiş ülkedeki gibi, ancak “mimarlık yasası” ya da bir “mimarlık politikası” yoluyla olabilir.

Mimarlar Odası bir mimarlık yasası çıkartılmasını sağlamak için uzun süre uğraştı. Ne var ki sonuç alınamadı. İçinde bulunduğumuz koşullara bakınca yasanın çıkmadığına şükretmek gerekiyor. Yasa çıkabilseydi, günün modası “torba yasa” furyasında kim bilir hangi torbadan, nasıl çıkacaktı? “Nasıl” konusu çok belli: Hiç kuşkusuz, 21. yüzyıl mimarlarına Selçuklu-Osmanlı özentili bir mimarlık üslubu(!) dayatması çıkacaktı torbadan.

Çözüm, Mimarlık Politikası’nda görünüyor. Bu konuda Odamız çatısı altında yapılmış değerli çalışmalar ve ciddi bir birikim var. O çalışmaları tamamlayıp örneğin, Finlandiya’nınki gibi devreye sokmalıyız. Bir mimarlıklar ülkesi olan Finlandiya’da mimarlık politikasını, duyarlı bir hükümet, doğal ki mimarların da katkılarıyla hazırlayarak kamu yapıları için zorunlu hale getirmişti. O politika hep yürürlükte. Bizim için çıkış yolu, Türkiye’nin mimarlık politikasını Mimarlar Odası’nın önderliğinde, Serbest Mimarlar Dernekleri’nin, Mimarlık Vakfı’nın ve mimarlık düşünürlerinin katılımıyla bir an önce hazırlayıp topluma, merkezi ve yerel yönetimlere duyurup benimsetmek gibi görünüyor.

Eğitimin başka bir temel öğesi, mimarlık eğitim kurumlarıdır. Bugün bu kurumlardaki eğitim düzeylerinin çok farklı olduğunu biliyoruz. İyileştirme için bir yandan okulların akreditasyon sistemine hız kazandırılması, öte yandan eğitim sürelerinin Avrupa kabullerine uygun hale getirilmesi, hedefimiz olmalıdır.

Çözüm bekleyen tamamlayıcı bir konu da “mesleğe kabul sisteminin” oluşturulmasıdır. Yetkinlik, Mimarlar Odası’nın olduğu gibi, “Mühendislik Odaları”nın da sorunudur; kardeş odalarla işbirliği, süreci hızlandırır.

Bu öneriler vizyon belirlemede belki yeterince parlak görülmeyebilir. Ne var ki öncelikle,  mimarlığımızın önündeki ciddi engellerin bir an önce aşılması gerekiyor. Zamanla yarışarak gerçekleştirebiliriz bunu. Başarılar…

Mimarlar Odası Eski Merkez Yönetim Kurulu Üyesi