|
300’ü Geride Bıraktık YAPI’nın 300.cü sayısı geride kaldı. 300.cü sayıda içerik daha da güncel hale getirilirken, Bülent Erkmen ve Emre Çıkınoğlu‘nun katkılarıyla yepyeni bir grafik tasarım düzenine geçilmişti. Gelen tepkiler ilginçti. Yeni tasarım, görüşlerini alabildiğimiz okurlarımızın büyük çoğunluğu tarafından beğeniyle karşılandı. Doğal ki hoşnut olmayanlar da vardı. Onlar derginin eski grafik düzeninden memnundular ve değişiklik yapılmasının gereksiz olduğu üzerinde ısrarlıydılar. Hattâ derginin 254. sayısından başlayarak Ocak 2003’te değiştirdiğimiz kare formunun özlemini çekenler bile -hâlâ- vardı. Alışkanlıklardan kolay vazgeçilemiyordu kuşkusuz. Belki de haklıdırlar; ancak, hemen belirtelim ki beğenenler büyük çoğunluğu oluşturuyordu. 300.cü sayının ikinci bölümü YAPI’nın 300 sayılık, 33 yıllık yayın içeriği birikimiyle 33 yıllık bir sürecin mimarlık ve yapım ortamını özetleyen bir belge niteliğindeydi. Bu bölüm ilk sayıdan sonuncuya kadar dergide yer almış haberlerden, proje ve yapılardan yıllara ve sayılara göre derlenmiş bir seçki sunuyor ve 300 sayılık bir süreçte ne denli zengin bir birikim oluştuğunu gösteriyordu. İlginç bir başka nokta da reklamlardı. Birçok firmanın geçmiş yıllarda YAPI’ya verdikleri reklamlarla, bugünkü reklamları karşılıklı sayfalarda yer almıştı. Geçmişle bugün yan yanaydı. Buna, nostalji ile gerçek de diyebiliriz, sektörün gelişimini gözler önüne seren tarihsel bir belge de… Gelen kutlamalar, 300.cü sayı odaklı olarak daha çok, 300 sayılık bir “külliyatın” arkasında yatan çabaya, akla, bilgiye, emeğe, sebata, tutarlılığa yönelikti. YAPI’nın dostları bu çabayı sözlü – yazılı kutlamaktan geri kalmadılar. Örneğin, Oktay Ekinci‘nin Cumhuriyet gazetesinde yazdıklarını kısaltarak aktaralım (1) : “Yaklaşık 33 yıldır “kesintisiz” yayımlanan “YAPI” nın bu ay (Kasım) 300. sayısına ulaştık. “Mimarlık, Tasarım, Kültür ve Sanat” taki gelişmeleri özenle aktaran dergi, aydınlatıcı katkılarını yeni tasarımıyla sürdürecek… “Aydınlatıcı” diyorum; çünkü YAPI sadece haber ve makalelerle yetinmeyip kendi alanında etkin bir “düşünce ve tartışma dünyası” da yarattı. Yanlışları sorgulayan, doğruları özendiren yayın anlayışıyla, adeta bir “sivil denetim ve izleme kurumu” işlevini üstlendi… Gerçi, Mimarlar Odası’nın “sorgulayıcı” yayınları da yarım yüzyılı aşkın bir birikimle sürüyor; ama bir meslek odası olarak bu kimliğini zaten anayasadaki “kamu yararını gözetme” sorumluluğundan alıyor. YAPI’nın “eleştirel” ve “öğretici” çizgisi ise doğrudan sanatın ve kültürün “evrensel yükümlülükleri” ne dayanıyor… Türkiye’de, amacı sadece “kültürel gelişme” olan bir derginin bunca yıl düzenli yayımlanabilmesindeki “kahraman”lığı artık herkes biliyor. Sahipleri güçlü medya patronları olmadığı için yaşamlarını kısa sürelerde noktalamak zorunda kalan sayısız dergimiz var… YAPI’nın, üstelik kendini devamlı geliştirerek “direnmesi”ndeki başarısı”…… Doğan Hızlan da Hürriyet’teki “300 katlı bir Yapı” başlıklı yazısıyla YAPI dergisinin 300 sayılık çabasının öyküsünü dile getiriyordu (2): “YAPI Dergisi’nin kasım ayında 300’üncü sayısı yayınlandı. Mimarlık-Tasarım-Kültür-Sanat dergisi YAPI, 33 yıldır çıkıyor. Edebiyat, sanat/edebiyat dergilerinin uzun yayın yaşamına okur olarak alışığız. Varlık (74), Milliyet Sanat (35), Hürriyet Gösteri (26) bunlara örnek gösterilebilir. YAPI gibi bir derginin 33 yıldır yayınlanması önemli, kutlanması şart olan bir başarı”… Doğan Tekeli ise, bana gönderdiği mektubunda, övgülü kişisel bölümler dışında şöyle diyordu: “YAPI”nın 300.ncü sayıya ulaşması; özel kapağı ve kalın hacmi ile dergiyi birden masamda bulunca, benim için tatlı bir sürpriz oldu”…. “Mimarlık yayınlarımız içinde “YAPI”nın ulaştığı bu rekor dolayısıyla, başında bulunduğun büyük aileyi içtenlikle kutluyorum”….. Güngör Kabakçıoğlu da, “Daha nice dalyalara”… diye başladığı mektubunu, “Kutlanacak büyük bir başarı”… “YAPI dergisi 1973 yılından bu yana çıktığı kesintisiz yolculuğunda Mimarlık-Tasarım-Kültür ve Sanat alanında okurlarına pırıl pırıl sayfalarında sunduğu yazı ve resimleriyle ne kadar övünse azdır”… diye sürdürüyordu. YAPI’nın 300. sayısı Yapı-Endüstri Merkezi ailesi için Kasım’ın ilk günlerinde gerçekten bir bayram havası yaratmıştı. Bayramı, Kasım ayı içinde YAPI’nın dostlarıyla buluşarak şenlikli bir ortamda kutlamaya tam hazırlanıyorduk ki, hiç beklenmedik bir olayla sarsıldık. Yapı-Endüstri Merkezi’nin çok değerli genel müdür yardımcısı Mimar Meriç Göktekin arkadaşımızı yitiriverdik. 5 Kasım akşamı yatmış ve bir daha uyanmamıştı. İyi yetişmiş, çalışkan, üretken, güvenilir, yetenekli, özverili, kısacası her türlü övgüye değer arkadaşımız daha 32 yaşındaydı. Acısını yüreğimizde duyduk. Böylece, sevinçle üzüntünün burukluğunu art arda yaşamış olduk. YAPI’yı katkılarıyla bugünlere ulaştıran çalışma arkadaşlarımıza, değerli yazar-çizerlerimize, işbirliği yaptığımız teknik kuruluşlara, reklamverenlere ve Siz vefalı okurlarımıza en içten teşekkürlerimizi bir kez daha sunmak isterim. Her ay, YAPI’nın bir öncekinden daha olgun bir sayısını sunma yarışı içinde olmak umuduyla…
NOT 1.Oktay Ekinci, YAPI’nın 300. Sayısı ve Doğan Hasol, Cumhuriyet, 1 Kasım 2006. 2.Doğan Hızlan, “300 katlı bir YAPI”, Hürriyet 14 Kasım 2006.
Türk Yapı Sektörü Raporu Bilindiği gibi Yapı-Endüstri Merkezi 1994 yılından beri her yıl “Türk Yapı Sektörü Raporu” yayımlıyor. Rapor, YEM’in araştırma bölümü YEMAR tarafından bütün bir yıl süren çalışmalar sonucunda Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanıp yayına dönüştürülüyor. 2006 yılı raporunun son rötuşları ve baskı hazırlıkları da, geride bıraktığımız Kasım ayında oldu. 26.500 adet basılan rapor, Capital dergisinin Aralık sayısıyla birlikte dağıtılacak. Rapor, temelde sektörün ekonomik panoramasını ortaya koyan en derli toplu kaynak. Doğal olarak ekonomik göstergelere ve rakamlara dayanıyor. Göstergeler ve rakamlar da genellikle, yatırımların parasal boyutunu ve elde edilen inşaatın miktarını gösteriyor. |
|
Oysa, yapılan yatırım karşılığında elde edilenlerin niteliği de, verimliliği de çok önemli. Paranın harcanması sonucunda, yanlış yerleşmeli, çürük, niteliksiz, mimarlık yoksunu yapımlar elde ediliyorsa yatırımın doğruluğu, verimliliği tartışılabilir; tartışılmalıdır. Düşündüklerimizi İstanbul’dan güncel örneklerle somutlaştıralım. Birinci örnek, “Beyoğlu” olsun. İstiklal Caddesi’nin ve çevresindeki sokakların durumu, yenileme için yapılan büyük yatırıma karşın hâlâ tam bir perişanlık içinde. Anımsayacağınız gibi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, caddedeki ağaçların sökülmesi ve yer kaplamasının değiştirilmesi yolunda aldığı bir kararla işe başladı. Çok uzun süren çalışmalar Beyoğlu’nun altını üstüne getirdi: Ağaçlar söküldü, var olan kaplama granit plaklarla değiştirildi. Beyoğlu’na gidenler aylarca çamurla boğuştular. Buna karşın yapılan iş son derece cahilce, özensiz, düzensiz ve niteliksizdi. O kadar ki, sonuncu Büyükşehir Belediye Başkanı Mimar Kadir Topbaş kendisi bile beğenmedi; kaplamada kullanılan Çin granitinden ve döşeme işçiliğinden memnun kalmadığını açıkladı. Müteahhidin cezalandırılacağını, kaplamanın bu kez yerli granitle yeniden yaptırılacağını bildirdi. Yatırımın karşılığı olarak alınan sonuç gerçekten tam bir başarısızlık ve beceriksizlik örneğiydi. Ne var ki Beyoğlu esnafının, Beyoğlu’nda yaşayanların, Beyoğlu’ndan geçenlerin ve Beyoğlu’nu sevenlerin çilesi daha bitmemişti. Oyun sil baştan, yeniden başlayacaktı. Böylece sökme ve yapma çalışmaları bir kez daha başladı. Bu ikinci evre de aylardan beri düşük tempoda herkesi bezdiren bir şekilde sürüyor. İş hâlâ tümüyle bitirilmedi; ancak sonucun yine felaket olacağı apaçık görünüyor. Bu kez, pahalı, kalın granit plakalar, üzerlerine iki doğrultuda açılan yivlerle 10×10 cm lik karolar görünümüne getirilerek zavallılaştırıldı. Ve yine çok kötü döşendi. Konsept kötü, işçilik kötü.. İşin içinde mimarlık yok, tasarım yok, detay yok. Yan yollarla birleşmeler, bina ve mağaza girişleri, su yolları… Ve Galatasaray Meydanındaki 50. yıl Cumhuriyet Anıtı. Şadi Çalık‘ın yapıtı olan anıtın zeminle birleşmesindeki detayları koruyabilmek için sanatçının kızı Siren Çalık‘ın bütün çırpınmalarına karşın varılan sonucu yerinde görmenizi salık veririm. Yap-bozla aradan bir yılı aşkın bir süre geçti… Nostaljik tramvayın bile işletilemediği Beyoğlu hâlâ perişan. Söz konusu yer sıradan bir yer değil, tarihi Beyoğlu ve İstiklâl Caddesi… Aydın İstanbul’un merkezi, sosyal-kültürel buluşma mekânı. Beyoğlu’nun ve İstiklâl Caddesi’nin düzenlenme işi böyle mi yapılır? Belediye’de mimar mı yok? Başka bir örnek, İstanbul’daki kavşak yatırımları… Belediye “7 tepeye 7 tünel” sloganıyla şehir içinde tüneller kazıyor, ayrıca alt-üst geçitli kavşak düzenlemeleri yapıyor. Bütün bunlar İstanbul’un trafiğini çözmek uğruna… 116 kavşaktan 103’ü bitirildi bile. Ancak trafik hâlâ arapsaçı; çünkü çözüm yanlış, yatırım yanlış. Hâlâ bilimsel planlama dışlanıp bireysel taşımacılıktan medet umuluyor. Uzmanlarsa, “yapılması gereken daha az kavşak, daha fazla toplu taşıma” diyorlar. İşte size somut ve güncel örnekler… Paralar harcandı, yani yatırım yapıldı ama, sonuç sıfır… Sorun yalnızca İstanbul’a özgü değil. Bu örnekleri ülke çapında çoğaltabiliriz. Yukarıda da belirttiğim gibi, ekonomik raporlar genelde yatırımı dikkate alıyorlar, ancak elde edilen sonucu pek irdelemiyorlar. Bu nedenle ekonomik raporlar değerlendirilirken ekonomik veriler kadar, ortamı oluşturan sosyal, bilimsel ve teknik veriler de dikkate alınmalı. Bu konulara raporlarda değinilse de yoğun rakamlar arasında gözden kaçabiliyor. Türk Yapı Sektörü Raporu’nun önsözünde, bu anlamda önemli gördüğüm bazı noktalara değinmek zorunluluğunu duydum. O görüşleri bir kez de burada sunmak istiyorum. “Türk Yapı Sektörü Raporu, sektörün 2006 yılındaki durumunu rakamlarla çok ayrıntılı olarak veriyor. Ekonomik göstergelerin, istatistiklerin, rakamların çok önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak yine biliyoruz ki bütün bunlar nicelikleri verirler. Oysa, niceliklerin yanısıra, bir sektörün genel görünümünü belirleyen niteliklere ilişkin veriler de söz konusudur. Ekonomik göstergelere, rakamlara girmeden önce sektörün karşı karşıya olduğu sorunları bazı saptamalarla dile getirmenin yararlı olacağını düşünüyoruz. Aşağıda sıralanan sorunların gözardı edilmeyerek bir an önce de alınmasının ve giderilmesinin yatırımları daha anlamlı, daha verimli kılacağına inanıyoruz.
•Ülkenin yerleşme-planlama, şehircilik ve mimarlık politikası yoksunluğu, •Ülke çapında yerleşme ve yapılaşmada bilimsel planlama yokluğu; •Kentsel planlama, kentsel tasarım, mimarlık, mühendislik eksikliği ve dağınıklığı sonucu plansız, yanlış yerleşmeler, yanlış yapılaşma, •Kaçak yapılaşma, •Mevcut çürük yapı stoğu, •İşlemeyen yapı denetim sistemi, •Proje ve inşaatta hâlâ siyaset ve çıkar baskısı altında tutulan kamu ihale düzeni, •Bozuk müteahhitlik sistemi, •Hesapsız kitapsız, plansız, yanlış belediye yatırımları savurganlığı, •Meslek adamlarının ve yardımcı kadroların yetersiz eğitimi; olmayan yetkinlik sistemi, •Yabancı meslek adamlarına, karşılıklılık ilkesi gözetilmeksizin tanınan Türkiye’de proje yapma hakları, yetkileri, •Yapı ve malzeme üretiminde kayıtdışılık ve haksız rekabet hâlâ sürüp gidiyor.
Bu temel sorunlar çözülmedikçe sektörün ülke yararı ve verimlilik açısından tam olarak başarılı bir şekilde işlemesi beklenemez. Yatırımlar yapılsa da tümüyle doğru, ekonomik ve verimli sonuçlara ulaşılabilmesi tam olarak sağlanamaz”…
|