| Olaylar-Yorumlar.. (Archiprix International 2003 İstanbul-Cenova – Renzo Piano Sergisi – AB ve Mimarlık – Yapı Malzemeleri Yönetmeliği) |
Kaynak :
01.06.2004 -
Yapı Dergisi - 271
|
Yazdır
|
|
13-14 Mayıs günleri Cenova’da Archiprix International 2003’ün ödül törenine katıldık. Aslında bir yıl kadar önce İstanbul’da yapılması gereken tören, bizim dışımızda gelişen birtakım aksilikler nedeniyle Cenova’ya alınmıştı. Öyküyü kısaca özetleyelim: Sekiz yıldan beri ülkemizdeki mimarlık okullarının bitirme projeleri arasında düzenlediğimiz Archiprix-Türkiye yarışmasının yanısıra, 2003’te uluslararası Archiprix’yi de (Archiprix International) İstanbul’da düzenlemiştik. Ulusal Archiprix yarışmaları gibi, Uluslararası Archiprix’yi de Hollandalılar başlatmışlardı. İki yılda bir yapılacak yarışmanın birincisi Rotterdam’da düzenlenmişti. Kapsamı, mimarlık, kentsel tasarım ve peyzaj mimarlığı konularındaki diploma projeleri arasından en iyileri seçerek ödüllendirmek şeklinde tanımlanıyordu. Bu yarışmanın önemi, mimar adaylarının dünyanın çeşitli yörelerinde mimarlık adına neler yaptıklarının dünya kamuoyuna gösterilmesiydi. Farklı yeni eğilimler, yeni anlayışlar, yeni yorumlar, yeni gelişmeler… Mimarlık okulları neler üretiyorlar? Geleceğin mimarlığı hangi doğrultuda gelişiyor?.. Genç mimarların yüreklendirilmesine koşut olarak bütün bunların gözler önüne serilmesiydi ana hedef. Konular, temalar, kültürel ortamlar, coğrafya, tasarımı etkileyen, ona yön veren olgular, her şey farklı olabilirdi; ancak aranan, çözümün, “mimarlık”ın temel ilkelerine, mimari mükemmelliğe yanıt verecek düzeye kavuşmuş olmasıydı. İşte bu uluslararası etkinliğin ikincisini Hollandalı grupla işbirliği halinde biz, Archiprix-Türkiye Grubu olarak gerçekleştirecektik; öyle de oldu. Yaklaşık 1200 mimarlık okuluyla ilişki kurulmuş, yarışmaya 61 ülkeden 173 proje gelmişti. İTÜ Taşkışla binası etkinliklerin merkeziydi. Projeler ilkin bir ön jüri tarafından değerlendirildi. Hülya Yürekli, Cana Bilsel, Cem İlhan, Murat Uluğ, Şevki Pekin’den oluşan ön jüri 51 projeyi uluslararası jüriye önerme kararı almıştı. Daha sonra 17-18 Haziran 2003 günleri yine Taşkışla’da bir araya gelen uluslararası jüri (Winka Dubbeldam, Pierre Gautier, Doğan Hasol (Başkan), Gerard Maccreanor, Natalija Subotincic) bütün projeleri bir kez daha inceleyerek, seçilmiş olan 51 projeyi 60’a çıkardı, değerlendirmelerden sonra 19 projeyi finale ayırdı ve bunların arasından 4 projeyi ödüle değer buldu. Yine aynı günlerde, yarışmaya katılmış olan çoğu yabancı 60 öğrenci, organizasyon kapsamında İstanbul’da buluşarak Taşkışla’da düzenlenen atölye çalışmalarına ve inceleme gezilerine katıldılar. Başlangıçtan beri, ödül töreninin çok görkemli olması, İstanbul’da yaratılacak bir mimarlık şenliği atmosferi içinde yapılması düşünülmüştü. Etkinlikler kapsamında ünlü uluslararası mimarlar konferans vermek üzere İstanbul’a geleceklerdi. Etkinliğin ve törenin sponsorluğunu Hollanda kökenli uluslararası bir firma üstlenmişti. Sponsor firma aynı zamanda, dünyanın çeşitli yerlerindeki temsilcilerini de bu etkinlik çerçevesinde İstanbul’da buluşturup ağırlamayı tasarlıyordu. Aksiliklerin ilki işte bu noktada oldu. ABD’nin Irak’a saldırması ve bulaşıcı SARS salgınının bütün dünyada yarattığı korku, programın ikinci bölümünün 2003 Haziran’ında gerçekleştirilmesini engelledi; buluşmanın, ödül töreni ve kutlamaların 2004 Mayıs’ına ertelenmesine neden oldu. Aksilikler daha sonra da peşimizi bırakmadı. Mayıs 2004’teki İstanbul buluşması için programlar yeniden gözden geçirilirken 15 ve 20 Kasım 2003’te İstanbul’u sarsan bombalama olayları etkinliğe yeni bir darbe vurmakta gecikmedi. Uluslararası Archiprix kapsamında işbirliği içinde olduğumuz Hollandalı grup, sponsor firmanın İstanbul buluşmasını iptal ederek etkinliği Avrupa’da başka bir kente aktarmak niyetinde olduğunu ezilip büzülerek bildirdi. Etkinliğin İstanbul’da yapılmasını sağlamak üzere Yapı-Endüstri Merkezi’nin desteğiyle her türlü katkı ve özveriye hazır olduğumuz yolundaki ısrarlarımız kararı değiştirmeye yetmedi, çünkü sponsor firmayla altı yıl için imzalanmış, bağlayıcı bir sözleşmeleri vardı ve bu, önerimizin önündeki en büyük engeldi (1). Sergi İstanbul’daydı. Bu durumda yapabileceğimiz tek şey kalıyordu: sergiyi İstanbul’da mimarlık çevrelerine sunmak. Bunu 4-26 Mart 2004 tarihleri arasında Taşkışla’da gerçekleştirdik. İstanbul serüveni böyle bitti. Gelelim Cenova’daki etkinliklere… Buluşmanın birinci günü, henüz ödüller açıklanmadan, yarışmacıların kendi aralarında seçtikleri projelerle birlikte 21 projenin sahibi olan genç mimarlar Cenova Mimarlık Fakültesi’nin konferans salonuna dönüştürülmüş eski bir kilisede, S. Salvatore Oditoryumunda projelerini sundular. Projeler, toplantıya katılanlarca bir panel düzeninde tartışıldı. Ne var ki katılanların sayısı son derece azdı. Ertesi gün, “Yeni Mimari Bağlamlar” başlığı altında uluslararası bir konferans düzenlenmişti. Konferansı Cenova, Milano ve Venedik’teki mimarlık okulları DIPARC, DIAP ve IVAV ile Archiprix International Grubu birlikte düzenlemişlerdi. Eskiden pamuk deposu olan ve Renzo Piano tarafından düzenlenen yeni kongre merkezinde yer alan konferansın konuşmacıları New York’tan Michael Sorkin, Milano’dan Stefano Boeri, Barcelona’dan Josep Llinas Carmona, Amsterdam’dan Ben van Berkel, Osaka’dan Shuhei Endo idi. Konferans, yoğun kent dokusunda çağdaş tasarım konusuna odaklanmayı amaçlıyordu. Daha sonra sıra, -bir yıllık bir gecikmeyle ödüllerin ve mansiyonların verilmesine geldi. Burada değinmek istediğim önemli başka bir nokta, bugün Batı dünyasının Türkiye’ye bakış açısındaki çarpıklık… Batı küreselleşmeyi savunuyor, ancak yalnızca kendisi ve kendi çıkarları için… Yürürlükte olan, çifte standarda dayalı farklı bakıştır. Bu nedenle, Türkiye’de olabilen terör olayları Batıda, örneğin İspanya’daki eşdeğerleriyle kıyaslanmayacak kadar büyük tepki görüyor. Ayrıca, Türkiye’de siyasal iktidarın, laikliği bir yana bırakarak attığı İslamcı adımlar Avrupa’yı ürkütüyor. ABD kaynaklı Büyük Ortadoğu Projesi Türkiye’ye ılımlı İslamcılık rolünü biçse de bu rol Avrupalıları tedirgin etmekten geri kalmıyor. Son zamanlarda Türkiye’nin, AB’ye katılmasına, daha doğrusu aday olmasına karşı bile Fransa ve Almanya siyasal çevrelerinde görülen çıkışlar bunun açık göstergesi. Bu karmaşık ortamda uluslararası çapta yaptığımız Archiprix etkinliğini ülkemiz adına tam olarak değerlendiremediğimizi, emeklerimizin bir bölümünün kaybolduğunu, en azından karşılığını bulmadığını söylemek haksız bir yakınma sayılmamalı. Gelecek Archiprix International etkinliğinin, 2005’te Lighthouse’un işbirliğiyle Glasgow’da düzenleneceğini ekleyelim. Renzo Piano Sergisi Cenova’da bulunduğum sırada başka bir ilginç etkinliğe katılma şansını buldum. “Renzo Piano & Building Workshop” sergisinin açılışıydı bu. Cenova’nın 2004’te Avrupa Başkenti olmasına ilişkin etkinlikler kapsamında düzenlenmiş olan ve 16 Mayıs’ta ziyarete açılacak sergi, bir gün önce özel davetlilere açıldı. |
Tören ve sergi Renzo Piano’nun yeniden düzenlediği Eski Liman’da yer alıyordu. Tören saat 10.30’da Limandaki Akvaryumun uzantısı olan Chiatte iskelesinin uç platformu üzerinde başladı. Yaklaşık 150 kişinin katıldığı tören Cenova yerel yönetim yetkilileri ve Renzo Piano’nun konuşmalarıyla başladı ve bir bakır sazlar beşlisinin mini konseriyle sürdü. Değişik ve hoş bir törendi bu. Daha sonra iskeleye yanaşan bir tekne, konukları limanın öteki kıyısına, serginin yer aldığı Porta Siberia’ya götürdü. Yapılan konuşmaların ardından sergi açıldı. Açılış töreninden ve sergiden fotoğraşara YAPI’nın haber sayfalarında ve daha ayrıntılı olarak Mimarlık Müzesi’nde yer veriyoruz. Burada, yerel yöneticilerin ve halkın mimarlığa nasıl baktığına, mimarı nasıl yücelttiğine tanık olduğumuzu vurgulamakla yetinelim. Cenovalıların gündeminde mimarlık vardı.
1. Bkz. D. Hasol; “Olaylar-Yorumlar / Kurultaylar, Archiprix ve Terörün Yan Etkileri”, YAPI 266, Ocak 2004, S. 49. AB ve Mimarlık Mimarlık konusunda bir yasa hazırlığı var. AB’ye ilişkin olarak mesleki yeterliklerin ve bunların Avrupa ölçütlerine göre denkliğinin saptanması ve serbest dolaşım yasanın konusunu oluşturuyor. Öncelikle, insan yaşamıyla doğrudan ilişkili üç meslek grubunun ele alınması tasarlanmış. Bu üç meslek; hukuk, tıp ve mimarlık. Hukuk, mevzuatının AB karşısında yeterli olduğu savıyla kendisini bu kapsamın dışına çıkarmış. Şimdi tıp dalları ve mimarlık için yasa hazırlama çalışmaları hızla sürüyor. Bu aşamada hazırlık Ankara’da Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’nin güdüm ve sorumluluğunda yürütülüyor. Hazırlık çalışmalarına eğitim kurumları (YÖK adına İTÜ, ODTÜ, YTÜ ve MSÜ)’nün yanısıra Mimarlar Odası, Serbest Mimarlar Dernekleri temsilcileri de katılıyorlar. Hazırlanmakta olan yasanın adı: “Mesleki Yeterliklerin Düzenlenmesi ve Tanınması Hakkında Kanun”. Çalışmalar henüz taslak evresinde. Gelelim, taslağın bizi asıl ilgilendiren “mimarlık” bölümüne… Taslak ağırlıklı olarak, eğitim süreci ve yetkiler üzerinde duruyor. Taslağın 47. maddesinin ilk şeklinde, “Mimarlık eğitimi, bir üniversite veya eşdeğer bir eğitim kurumunda tam gün esasına dayalı ilk üç yılı temel eğitim, son iki yılı seçilen alanlarda teorik ve pratik eğitim olmak üzere toplam beş yıldır” deniyor. Öğrendiğimize göre, kabul edilebilir asgari eğitim süresi, eğitim kurumlarının önerileri doğrultusunda, 3+2 yıl yerine 4+2 yıl şeklinde değiştirilmiş. İlk 4 yıl temel eğitimi, sonraki 2 yıl seçilen alanlarda teorik ve pratik eğitimi kapsıyor. Başarılı olanlara dördüncü yıldan sonra Mimar, altıncı yıldan sonra Y.Mimar unvanı veriliyor. Bu unvanlar, yetki imzası kullanmaya olanak vermiyor. Yetkinlik için meslek kuruluşunca kabul edilen ve denetlenen işyerlerinde ayrıca 2 yıllık bir pratik eğitim söz konusu. Doğal olarak, yasanın çıkışından önceki haklar saklı kalacak. Yasanın temel ilkeleri AB ilkelerine uygun: “Diploma gereklidir ama yeterli değildir; meslekte çalışmadan mesleğe girilemez.” Ne var ki yasaya temel oluşturacak kimi veriler hâlâ bizim hukuk sistemimizde yok. Örneğin, kimi boşlukların giderilmesi için bu yasadan önce Mimarlık Meslek Yasasının çıkarılması ve buna dayanak sağlaması çok daha yararlı olurdu. Ancak bu hiç de kolay değil: Mimarlık Meslek Yasası Mimarlar Odası bünyesinde 13 yıldan beri tartışılmakta… Öte yandan Hükümetin, müzakere tarihi alabilmek için, uyum yasaları konusunda acelesi var. Mimarlık alanında AB ile denklik ve serbest dolaşıma ilişkin yasanın çıkmasının önemi açık. Türkiye’nin daha önce Dünya Ticaret Örgütü nezdinde imzalamış olduğu Hizmetlerin Serbest Dolaşımı Anlaşması GATS Mart 2005’te yürürlüğe girecek. Bu anlaşma imzalanmış şekliyle, yabancı mimarlara zaten ülkenin kapılarını sonuna kadar açmış bulunuyor. Yasa, her şeye karşın, mimarlık mesleğini gündeme getirmesiyle bile iyileştirme yönünde katkılar getirebilir. Yapı Malzemeleri Yönetmeliği Yönetmelik birçok üründe CE işareti aranmasını zorunlu hale getiriyor. İç pazarda satılacak yerli ve ithal ürünlerin birçoğunda CE işareti aranacak. Buna karşılık CE işareti alınmasında ciddi güçlükler var. AB Komisyonu, CE işareti için uygunluk değerlendirmesi yapacak onaylanmış kuruluşların (notified bodies) Türkiye’de kurulmasını, Türkiye AB üyesi olmadığı gerekçesiyle kabul etmiyor. Yani CE işaretinin ülke içinden sağlanması olanağı yok. Bu nedenle, Avrupa’daki yetkili bir kuruluşa başvurulması gerekiyor. Bu işlem, ürün çeşidine bağlı olarak büyük parasal rakamlara ulaştığı gibi, işareti veren kuruluşla imzalanan sözleşme gereği uzun süreli bir bağımlığı da birlikte getiriyor. Dış kuruluştan CE işareti alıp sözleşme süresi bitmeden içteki bir kuruluşa (doğal ki kurulduğu takdirde) dönüş söz konusu olamıyor. Bütün bu nedenlerle yapı malzemesi üreticisi yerli kuruluşların pek çoğu ürünleri için henüz CE işareti alabilmiş değil. Yönetmeliğin devreye girmesiyle çok kısa bir süre sonra iç pazarda kıyamet kopabilir. CE işaretsiz ürünler piyasadan toplatılabilir, ihalelerden dışlanır; ithal ürünler pazarı işgal eder. AB Komisyonu’nun, CE işareti için uygunluk değerlendirmesi yapacak onaylanmış kuruluşların Türkiye’de kurulmalarına olanak tanımaması yine bir çifte standart uygulaması gibi görünüyor. Türkiye’deki sanayi ürünlerine CE işareti alınabilmesi için yapılması gereken harcamanın 50 milyar euro dolayında olduğu tahmin ediliyor. İthal ürünlerin iç pazarı işgal etmelerinden, Avrupalı onaylanmış kuruluşların uzun süreli anlaşmaları yapmalarından ve beklenen bedeli tahsil etmelerinden sonra AB’nin yerli kuruluşlara izin vereceği şeklindeki yorumlar akla yakın görünüyor. Yıllar önce Ortak Pazar döneminde çok duyulan bir deyiş vardı: “Onlar Ortak Biz Pazar!”… Galiba bu deyiş hâlâ yürürlükte… Gümrük Birliği anlaşmasına ilişkin uygulamalar da bunu göstermiyor mu? Kanımca, CE işareti için uygunluk değerlendirmesiyapacak yerli kuruluşlara AB’ce yetki verilinceye kadar Yönetmelik ertelenmeli. |

