| Universiade – İzmir ve Bugünün Gençliği |
Kaynak :
20.05.2004 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Bu yazıyı 19 Mayıs günü yazıyorum. Cumhuriyet’in temel niteliklerinin silkelenmeye çalışıldığı bir ortamda buruk bir Gençlik ve Spor Bayramı yaşıyoruz. Bugün, gençliği yakından ilgilendiren Universiade etkinliğine ve üniversite gençliğinin asal sorunlarına değinmeyi düşündüm. “Universiade”, üniversite öğrencilerinin olimpiyadı… Üniversitelileri bir araya getiren uluslararası çok önemli bir kültür ve spor festivali. İki yılda bir yapılıyor. 2001’de Pekin’de, 2003’te Kore’nin Daegu kentinde yapılmıştı. Şimdi 23.sü 2005’te İzmir’de. Oyunlar 10 zorunlu, 3 isteğe bağlı spor dalında düzenleniyor. Zorunlu spor dalları : Atletizm, basketbol, voleybol, futbol, sutopu, eskrim, atlama, yüzme, tenis ve jimnastik. İsteğe bağlı üç dalı da evsahibi öneriyor. İzmir’in önerdiği dallar : güreş, tekvando ve yelken… Universiade oyunlarına 17-28 yaş arasındaki üniversite ve dengi yüksekokul öğrencileri ile, mezuniyeti bir yılı aşmamış olan sporcular katılabiliyorlar. Kısacası, 11-21 Ağustos 2005 günleri arasında çeşitli ülkelerden üniversiteli sporcular İzmir’de buluşup yarışacaklar. İzmir, kent olarak hazırlıklarını ilerletiyor. Universiade Evi, Universiade Ofisi tamam. Oyunlar köyünün projeleri hazırlanmıştı; şimdi yapımı sürüyor. Spor tesisleri zaten yeterli. Böylece, işin birinci yanı, yani İzmir ve tesisler hazır durumda. Gelelim asıl önemli soruna, yarışlara katılacak sporcularımıza… Onlar ne durumdalar ? Oyunlara yaklaşık bir yıl kaldı. Sportif konularda sürdürülen çalışmalar, hazırlıklar ne durumda acaba? Hangi sporcularımız, hangi hazırlıklarla, anılan spor dallarında Universiade – İzmir’de yarışacaklar ? Bu alanda ciddi bir çaba görülmüyor. Ülkemiz, gençliğin spora katılımı konusunda giderek talihsiz bir konuma geldi. Gençlik ve öğrenciler ülkenin yıllardan beri izlediği yanlış eğitim politikalarıyla çağdaş etkinliklerin pek çoğundan uzaklaştırıldılar. Öğrencilik neredeyse 4-5 yaşında başlayan bir yarış… Öğrencilerin yaşamı, özel dersane, ilköğretim, lise, üniversite |
kademelerinde bitmez tükenmez giriş sınavlarıyla bunaltıcı bir karabasana dönüşüyor. Öğrencinin, spor ya da toplumsal konularla uğraşmaya ne zamanı ne gücü kalıyor.
Ülkenin eğitim politikasını yönlendiren kimi siyasal iktidarlar ise eğitimi, iyileştirerek çağdaş düzeye getirmek yerine, son günlerde de görüldüğü gibi, akıldışı başka amaçların peşinde yoğurup biçimlendirmeye çalışıyorlar. Amaçları ne yazık ki çağdaş eğitim yerine dini eğitimdir. İşte, üniversite öğretim kadroları bu gidişi engellemek ve bilimi savunmak üzere protesto yürüyüşleriyle sokaklara dökülüyorlar. Yürüyüşlerde nedense yalnızca öğretim üyelerini görüyoruz. Üniversitenin sorunları yalnızca öğretim üyelerini mi ilgilendiriyor ? Öğrencileri hiç mi ilgilendirmiyor ? Öğrenciler neredeler, niçin susarlar ? 12 Eylül 1980 sonrasında uygulanan baskı ve yoz politikalar, gençliği, ülke sorunlarını ve toplumu düşünmekten uzaklaştırdı. Artık, 1960’ın üniversite gençliği yok. Dersaneyle sınavlar arasında sıkışmış, kendini ve günü kurtarmaya koşullanmış bireyci bir gençlik söz konusu. Bu nedenle, üniversite eğitim sisteminin sorunları için de, Universiade ve aktif spor için de davranış biçimleri aynı. Gençler sinirleri alınmış, neredeyse uyuşturulmuş gibi… Bugünkü iktidar bu pasifleştirmeyle de yetinmiyor, “ağaç yaşken eğilir” anlayışıyla, gencecik fidanların, kendi dünya görüşü doğrultusunda eğilip bükülmesini hedefliyor. Milli eğitimi, laik eğitimi dinsel eğitime dönüştürmek istiyor. Çağdaş kabullerin aksine, sormayan, sorgulamayan, araştırmayan, incelemeyen, kısacası, düşünmeyen, düşünmeden inanan bir gençlik isteniyor. Gelinen noktada, kusuru gençlerden önce kendimizde aramak gerekiyor; kusur hepimizin. Bu ülkeyi bugünlere biz getirdik. … Yaparak, ya da yapılanlara karşı sessiz kalarak… 19 Mayıs 1919’dan 85 yıl sonra, “bağışla bizi Atam” demek geliyor içimden, ancak bunu istemeye yüzümüz var mı acaba ? |

