Olaylar-Yorumlar.. (Başbakanın da Evi Kaçak, Bakanın da.. – Çevre Bakanı “Çevre”ye Karşı – Bir Anımsatma – Balkon Kapamanın Yasallığı – Yine de Gündemde Mimarlık Var) Kaynak : 01.06.2005 - Yapı Dergisi - 283 | Yazdır

Başbakanın da Evi Kaçak, Bakanın da..
Basından izleyebildiğimiz kadarıyla artık, Başbakan da Maliye Bakanı da gecekondu ve kaçak inşaata karşı. Gazetelerin yazdıklarına göre Başbakan ruhsatsız (yani kaçak) evini değiştirecekmiş. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan da Üsküdar’daki kaçak villasını yıktıracakmış. Gazete haberi şöyle:

“Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Üsküdar Bulgurlu’da oturduğu villanın bahçesine oğlu Abdullah Unakıtan için 1999 yılında inşa ettirdiği kaçak villayı yıktırma kararı aldı.

Üsküdar Belediyesi’nin üç kez mühürlemesine rağmen mührü kırarak oturduğu villanın bahçesine bir de kaçak villa inşa eden Unakıtan’ın, kendi oturduğu binanın depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle belediyeye başvuruda bulunduğu öğrenildi…”

“Bakan Unakıtan’ın eski binasını yıkarak yenisini yapmasına, oğlu için yaptırdığı kaçak villa nedeniyle izin verilmedi. Belediyeden ‘eski binayı yıkıp yeniden yapmak için öncelikle kaçak binanın yıkılması gerektiği’ yanıtını alan Maliye Bakanı oğlu için inşa ettirdiği kaçak villayı yıktıracağını bildirdi…”

“Maliye Bakanı’nın villalarının bulunduğu bölgenin birinci derece SİT alanı olması nedeniyle inşaat yapmak için Koruma Kurulu kararı almak zorunluluğu bulunuyor. Ama bölgenin ‘Koruma Amaçlı İmar Planı’ bulunmadığından, geçiş dönemi şartları uygulamasına göre, her yapı için Koruma Kurulu’ndan karar çıkartılabiliyor.

Unakıtan’ın da kaçak villasını yasal hale getirmek için İstanbul 3 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’ndan karar alması zorunluluğu bulunuyordu.

Villa kaçak olduğu için kurul kararı alamayan Unakıtan’ın, yıkılacak villaların arazisi üzerine hangi büyüklükte konut inşa edebileceği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Üsküdar Belediyesi ve İstanbul Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun üzerinde çalışma yapacağı 1/1000 ölçekli imar planındaki şartlara bağlanacak…” (1)

Gazete haberi böyle… Gafları ve mali aflarıyla ünlü Bakana ait yapıların kaçak olmaktan kurtarılması için yürürlükteki plan koşullarının şimdi gereksinmeye göre değiştirilmesi bekleniyor.

Başbakan’ın evine gelince… CNN Türk’ün “5N 1K” programını hazırlayıp sunan Cüneyt Özdemir, Başbakan Erdoğan’ın 24 saatini ekrana getirdiği program için Başbakan’la, Üsküdar’daki evinde buluşmuş. Röportajda Başbakan’ı daha yakından tanımaya olanak veren ilginç sorular, ilginç yanıtlar var. Konu “ev”e gelince Başbakan, “Bina ruhsatsız; yeni bir yer alacağız” demiş.

Röportajı özetleyerek aktaran Hürriyet gazetesi bu konuda başka açıklamalar da yapıyor. Onları da olduğu gibi aktaralım: “RP’den 1994 yılında İstanbul Belediye Başkanlığı’na aday olan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Üsküdar, Emniyet Mahallesi’ndeki evinin kaçak olduğu, gazeteci Pınar Türenç tarafından ortaya çıkarılmıştı. Haber seçim öncesi gündeme bomba gibi düşerken, Üsküdar Belediye Başkanlığı da evin yapıldığı alanın, çocuk parkı için ayrıldığını iddia etmişti. Seçim kampanyası sırasında, Erdoğan’ın, Sultanbeyli’de ormanlık arazide gecekondu diye 6 villa yaptığı ve 10 ay hapis cezasına çarptırıldığı da daha sonra ortaya çıkmıştı” (2).

Anımsanacağı gibi, Başbakan bir süre önce belediye başkanlarına, “kaçak yapılara acımayın, yıkın” yollu bir talimat verdi. Şimdi muhalefet Başbakan’ın eviyle ilgili olarak soruyor: “Ruhsatsız bina ile ilgili alınmış bir yıkım kararı var mıdır? Bugüne kadar herhangi bir yıkım işleminin yapılmaması, bina sahibinin başbakan olmasından mı kaynaklanmaktadır? Başbakan, ruhsatsız bu evini satacağını söylemektedir. Ruhsatsız evin satılması hukuken mümkün müdür? Ruhsatsız bir evde oturan başbakanın, belediye başkanlarına ‘Kaçak yapılara acımayın, yıkın’ talimatının ciddiye alınması mümkün mü?” (3)

Bu ülkede politikacılar yıllardan beri toprak yağmasına, gecekondu ve kaçak yapılaşmaya göz yumdular. Hattâ göz yummakla da yetinmeyerek her seçim öncesinde göz kırparak bu oluşumları yüreklendirdiler. Sayısız af yasaları çıkardılar. Anlaşılıyor ki, bütün bunlar her zaman, başbakanlığı döneminde Bülent Ecevit için söylendiği gibi, “yemiyor, yediriyor” türünden olmamış. Bu olanaklardan (!) halkın yanısıra, politik ve parasal gücü olan üst gelir gruplarından kişiler de yararlanmış.

Çevre Bakanı “Çevre”ye Karşı
Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe çevreye karşı tutumu ve çevreden verdiği ödünlerle eleştirilere hedef oluyor. Bakan geçtiğimiz günlerde Çanakkale’de yaptığı bir konuşma sırasında turistleri bölgede tutmak gerektiğini belirterek Gelibolu, Eceabat Milli Parkları ile Troya ve Assos’ta yatırım yapmak isteyenlere yer tahsisi sözü verdi.

Gazete haberine göre, Çanakkale Sanayicileri ve İşadamları Derneği (ÇASİAD) tarafından “Yılın En İyileri” arasında “Yılın Bakanı” seçilen Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe ödül töreninde şunları şöylemiş: “Buraya 600-700 otobüsle günübirlik gelip giden insanların bir katkısı olmaz. Çanakkale’yi ayağa kaldırmak istiyorsak, bu insanların burada birkaç gün kalmalarını sağlamanın bir yolunu bulmanız lazım. Eğer otel yapacaksanız size otel yeri vereceğim. Hükümet olarak, Gelibolu Milli Parkı’nda da, Eceabat Milli Parkı’nda da, Troya tarafında da, Assos tarafında da yatırımcılar nereye neyin tahsis edilmesini istiyorlarsa yardım edeceğiz. Bu unutulmuşluğu unutturmak boynumuzun borcudur. Gelibolu’yu, Çanakkale’yi, şehitlerimizi, geçmişi unutturmamak bizim boynumuzun borcudur.” (4)  Bakan turizme alan açma peşindeyken çevre yıkımı doludizgin.. Edremit’te koruma altına alınması gereken sulak kuş cenneti alanının moloz döküm alanı haline geldiği bildiriliyor. Kuğu, meke, saka gibi pek çok kuşun barındığı bölgenin bir bölümü Edremit, gerisi Zeytinli Belediyesi’nin mücavir alanında kalıyor. Ramsar (Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi) kapsamına alınması için Zeytinli Belediyesi’nin üç yıl önce Çevre Bakanlığı’na yaptığı başvuru bekletilirken Edremit Belediyesi kuş cennetine, “Moloz Dökmek Serbesttir” yazılı tabela dikti (5). Çevre kıyımı Ankara’da da sürüyor: Ankara Büyükşehir Belediyesi Mogan Gölü’ndeki sazlıkları söküyor. Çevreciler, Mogan’ı güzelleştirmek adına yapıldığı belirtilen sazlık kesiminin 200 kuş türüne evsahipliği yapan Mogan Gölü’ne zarar vereceğini ve kesimin besin zincirini etkilemesi sonucunda göldeki balık kompozisyonunu değiştireceğini ileri sürüyorlar.

Bilindiği gibi Bakan, daha önce de “2B” olarak anılan ve yasa dışı yapılaşma nedeniyle orman niteliğini yitirmiş orman alanlarının işgalcilere satılmasını savunmuş, bu konuda çıkarılan yasa neyse ki Cumhurbaşkanı’nın vetosuyla durdurulmuştu.

Doğal ki, örnekler yukarıdakilerle sınırlı değil.. Yatırımlara, yatırımcılara yer tahsisi dışında, Çevre Bakanını bekleyen daha ciddi işler olduğu açık. Çevre Bakanı’nın boynunun borcu, ulusal parkları, ormanları yapılaşmaya açmak yerine, çevreyi korumak olmalı.

Bir Anımsatma

1997 yılında Tarihi Gelibolu Yarımadası’nın düzenlenmesi için uluslararası bir yarışma açılmış ve yarışma 1998’de sonuçlanmıştı. Yarışmanın adı “Gelibolu Yarımadası Barış Parkı uluslararası Fikir ve Tasarım Yarışması” idi. Birleşmiş Milletler Doğal Parklar ve Koruma Alanları listesinde yer alan 33 bin hektarlık alanın, barış ve uyuma adanmış olarak tasarlanması, arazinin ve doğal çevrenin özellikleri dikkate alınarak peyzajın yeniden şekillendirilmesi ve ziyaretçilerde barış düşüncesi uyandıracak bir kimlik ve atmosferin yaratılması bekleniyordu. Bu amaçla, dünyanın çeşitli yörelerinden mimarlar yarıştırılmış, sonradan Pritzker Ödülü’nü kazanacak Mimar Glenn Murcutt’ın başkanlığında uluslararası bir jüri günlerce çalıştırılarak projeler değerlendirilmişti. Sonuçta ülkemizde açılan pek çok yarışmada olduğu gibi, bu yarışma da gerçekleştirilmedi. Böylece, yerliyabancı yüzlerce mimar boş yere çalıştırılmış, emek ve çabaları hiçe sayılmış, sonuçta Gelibolu kaderine terk edilmişti.

Yarışmada birinci gelen proje, yarışma kurallarındaki zorunluluğa ve aradan geçen yedi yıla karşın niçin uygulanmamıştır acaba? Uluslararası düzeyde bunca mimarın emek ve göznurunun boşa savrulmasının bir sorumlusu olmalı. Çevre Bakanı, hazır, Gelibolu’nun sorunlarına eğilmişken bu sorunla ilgilenmeyi düşünmez mi acaba?

Balkon Kapamanın Yasallığı
Şükrü Kızılot
’un bir yazısından (6) öğrendiğimize göre, apartman binalarında artık kanıksadığımız bir olgu haline gelen balkon kapatma konusunda Danıştay’ın kararı varmış. Kapatılan bir balkonla ilgili olarak Danıştay’a yansıyan bir uyuşmazlıklarda Danıştay’ca, “… gömme balkonun, alüminyum çerçeve ve cam ile kapatılması suretiyle, taban alanı dışında yeni ve fazladan bir alan kazanılmadığı, çekme mesafesinin ihlal edilmesinin söz konusu olmadığı, yapılan tadilatın taşıyıcı unsurları etkilemediği, cephe görünümünde meydana gelen değişikliğin ise ruhsat almayı gerektirmediği, bu nedenle ruhsat gerektirmeyen bu tür tadilatlar için, yıkım işlemi tesis edilmesinin ve para cezası verilmesinin hukuka uygun olmadığına…” oybirliğiyle karar verilmiş. (Danıştay Altınca Dairesi’nin 21 Kasım 2003 Tarih ve E.2003/3996, K.2003/6363; 19 Kasım 2003 Tarih ve E.2003/3206, K.2003/5987 sayılı kararları).

Şükrü Kızılot açıklıyor: “Yukarıda özeti verilen karardan da fark edileceği gibi, yapılan tadilatın;
* Taban alanı dışında, yeni ve fazladan bir alan kazandırmaması,
* Çekme mesafesinin ihlal edilmemesi,
* Yapılan tadilatın taşıyıcı unsurları etkilememesi,
* Ruhsat almayı da gerektirmemesi nedeniyle, bu tür tadilatların yıkımı yoluna gidilemeyeceği ve para cezası da kesilemeyeceği açık ve net olarak belirtilmektedir.”

Görüldüğü gibi, Danıştay konuyu yalnızca, alan kazanımı, çekme mesafesi, statik sistem ve ruhsat gerekliliği yönlerinden ele alıyor. Yani incelemeye esas olanlar hep maddi haklar. Ya binanın cephe karakteri, cephenin mimari düzeni, estetiği, mimarın telif hakları?.. Görülüyor ki bir üst hukuk kurumu olan Danıştay bile bu türden hakları değerlendirmenin uzağında. Toplumun her kademesine mimarlığın ne olduğunu öğretmek gerekiyor.

Kısacası, mimarlık dünyasının kalbi bir süre İstanbul’da atacak. Belki bu vesileyle, en azından İstanbullular, içinde yaşadıkları kentin mimarlık bakımından taşıdığı değerlerin ve bunun yanısıra, içinde yaşadıkları hemen her ortamın mimarlık ortamı olduğunun farkına varırlar.

Büyük buluşma öncesi 17 Mayıs 2005 günü ünlü mimar Rem Koolhaas’ın Harbiye Askeri Müze Kültür Sitesi’nde konferansı vardı. Arkitera’nın Arkimeet dizisi konferanslarının 11.sini oluşturan buluşma, özellikle genç kuşaktan mimarların ve mimarlık severlerin büyük ilgisiyle karşılandı. Konferans saatine yakın, giriş kapısından Harbiye’ye doğru uzanan kuyruk bunun somut göstergesiydi. İçeri girenlerin bir bölümü konferansın verildiği Mehter Salonu’na sığmayınca konferansı ikinci bir salonda ekrandan izlemek zorunda kaldılar.

Böylesine bir ilgi, mimarlık adına umut verici.. Az okuduğundan yakınılan genç kuşakların en azından, dinlemeyi, izlemeyi benimsemiş olduklarını kanıtlayan bir durum bu. Daha da önemlisi, “star mimarlar”ı görüp tanımak uğruna da olsa, ciddi bir merak söz konusu. Araştırma geliştirmede ilk adım, merakla başladığına göre bu da iyi. Arkitera Grubu’na teşekkürler…

1. Nedim Şener; Milliyet gazetesi, 18.5.2005.
2. Hürriyet gazetesi, 10.5.2005.
3. Milliyet gazetesi, 11.5.2005.
4. Cumhuriyet gazetesi, 17.5.2005.
5. Ahmet Ertan; DHA.
6. Şükrü Kızılot; Hürriyet gazetesi, 4.5.2005, S.12.