Olaylar-Yorumlar.. (Emin Onat’a Saygı – Yapı Denetimi Yasası – McDonald’s – Niçin Batıyoruz) Kaynak : 01.08.2001 - Yapı Dergisi - 237 | Yazdır

Emin Onat’a Saygı
17 Temmuz 2001, İTÜ Mimarlık Fakültesi’nin kurucusu, ilk dekanı, Mimarlar Odası’nın 1 numaralı üyesi Ord. Prof. Dr. Emin Onat’ın 40. ölüm yıldönümüydü.
O sabah kabrinin başında toplandık. Üçü ailesinden olmak üzere toplam 11 kişi… Yedekleri olmayan bir futbol takımı kadar.

Bellek eksikliği mi, vefasızlık mı? Yoksa, günümüzün geçerli bahanesi, ekonomik kriz mi?

Yapı Denetimi Yasası
Yapı Denetimi için Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın çabalarıyla çıkarılmış olan 595 sayılı kanun hükmünde kararname (KHK) Anayasa Mahkemesi’nce Anayasaya aykırı bulunarak 24 Mayıs 2001 günü iptal edilmişti. Bakanlık, Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararını bile beklemeden, yani iptal gerekçesini bile tam olarak öğrenmek gereğini duymadan bu kez, bir yasa tasarısı hazırlayarak TBMM’ne sundu ve tasarı, Meclis’in, tatile girmeden önce IMF güdümlü Kemal Derviş yasaları için sürdürdüğü yoğun “yasalama” furyasında yasalaştı. Böylece, yaşanan deprem felâketleri sonrasında ivedilikle bir şeyler yapabilmek ve yılların ihmalini, açığını örtebilmek amacıyla bir tepki metni olarak hazırlanmış ancak iptal edilmiş olan kararname, bu kez bir yasaya dönüştürülmüş oldu.

Şimdi, “can ve mal güvenliğini teminen, imar planına, fen, sanat ve sağlık kurallarına, standartlara uygun kaliteli yapı yapılması için proje ve yapı denetimini sağlamak ve yapı denetimine ilişkin usul ve esasları düzenlemek” amacıyla çıkarılmış, “Yapı Denetimi Hakkında Kanun” adlı 4708 no.lu yeni bir yasamız oldu. Kabul tarihi: 29 Haziran 2001.

Yasa, iptal edilen 595 sayılı KHK ile, esasta büyük benzerlikler gösteriyor. Değişikliklere gelince..

* KHK, 27 ili pilot uygulama kapsamına almıştı, bu kez il sayısı 19’a indirilmiş, Bartın, Erzincan, Erzurum, Kayseri, Kütahya, Samsun, Trabzon, Zonguldak denetim dışı bırakılmış. Bakanlık önerisi üzerine Bakanlar Kurulu bu sayının artırılması ya da eksiltilmesinde yetkili kılınmış.
* Denetimin yalnızca yapımı değil, projeyi de kapsaması olgusuna açıklık getirilmiş.
* “Yapı Denetim Şirketleri” tanımının yerine “Yapı Denetim Kuruluşu” tanımı getirilerek ticari görüntü azaltılmaya çalışılmış; şirket ortağı olabilmek için de mimar ya da mühendis olma zorunluluğu getirilmiş.
* KHK’deki “uzman mimar ve mühendis” tanımının yerini, denetçi mimar ve mühendis” tanımı almış, denetçi mimar ve mühendislere başka iş yasağı getirilmiş.
* KHK’de Yapı Denetim Şirketleri hizmetinin sigortalanmasını emreden, ancak sigorta şirketlerince kabul görmeyen zoraki sigorta tümüyle devreden çıkarılmış.
* KHK’de yapının büyüklüğüne göre yüzde 4-8 olarak belirlenmiş olan ücret, “sigorta” konusunun devre dışı bırakılması da göz önüne alınarak yapı büyüklüğüne bakılmaksızın yüzde 3’e indirilmiş.
* Yapı Denetim Kuruluşlarının, olabilecek yapı hasarlarına ilişkin sorumluluk süresi taşıyıcı sistem için 15 yıl, öteki bölümler için 2 yılla sınırlandırılmış. Ayrıca, proje müellifi ile deneyleri yapan laboratuvar görevlilerine ve müteahhide de sorumluluk getirilmiş.
* Sistemi işletmek üzere kurulması öngörülen Yapı Denetim Komisyonlarından, bu kez meslek odaları dışlanmış, bu komisyonlar bütünüyle Bakanlık organı haline getirilmiş.

Yasanın temelde, yerel yönetimleri ve meslek odalarını devre dışı bırakan bir anlayışla hazırlandığı görülüyor. KHK’nin Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmesinden sonra medya haberleri, hazırlık evresinde meslek odalarının ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin alınmamış olmasını iptal gerekçesi olarak göstermişlerdi. Şimdi, durum yine pek farklı değil. Yetkililer bu yasayla, demokrasinin vazgeçilmez öğeleri olan yerel yönetimlerden alınıp merkezi yönetimin temsilcisi bir bakanlığın inisiyatifine devredilmiş; meslek odaları ise tümüyle devre dışı bırakılmış. Bu durumda yasanın, demokratik işleyişe ters düştüğü kolayca söylenebilir.

Yasanın işlerlik kazanabilmesi için henüz yönetmelikler ortada yok. Bunların çıkarılması için yasanın yayımı tarihinden itibaren 45 günlük bir süre öngörülmüş. Yönetmeliklerden sonra durum biraz daha açıklık kazanacak. TMMOB ve meslek odaları yasanın antidemokratik ruhuna şimdiden karşılar. İş yine Anayasa Mahkemesi’nde bitecek gibi görünüyor.

McDonald’s

McDonald’s, Beşiktaş İnönü Stadı’nın deniz tarafındaki ana giriş bölümünü kiralamış, girişin yola bakan iki yanına da amblemini ve adını kocaman harflerle yerleştirmişti. Basında bu konuda tepkiler görüldü. Konuyu en çok eleştiren gazete yazarları arasında Güngör Uras vardı. Uzun savaşım ve yazışım sonunda Uras, ilgili Koruma Kurulu’nun kararını okurlarına müjdeliyordu. Karara göre McDonald’s, yazıları, “koruma altındaki stadın” cephesinden kaldırılacaktı. Aradan aylar geçti; durumda küçük bir değişiklik oldu. Ana girişin yanındaki yazılar, amblemler kaldırıldı ama girişin tepesine kocaman bir yazı ve amblem oturtuldu. Böylece Beşiktaş İnönü Stadı, McDonald’s stadı oldu (Bkz. foto). Reklamı veren razı, alan razı..

McDonald’s için önemli olan, marka imajı, yani adını olabildiğince çok duyurmak ve göstermek. Dolmabahçe gibi, önünden hergün binlerce İstanbullunun geçtiği bir anayol üzerinde boy göstermek önemli.. Yoksa, satılan birkaç hamburger değil. Sırf bu amaçla, Beşiktaş’ın stadı önünde yer alabilmek için, sarı-kırmızı olan renklerini bile değiştirip logosunu ve yazısını beyazla yazmaya razı oldu.

İstanbul’dakinden biraz farklı bir çekişme de uzunca bir süreden beri Ankara’da sürüyor. McDonald’s 1997’de Orta Doğu Teknik Üniversitesi kampusuna girmiş ve Behruz Çinici’nin en iyi tasarım örneklerinden biri olan “pastane”ye, müellifinin iznini almadan ciddi bir tadilat yaparak yerleşmiş. Çinici’nin tasarımı yok edilmiş, yerine McDonalds’ın yeryüzündeki her kentte görülen standart dükkânı gelmiş. Ve o gün bugündür ODTÜ’lülerin McDonalds’a tepkisi sürüyormuş. ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nden 52 öğretim üyesi, diğer bölümlerden 13 meslektaşları ile birlikte McDonalds’ın üniversiteye sokulmaması için 2 Kasım 1997 günü Rektörlüğe dilekçe vermişler, ama o da işe yaramamış.

ODTÜ’ye ilişkin yukarıdaki bilgileri Arif Şentek’in, MİMARLIK dergisinin 299. sayısındaki yazısından aldım (1). Yazı şöyle son buluyor: “ODTÜ’lülerin McDonalds’a karşı mimarî endişelerden siyasal boyutlara varan tepkileri bugün de sürüyor. Son kez Bergamalı direnişçiler de geçen Nisan ayında ODTÜ’yü ziyaret ederek öğrencilerin McDonald’s karşıtı kampanyalarına destek verdiler. “Bergama’da Eurogold, ODTÜ’de McDonald’s” etkinliğinin açılış konuşmasını TMMOB Başkanı Kaya Güvenç yaptı. Güvenç, Bergamalıların ve ODTÜ’lülerin emperyalizm karşıtı mücadelenin simgesi olduklarını vurguladı. ‘Her yer Bergama! Hepimiz Bergamalıyız! McDonald’s defol!’ sloganlarıyla yürüyen katılımcılar, Bergamalıların köyden getirdikleri zeytin, peynir ve ekmekle McDonald’s önünde piknik yaptılar.

ODTÜ’lülerin McDonalds’a karşı tepkileri sürüyor. Eli kulağında, McDonald’s ODTÜ’den çıkacak gibi.” Haydi hayırlısı.. Arif Şentek umutlu.. Bergama kalesinin çoktan düştüğünü, siyanürlü altın üretiminin başladığını unutmuş görünüyor. Öte yandan, Şentek bugün Mimarlar Odası Genel Sekreteri.. Bu konuyu “mimarlık” gündemi açısından öylesine öncelikli buluyor olmalı ki, mimarlık dünyamızın bunca sorunu arasında zamanını, kalemini, dergideki yazısını bu işe ayırmış. Ben de kendisini izleyerek bu konuya eğildim.

Bu arada aklıma takılan iki soru var. Merakımı gidermek üzere bunları dile getirmek isterim. Birincisi, ODTÜ öğrencileri, kapısında bağırıp çağırana kadar, dört yıldan beri McDonalds’ın hamburgerini yemeseler, dükkân iş yapamaz hale gelip kepenklerini çoktan indirmez miydi? Yine Şentek’in yazısının yanısıra yayımlanan fotoğrafta, bir kız öğrencinin taşıdığı bir yafta göze çarpıyor. Bu yaftanın üzerinde okunabilen slogan şöyle:
“Emperyalizme Geçit Yok”. McDonald’s açık ki, dünyanın pek çok yöresinde olduğu gibi ODTÜ sınırları içinde de Amerikan emperyalizminin simgelerinden biri olarak görülüyor ve bu nedenle kimi kesimler McDonalds’ı içlerine sindiremiyorlar. Nitekim Şentek’in yazısının başlığı da “ODTÜ MCDONALDS’I HAZMEDER Mİ?” İşte, ikinci sorum şu: McDonalds’ı sindiremeyen ODTÜ, yıllardan beri resmî öğretim dili olarak İngilizce (veya Amerikanca)’yi nasıl içine sindiriyor? McDonalds bir kültürel kimlik ya da emperyalizm sorunu da, “yabancı dilde öğretim” değil mi?

Kendi dilini bir yana iterek yabancı bir dilde öğretim yapma modası konusundaki düşüncelerimi, bunun sakıncalarını YAPI’nın 185. sayısında (Nisan 1997) anlatmıştım. Ayrıca, 1999 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi’nde düzenlenen Türkçenin Zenginleştirilmesi Kurultayı’na bu konuda sunduğum bildiri de yetkililerce gösterilen ilgi sonucu Türk Dili Dergisi’nin Ocak 2000 sayısında yayımlanmıştı. Burada yeniden ayrıntılara girmenin gerekli olduğunu sanmıyorum.

Tutarlı olmayan görüşler, davranışlar inandırıcı da olamıyor.

(1) Arif Şentek; “ODTÜ McDonalds’ı Hazmeder mi?”, MİMARLIK 299, Haziran 2001, s. 63.

Niçin Batıyoruz ?
Altı ay kadar önce Beylerbeyi Tüneli’nde çok hummalı bir çalışma vardı. Boğaz Köprüsü çıkışını ve Beylerbeyi’ni sahilden Üsküdar’a bağlayan tünelin aydınlatılması işi yeniden ele alınmıştı. Tünelin var olan lambaları tek tük yanardı; tümünün yakıldığını hiç görmemiştik. Bu kez tünelin tavanına yeni projektörler yerleştiriliyordu. Birkaç hafta süren çalışma bittiğinde, hesaba kitaba dayanmadığı izlenimi veren, göze batacak kadar çok sayıda projektör tavandaki yerlerini almıştı.

Bunca projektörün tünelin içini nasıl gündüze çevireceğini merakla bekledik; ama hiçbir şey olmadı, çünkü lambalar hiç yanmadı, tünel yine karanlık kaldı. Bir gün üşenmeden projektörleri saydım, tüneli adımladım. 140 adım uzunluğundaki tünelde iki yanda 79’ar, ortada 78 adet olmak üzere toplam 236 adet projektör vardı.

Birkaç günden beri üç kişilik bir ekip tünel girişindeki elektrik panosu üzerinde çalışıyor. Durdum, çalışanlarla konuştum. Söyledikleri ilginçti: “Burası daha önce İstanbul Belediyesine bağlıydı, şimdi Karayolları’na geçti. Biz, Karayolları adına aydınlatma sistemini devreye sokmaya uğraşıyoruz.”

Gördünüz mü Belediye’nin ettiğini? İşte, niçin battığımızı açıklamaya yetecek küçük bir örnek..