| Olaylar-Yorumlar.. (Yağma Devam Ediyor – Yabancı Mimar Tutkusu ) |
Kaynak :
01.02.1998 -
Yapı Dergisi - 195
|
Yazdır
|
|
Yıllardan beri gazete ve dergilerde çıkmış yazılarımın bir bölümünü topladığım “Yağma Var” adlı kitap geçenlerde çıktı. Kitabın önsözünde de değindiğim gibi, 1960’lı yıllarda yazmaya başlamışım. Kitabın hazırlık çalışmaları sırasında “yazıları yeniden gözden geçirirken 1960’larda yazdıklarımın bile büyük bir bölümünün Türkiye ortamında hâlâ güncelliklerini koruduklarını biraz da şaşırarak gördüm. Oysa bunların eskimiş olsalar da ‘neredeymişiz, ne kadar yol almışız?’ sorusuna yanıt olabileceklerini, geçmişi daha kolay anlamamıza ışık tutacak kilometre taşları niteliğinde bir işlev üstlenebileceklerini, belgesel değerleriyle zamana tanıklık edebileceklerini düşünmüştüm. Geçmişi bilerek bugünü daha kolay algılayıp değerlendirebilirdik. Yazıları ayıklayıp konu bütünlüğü içinde sıralarken durumun düşündüğüm gibi olmadığını, yıllar içinde ancak bir arpa boyu yol alabildiğimizi gördüm. Kısaca, bir arpa boyu yol ve her alanda talan ve yağma”.. (1). Yağma sürüyor. 11 Ocak 1998 günlü Resmî Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararına göre, İstanbul’da doğal ve tarihsel sitler de içinde olmak üzere pek çok alan “turizm alanı” kapsamına alındı. Bu turizm alanları, öyle bildiğimiz, planlarda görülen türden turizm alanlarından değil. Bunlar, 634 sayılı Turizm Teşvik Yasası uyarınca, büyüklüklerine göre “turizm bölgeleri”, “turizm alanları” ya da “turizm merkezleri” oluyorlar ve bu yoldan ayrıcalık kazanıyorlar. Böylece kent planları, tepeden inme kararlarla aşılmış oluyor. Üzerlerinde yapılaşma yasağı bulunan yeşil alanlar, orman alanları, hattâ doğal ve tarihsel sitler bile bu yoldan yapılaşmaya açılıyor. Turizm bölgesi, alanı ya da merkezi ilan edilen yerlerde belediyeler devre dışı bırakılarak bütün imar yetkileri merkezî yönetime veriliyor. Nâzım plan ve o yörenin imar planları, ayrıcalıklı turizm merkezi için geçersiz oluyor. Buralar için Turizm Bakanlığı’nın yaptığı ya da yaptırdığı yeni planlar Bayındırlık Bakanlığı’na onaylatılarak yürürlüğe giriyor. Şehrin nâzım planı varmış, bölgenin imar planı varmış, alınan tepeden inme karar bunlara uymazmış.. Hiç önemli değil.. Egemen anlayışa göre, ayrıcalıklı kişilerin ya da kuruluşların arsaları da doğal olarak ayrıcalıklı olacaktır (!). Aslında, Bakanlar Kurulu’nun turizm alanlarına ilişkin kararlarının yasalara uygun olup olmadığı tartışılmalıdır, çünkü “kent planı” yasa değerindedir, Boğaz’a ilişkin kararlara karşı da Boğaziçi Yasası yürürlüktedir. Bunların Bakanlar Kurulu kararıyla böylesine kolayca delinmemesi, planların yama bohçasına dönüştürülmemesi gerekir. 1. Sarıyer Mavramoloz Ormanları (Koç Grubu’nda-Boğaziçi SİT alanında), Buralarda nasıl bir yapılaşma olacağını tahmin etmek için isterseniz, dönüp şöyle bir gerilere bakalım ve 1980-90 arasındaki turizm merkezi ayrıcalığını kazanan yerleri anımsamaya çalışalım. 1980-90 arasında İstanbul’da Turizm Merkezi kapsamına alınmış yerlerin listesi şöyle: * Sultanahmet Meydanı |
* Sarıyer, İstinye Turizm Merkezi * Gayrettepe Turizm Merkezi * Anatepe Turizm Merkezi (İçerenköy) * Kalamış Zühtü Paşa Turizm Merkezi * Beşiktaş (Barbaros Cad.-Levent) * Çamlıca Turizm Merkezi * İstinye Koyu * Baltalimanı * Beykoz Hünkâr Kasrı * Sarayburnu Hünkâr Kasrı * Barbaros Evleri * Kartal Hünkâr Kasrı * Pendik Turizm Merkezi (Ankara asfaltı-Marmara arası) Böylesine çok sayıda, çok noktada müdahaleyle ortada nâzım plan, imar planı kalabilir mi? Ünlü Park Otel, Dolmabahçe’de yükselmesini sürdüren Gökkafes, Dolmabahçe Sarayı’nın sırtına saplanan Swissôtel, Yıldız Sarayı bahçesindeki devboyutlu Conrad Oteli, ortasında BJK Plaza’nın yükseldiği Akaretler projesi hep bu ayrıcalıklı turizm merkezi kararlarının ürünleridir. Listedekilerden bir bölümü ise henüz yaşama geçirilmemiştir. Şimdi, Mimar Sinan Üniversitesi binalarının bile bu kapsamda turizmin emrine verilmesi konuşuluyor. Bakalım Dolmabahçe Sarayı’na sıra ne zaman gelecek?
TBMM kampusundaki binaların varlığı ancak 1997 yılında yasallaştırıldı. 58 yıllık gecikmeyle inşaat, 36 yıl gecikmeyle de kullanma ruhsatları alınabildi. Şimdi İstanbul’da Huber Köşkünün sırtında Cumhurbaşkanlığına ait inşaat kaçak olarak sürüyor. Kamu kuruluşları böyle de, özel kuruluşlar farklı mı? Son zamanların modası, yabancı, özellikle de Amerikalı mimarlara proje yaptırmak. Birçok konuda geriye gittiğimiz gibi, proje yaptırma konusunda da 19. yüzyıla ya da Cumhuriyet’in ilk yıllarına geri döndük. İstanbul’da artık, başta ABD’liler olmak üzere yabancı mimarlar çok moda.. İsterseniz yürürlükteki projelerden bazılarını şöyle bir sıralayalalım: Sabancı Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Etiler Turizm ve Ticaret Merkezi, Tatlıcı kuleleri (Tat Towers), T. İş Bankası gökdeleni, İstanbul Olimpiyat stadı, Yeşilköy Havalimanı’nın yeni binaları, Kültürel ortamın kopmaz bir parçası olan mimarlık, ağırlıklı olarak eksik eğitimli toplumun ve yatırımcı sermayenin isteklerine boyun eğmek zorunda kalıyor. Geleceğe miras bırakacağımız yeni kültürel değerlerimizi artık yabancılar oluşturacaklar. (1) D. Hasol, Yağmar Var, YEM Yayınları, 1997. S. 5 |

