| Bir Galatasaraylı’nın Gözüyle Ali Şen |
Kaynak :
29.01.1998 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Ünlü düşünür Bertrand Russel’ın bir görüşü vardı : “ülkeler, okullarında komşu ülkelerde yazılmış tarih kitaplarını okutsunlar”. Örneğin Türkiye, okullarında, Yunanistan’da yazılmış tarih kitaplarını okutsun, Yunanistan da Türkiye’de yazılmış olanları. Böylece, olaylara daha değişik bir gözle bakılırken taraflar birbirini daha iyi anlayacak, hoşgörü artacaktır. Sporda da zaman zaman kulüp taraftarı yazarların rakip kulüpler için yazdıkları yararlı olabilir. Doğal olarak bu yazılara fanatizm bulaştırılmadıkça. İşte böyle bir düşünceyle, Fenerbahçe’ye ve başkanlığı artık kesinlikle bırakacağını ilan eden Ali Şen’e değinmek istiyorum. Bir Galatasaraylının bu konudaki görüşleri ilginç gelebilir. Ali Şen kendi deyişiyle, Bodrum’dan kalkıp “kulübe el koymaya” gelmişti. Taraftarın baskısı ve medyanın desteğiyle seçildikten sonra yalnızca kulübüne değil, her şeye el koymayı denedi. Önce, adları kulüple özdeşleşmiş futbolcuları tasfiye etti, Fenerbahçeli kimi eski sporcular ve yöneticilerle kavgaya girişti. Herkesi Fenerbahçe’ye karşı göstererek kavgacı bir tutum benimsedi ve kavgayı sürdürdü : rakip kulüplerin yöneticileriyle, hatta antrenörleriyle, Futbol Federasyonuyla, Merkez Hakem Komitesiyle. Bıkmadan, usanmadan. Önce, hakemleri “koruma altına” aldığını ilan etti, daha sonra onlara da kızmaktan kendini alamadı. Tartışmalar yarattı : Bir yandan Neuchatel olayında Galatasaray’ı kendisinin kurtardığını ileri sürdü, öte yandan Alp Yalman’ın milletvekili seçilmesini kendisinin engellediğini. Bu davranışlarıyla öteki bütün kulüplerin taraftarlarının tepkisini çekti. Ali Şen bu üç yıllık başkanlığı döneminde Fenerbahçe’nin yeniden moral bulmasında başarılı oldu. Buna karşılık sportif başarılarının bilançosu çok yüksek değil. Örneğin futbolda üç sezonda sağlanan, yalnızca bir lig şampiyonluğudur. Lig dışı kupalara bakılırsa Fenerbahçe, rakiplerinin gerisindedir. Diğer spor kollarında da müthiş bir başarısı yok. Ancak başkan Ali Şen kendine özgü üslubuyla başarılarını |
büyüteçle göstermeyi bilmiş ve Fenerbahçelilere eski görkemli günlerin gururunu adeta yeniden yaşatabilmiştir. Artık hiçbir Fenerbahçeli, üç yıl önce olduğu gibi, “ben Fenerliyim, ama Ali Şen’i tutmuyorum” diyemiyor. Üç yıl önce Fenerbahçe üyelerinin çok ciddi bir bölümü, taraftar baskısı karşısında çaresiz, “Gelsin, boyunun ölçüsünü alsın; bu efsane bitsin” diyordu. Ama, Ali Şen geldi, amaca ulaşmak için her yolu geçerli gören, kırıp döken üslubu içinde kulübüne yararlı oldu.
CINE 5’le sözleşmesini bitirdikten sonra naklen yayın havuzuna karşı, önce Interstar’la sözleşme imzaladığını duyurdu. Sonra BİMAŞ kanallarıyla anlaştı. Fenerbahçe maçları yayınlanamadı, ama yapılan anlaşmaya göre, maçlar yayınlanmasa da BİMAŞ ödeme yapacağını taahhüt ettiği için kulüp, naklen yayın paralarını aldı. Aslında maçların yayınlanmaması Fenerbahçe’nin işine geliyordu : bu sayede seyirci ve hasılat rekorları kırıldı. Naklen yayın kargaşası hala sürüyor. Ali Şen günlük sorunların üstesinden gelebildi; sporun gösteri boyutunu ön planda tutarak “showman” rolünde başarılı oldu. Ve sürekli olarak “tek adam show’u” yaptı. Kulüpte kimseye söz hakkı vermedi. Bakınız giderken ne diyor : “İstikrarın olmadığı yerde huzur olmuyor, kavga başlıyor. Bu Ali Şen’in başarısıdır. Bu, yönetim kurulunun bana tahammül etme başarısıdır, çünkü bazı kez kararları hep ben verdim, hiçbiri karşı çıkmadılar”. Anımsadığımız kadarıyla, karşı çıkanlar zaten ayrılmak zorunda kaldılar. Yönetim demokratikti, ama söz hep Ali Şen’in oldu. Şimdi Ali Şen kendi deyişiyle, emekliye ayrılıp köşesine çekilecek. Yapabileceklerini yaptığını düşünerek başkanlıktan ayrılıyor. Ayrılıyor ama, Fenerbahçe’nin süregelen temel sorunları bitti mi ? Kanımca bitmedi. Parasal sorunlar hala var. Her kongrede rol oynayan ve “kulüp” anlayışıyla bağdaşmayan gruplar hala etkin. Yönetim sürekliliği, sürekli parasal kaynak, kurumlaşma sağlanamadı. Bir gün yine “Kulübe el koymaya geldim” diye çıkagelir mi ? Ne dersiniz ? |

