Olaylar-Yorumlar.. (Yapı-Endüstri Merkezi 40. yılında – Sat Sat Ye ! ) Kaynak : 01.04.2007 - Yapı Dergisi - 305 | Yazdır

8 Mart 1968’de Daimi Sergisi ile hizmete giren Yapı-Endüstri Merkezi, geçtiğimiz Mart’ın ilk günlerinde 40. çalışma yılına girdi. Merkez’in kuruluş ve gelişme öyküsünü önceki yıllarda çeşitli vesilelerle anlattığımız için burada bir kez daha yinelemek istemiyorum. Bence, YEM’in geçen 39 yıl içinde yaptıkları, yapı sektörüne, mimarlık ve mühendislik ortamına getirdikleri, kuruluş öyküsünden daha ilginç ve önemli. Harbiye’deki yapı malzemesi daimi sergisi YEM’in ilk etkinliğiydi. Yıllar içinde bu etkinliği, her defasında toplumsal sorumluluk bilincini hesaba katan pek çok “ilk” izledi. Bunlardan bazılarını satırbaşlarıyla anımsayalım:
-Yurtdışı fuarlarda Türk yapı kesiminin tanıtımı,
– Yurtiçinde geçici malzeme sergileri,
– Yurtiçi ve yurtdışı teknik gezileri,
– YEM İzmir ve Ankara şubeleri,
– İzmir Fuarında Yapı Malzemeleri Pavyonu,
– YEM Sanat Galerisi,
– YEM Kitabevi,
– Başvuru kitaplığı,
– YEM Yayın: YAPI Dergisi,
YAPI Kataloğu, öteki dergiler, kataloglar ve kitaplar,
oUluslararası Yapı Merkezleri Birliği (UICB) üyeliği ve yönetimi,
– İMSAD üyeliği ve genel sekreterliği,
– Konferans salonundaki tiyatro ve sinema etkinlikleri,
– Kurslar, konferanslar, açıkoturumlar, seminerler,
– Ünlü mimarların konferansları,
– Yapı fuarları (İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep),
– YEMAR’ın kuruluşu; yıllık Türk Yapı Sektörü Raporları, Devam Eden İnşaat Projeleri araştırması ve yayını,
– Archiprix-Türkiye etkinlikleri,
– www.yapi.com.tr portali
– www.mimarlikmuzesi.org ve www.archmuseum.org adreslerindeki sanal mimarlık müzesi,
– www.santiyeciler.com veritabanı,
– Kazanılan ödüller-verilen ödüller…
Bugüne gelindiğinde, YEM yaklaşık 100 kişilik kadrosuyla üretkenliğini sürdürüyor. Şu anda, tezgâhta önemli projeler var: Doğan Kuban‘ın başyapıtı olacak “Osmanlı Mimarisi” kitabı yayın aşamasında. Kitabın sunumu 16 Mayıs’ta Topkapı Sarayı’nda düzenlenecek bir törenle yapılacak.
İTÜ ile ortak bir proje, Uygulama-Araştırma Merkezi projesi, Maslak yerleşkesi Bilim-Toplum Parkı’nda gerçekleştirilecek. Ve önümüzdeki Mayıs başında İstanbul ve Ankara’da düzenlenecek Eric Owen Moss konferansları…
Bir buzdağının kısaltılmış öyküsü böyle… 40. yılda etkinlikler dolu dizgin sürüyor… Mart 2008’de kuruluşun 40. yıldönümünü kutlamanın heyecanını şimdiden duyarak…

Sat Sat Ye !
Eski İstanbul Belediye Başkanı Bedrettin Dalan‘ın, İstanbullular için bir karabasan olan, şehri gökdelenlerle Hong Kong’a dönüştürme rüyası gerçek oluyor. Üstelik Hong Kong’laştırma projesi bu kez Hükümet’in katkılarıyla gelişiyor. İstanbul’un kamu elinde kalmış, yeşil alan olarak kullanılabilecek son arsaları da sözümona özelleştirme politikaları kapsamında birer birer satılıyor. Örnekler: İşte Zincirlikuyu’daki Karayolları arazisi… İşte İETT’nin 4. Levent’teki eski garaj arsası.
Karayolları arazisi, yapılan açık artırma sonucunda 800 milyon dolara Zorlu Grubu’na satıldı. Grubun patronu Ahmet Zorlu, inşaatı İstanbul’un Avrupa kültür başkenti olacağı 2010 yılına kadar yetiştireceklerini açıklamış. Ayrıca bu arazide yer alacak yapıların mimarisi için bir yarışma açacaklarını belirten Zorlu, içinde satılık ya da kiralık rezidanslar ile alışveriş merkezleri ve büroların yanısıra 1000 yataklı bir otel ve 5 bin kişilik bir kongre merkezinin de yer alacağı kompleks için şunları söylemiş: “Zemin hariç oraya en fazla 28-30 kat çıkabileceğiz. Mimarisiyle, yeşil alanlarıyla ülkemize, İstanbul’a yakışacak, simge olacak bir bina yapacağız. Nasıl bazı şehirlerde ünlü binalar var, insanlar gidip onları görüyor, bizim binamız da öyle olacak. Modası geçmeyecek bir yapı yapacağız.” (Hürriyet, 16.3.2007)
Levent’te İETT’ye ait eski otobüs garajının yeri, daha önce gündeme gelen Dubai kuleleri tartışmaları nedeniyle daha iyi tanınıyor. Anımsanacağı gibi 25 Ekim 2005 günü Çırağan Sarayı balo salonunda yapılan bir basın toplantısında, İstanbul Belediye Başkanı ile Dubai Holding’in sahibi Şeyh Maktum arasında bir protokol imzalanmıştı. Bu anlaşmaya göre Belediye ile Dubai Holding bir gayrimenkul yatırım ortaklığı kuracaklar; Belediye, ayni sermaye olarak şirkete devredilecek 46.241 m2’lik İETT arsası ile yüzde 20 oranında ortak olacaktı. Anlaşmada bu arsaya biçilen değer 100 milyon dolardı.
O tarihlerde kamuoyunda yükselen eleştirel sesler bu ilk anlaşmayı engelledi. İstanbul’da, bırakın, en değerli son arsalardan birini, yüzde 20 ortaklıkla bir gecekondu arsası bile devredilemezdi.
Bu kez açıkartırma öncesinde Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş bu arsanın belediyenin elindeki en büyük gayrimenkul olduğunu belirtiyor ve ihalede 1 milyar doların üzerinde bir fiyat beklediklerini söyleyerek ekliyordu: “İmarla ilgili hiçbir sorunu yok, irtifa serbest!”
(Milliyet, 21.3.2007)

Açıkartırmada en yüksek öneriyi, kendisini bu işe iyice hazırlamış olan Dubai Holding’e bağlı Sama Dubai şirketi yaptı: 705 milyon dolar (980 milyon YTL). Sama Dubai İcra Kurulu Başkanı, bu arsa üzerinde lüks bürolar, lüks bir otel, rezidans ve bir alışveriş merkezi yapacaklarını belirtirken, “İstanbulluların tavsiyelerinden yararlanacağız” demeyi de unutmadı. (Cumhuriyet, 22.3.2007)
Olan biteni böylece özetledikten sonra düşündüklerimizi aktaralım. Evet, satışlar yapıldı, medyanın büyük bir bölümü, arsaların bir mirasyedi hovardalığı içinde satılmasına bayram etti. Önce şunu soralım: Toprak satıp bayram etmek ne kadar doğrudur? Ancak hemen belirtmeliyiz ki tehlikenin farkında olan yazarlar da yok değil. Onlar konuyu bilinçli ve duyarlı bir şekilde irdelediler. Toprak bir ürün değildir; yenisi üretilemez. Satılanlar İstanbul’un yeşile dönüştürülebilecek, elde kalmış son alanları. Buralar yapılaşmaya, üstelik yoğun yapılaşmaya açılıyor. Satılan yalnızca arsa değil, arsanın yanısıra asıl satılan, haksız olarak abartılmış ayrıcalıklı imar hakları… Tanınan yapılaşma hakkı, emsal (KAKS) olarak “3”. Yani zemin üzerinde arsa alanının 3 katına eşit alanlı inşaat yapılabiliyor. Ayrıca toprak altının kullanımı da genelde belediyenin takdiri ve arsa sahibinin konumuna göre belirleniyor. Çoğu kez komşu ve yol mesafeleri de dikkate alınmayarak, yani arsanın tümünde katlarca bodrum yapılabiliyor.
Verilen 3 emsale göre, Dubai Kulelerinin zemin düzeyi üstündeki alanının 46.241×3=138.723 m2 olacağı kolayca hesaplanabilir. Zemin altına gelince yine imar durumuna göre buradaki bodrumlar emsale dahil değil. Burada da en az yerüstündeki kadar inşaat yapılması söz konusudur. Bu, basit bir hesapla emsalin “6”ya yükselmesi anlamını taşır. Dolayısıyla belediye yetkililerinin arsada “3” emsalle inşaat yapımına izin veriyoruz demeleri bir saptırma, kandırmaca değilse, en azından büyük bir eksik anlatımdır.
Ortada ciddi planlar olmadığı için bu tür arsalara imar durumu verilmesinde bir ilkesizlik ve eşitsizlik söz konusu. İETT arsasının çok yakınındaki TEKFEN Kulesi’ne verilen emsal 2,5’ti; burada 3 oldu. Nasıl? Niçin? Bunun bir yanıtı olmalı.
Yıllar boyunca ciddi planlama çalışmaları yapılamadığı, planlama girişimleri engellendiği ve ciddiye alınmadığı için şehirlerimizdeki perişanlık artarak sürüyor. “Plan yapmak geleceği planlamaktır” gerçeği, “bize plan değil, pilav lazım” anlayışında olanların işine gelmiyor. Onlar plansızlığın kendi çıkarlarına daha iyi hizmet ettiğini biliyorlar ve planlama girişimlerini sürekli olarak engelliyorlar. Sürdürülen plansızlık kargaşası içinde yeşil alanlar yıllardan beri yapılaşmaya, hem de giderek daha yoğun yapılaşmaya açılıyor. Yeşil giderek tükeniyor; şehirler taşlaşıyor.
İstanbul ne olmalı, gelecekte nasıl bir rol üstlenmelidir? Bu kararların keyfilikten uzak bir plan disiplini içinde verilmesi gerekir.
Bu plansız gidişle, özelleştirme adı altında, para uğruna İstanbul yok oluyor… İstanbul kimliğini, karakterini, ölçeğini, sahip olduğu tarihsel, doğal, kültürel değerlerini yitiriyor. Bunları, tamah edilen paralarla yeniden sağlamak olanağının bulunmadığı bilincini nasıl yerleştirebiliriz? Taşra kültürü, şehircilik bilinci, koruma bilinci ve tarih bilinciyle bağdaşmıyor. Örnekler, İstanbul’un değerlerinin taşra kültürüyle korunmasının olanaksızlığını sürekli olarak kanıtlıyor. Hızlı artan nüfusuyla taşralaşmış İstanbul ve onun medyası İstanbul’un felâketine bilinçsizce seviniyor.
Kadir Topbaş, İETT arsasının satışından gelecek paranın İstanbul’un ulaşım sorunlarının çözümünde kullanılacağını söylüyor. Sormanın sırasıdır: Gökdelenlerin yolu, suyu, elektriği, kısacası, altyapısı hazır değil. Bunları kim yapacak, giderlerini kim ödeyecek? Gökdelenlerin ve şehircilik bilimi ilkelerine aykırı olarak şehir içinde yapılmasına izin verilen büyük alışveriş merkezlerinin artırdığı ulaşım sorunları nasıl çözülecek? Büyükdere Caddesi üzerindeki kaçıncı alışveriş merkezi bu? Gelen paranın İstanbul’un ulaşım sorunlarını çözmede kullanılacağını söylemek tam bir karamizah örneğidir: Binalarla yoğunluğu artır, trafiği kilitle, sonra çözüm bulmak için para harca. Özetle: Önce sorunu yarat, sonra çözmeye çabala. Kısa bir süre önce Başbakan, İstanbul’un trafiğini çözmek için vize önermişti. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?..
Öte yandan bütün bu arsa satışlarında yasalar, kurallar çiğneniyor. Satılan Karayolları arazisi 1970’lerde Boğaziçi Köprüsü bağlantı yolları ve kavşakları için kamulaştırılmış alanın bir parçasıdır. Kamulaştırma amacı dışında kullanılmasına yasa olanak tanımaz; yani satılamayacağı gibi, üzerine ticari amaçlı yapılar da yapılamaz. Bu durumda eski sahiplerine iadesi gerekir.
Başka bir nokta: Arazi, Boğaziçi Yasası kapsamı içindedir. Verilen “3” emsal, sınırsız yapı yüksekliği ve sınırsız yeraltı kullanımı yürürlükteki imar mevzuatına aykırıdır. Serbest yüksekliğin Boğaziçi siluetini olumsuz yönde etkileyeceği kuşkusuzdur. Bu aykırılık satılan her iki arsa için de söz konusudur.
İşte, Dalan’ın Hong Kong rüyası böyle gerçek oluyor. İstanbul Adnan Menderes ve Bedrettin Dalan dönemlerindekine benzer saldırılarla bir kez daha karşı karşıya.
Belediye Başkanı’nın, “İmarla ilgili hiçbir sorunu yok” söyleminin aksine, ilkelere aykırı bu imar uygulamaları karşısında Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası gibi duyarlı meslek örgütlerinin ve kamulaştırma mağduru kişi ve kuruluşların konuyu yargıya taşıdıklarını biliyoruz. Acaba yargı kararı sonucu bu arsaların durumu da Suudi Arabistan Kralına satılmış olan Sevda Tepesi çıkmazına döner mi dersiniz?