|
Tuzla Tersanesi’nde sürekli olarak işçiler ölüyor. Son aylarda çok sayıda işçi çeşitli kazalarda yaşamını yitirdi, birçoğu da yaralandı. Orada işyeri olan bir arkadaşıma bunun nedenini sordum. “Yer sıkışıklığı” dedi. “Daracık, sıkışmış bir alanda kapasitenin çok üstünde üretim yapılmaya çalışıyor. İş sağlığı ve güvenliği bir türlü sağlanamıyor. İşçilerin çalışma, barınma, beslenme sorunları tam bir felaket. Bütün bunların düzeltilmesi mevcut koşullar altında olanaksız.” Bu anlamdaki açıklamalar medyada da yer aldı. Şu anda gemi talebinde dünya çapında bir patlama var. Yerleşme, üretime yetmiyor.
Tuzla Tersanesi’ndeki gelişmeler 40 küsur yıl önce Milliyet gazetesine yazdığım bir yazıyı anımsattı bana. Daha Tuzla Tersanesi ortalarda yoktu; Pendik’te bir tersane kurulması gündeme gelmiş, tartışılıyordu. Ben de bu tartışmaya 1967’de Milliyet gazetesine yazdığım bir yazıyla katılmıştım. O yazıyı aktaralım (1): “Pendik’in Kaynarca sahillerine tersane kurulması teşebbüsü, Bakanlıklar arasındaki koordinasyon eksikliğini ve plan fikrinin hiçe sayılmasını bir kere daha gözler önüne sermesi yönünden önemlidir. Turizm ve Tanıtma Bakanlığı mevcut fiziksel plan ilkelerine dayanarak, Marmara’nın en güzel sahillerinin bulunduğu bölgeyi turizm yatırımları için en elverişli alanlar olarak kabul etmiş ve burada büyük yatırımlar öngörmüştür. Buna karşılık, Ulaştırma Bakanlığı tamamen aykırı olarak Kaynarca koyuna Denizcilik Bankası adına bir tersane kurulmasına karar verdiğini açıklamıştır. Gazetelerde ele alınan şekliyle konu, bazı bakanlıklar arasında bir “Turizm-Endüstri” çekişmesi şeklinde görülmektedir. Gerçekte, sorun bundan farklıdır ve şehrin çeşitli fonksiyonlarının belirli bir plan düzeni içinde, istikrarlı bir şekilde yerleşmesi olayının bir bölümüdür. Bu olayda araştırılması gereken ana nokta şudur: Kaynarca koyu Doğu Marmara Bölge Planı, İstanbul Sanayi Nâzım Planı veya henüz emekleme safhasında olan Büyük İstanbul Ana Planı ilkeleri içinde tersane yeri olarak mı tayin edilmiştir? Şayet bu koy bu planlarda başka bir kullanışa tahsil edilmiş ise, burada tersane inşası zaten mümkün değildir.
Plansızlık mı? Çağımızın bilimsel anlayışı “Plan” fikrini geliştirmiştir. Bir Şehir yerleşme düzeninde, bütün ihtiyaçların tespitiyle, tabii zenginliklerin ve bütün varlıkların korunmaları, çeşitli şehirsel fonksiyonların ahenkli bir şekilde yerleştirilmeleri ve birbirlerini zararlı yönde etkilememeleri ancak planlama ile gerçekleştirilebilir. Planlama, aynı zamanda gelecekte karşılaşılacak muhtemel çeşitli ihtiyaçları kapsayarak, bu ihtiyaçların karşılanması için nasıl davranılacağını tespit eder. Bu görevini başarı ile yürütebilmesi için planlamanın, mevcut durumu ve ilerideki ihtiyaç ve gelişmeleri bilimsel metotlarla ve devamlı bir oluş içinde tespit etmesi şarttır. Yurdumuzda uzun yıllar plan fikrine saygı gösterilmemesi nedeniyle, planların hazırlanması ve uygulanması işi yöneticiler tarafından genellikle, yerine getirilmesi gerekli bir kanuni formalite olarak görülmekten öteye gidememiştir. Ve hazırlanan renkli şehir planları sadece, belediye reislerinin duvarlarını süslemeye yaramıştır. Pendik sahillerinde tersane kurulması teşebbüsü de, planı hiçe sayan bu kötü alışkanlığın yeni bir tezahürüdür. İstanbul’un, Millî Güvenlik Kurulu ve Bakanlar Kurulu’nca onaylanmış bir Sanayi Nâzım Planı vardır ve bu plana göre, şehrin Anadolu yakasındaki mevcut sanayi tesisleri dondurulmuştur. Hattâ bu tesislerin yeni sanayi bölgelerine nakli öngörülmektedir. Bu plana göre, bir ağır sanayi tesisi olan tersane Pendik’te yer alamaz.
Çelişki… İki yıl kadar önce Darıca’nın Balyanoz koyunda özel bir tersane kurulma teşebbüsü, aynı şekilde,Turizm ve Tanıtma, İmar ve İskân, Sanayi, Bayındırlık Bakanlıklarını karşı karşıya getirmişti. Bu bölgenin “Darıca İmar ve İskân Genişleme Planı” adı altında tasdikli bir planı bulunmasına ve bu plana göre de bütün bu alan turistik tesislere ayrılmış ve o güne kadar 36 milyon liralık yatırım yapılmış olmasına rağmen İmar ve İskân Bakanlığı dahi çeşitli baskılar altıda kendi planına aykırı kararlar verebilecek hale gelmişti. Durum, Başbakanlığın yerinde bir müdahalesi ile Millî Güvenlik Kurulu Sekreteri’nin, Bakanlıklar temsilcilerinin ve Mimarlar Odası temsilcisinin katıldığı bir kurul tarafından incelendi ve söz konusu bölge içinde tersane kurulamayacağı kararına varıldı. Şimdi de, Ulaştırma Bakanlığı sahilde ağır sanayi tesisleri kurmaya çalışırken, 500 metre karşısındaki Pavli Adası’nda, altı aydan beri turistik tesisler inşa edilmektedir. Balyanoz koyu olayında, bütün Doğu Marmara sahillerinin tarandığı, 1000 tona kadar çelik tekneler yapacak tersane için Balyanoz koyundan daha elverişli bir yer bulunamadığı ileri sürülüyordu. Bu iddianın hareket noktaları şunlardı: 1. Söz konusu arsanın tersaneyi kuracak mahallin iklim özelliklerinin uygunluğu, 2. Arsanın ve su altının topografik durumu ile mahallin iklim özelliklerinin uygunluğu, 3. Yardımcı sanayi kollarına yakınlık, 4. İstanbul’a yakınlık. Görülüyor ki, o tarihlerde Balyanoz koyu için söylenenler, bu defa Pendik’in Kaynarca koyu için aynen tekrarlanmaktadır. Üstelik, bu defa kurulması düşünülen tersane, şehrin çok daha yakınında ve ötekinden kat kat büyüktür. Yukarıdaki sebepler ilk bakışta makul gibi görünürse de, bunlar o yerde tersane kurulmasına hak kazandıracak yeterli şartlar değildir. Bunları sırayla inceleyelim:
Niye kurulamaz? Yurdumuzda arsa seçimi, üzülerek belirtelim ki, genellikle bir plan düzeni içinde yapılmamaktadır. Nitekim aynı Denizcilik Bankası birkaç yıl önce Ortaköy’de, şehir planı, hastane fonksiyonları ve arazi yapısı yönünden elverişli olmayan bir arsada ısrar ettiği için büyük paraları toprağa gömmüş ve bundan dolayı, inşa etmeyi tasarladığı hastaneyi gerçekleştirememiştir. |
|
Arsa seçiminde, üzerinde, durulması gereken ilk husus, o arsada yer alacak yatırımın, bölgenin fonksiyonuna uygun olup olmadığıdır. Bölgenin fonksiyonuna aykırı, yanlış yatırım, Haliç örneğinde olduğu gibi, çevresindeki diğer fonksiyonları ve yatırımları olumsuz yönde etkileyecek ve bunları bölgeden uzaklaştıracaktır. Yüz yıl öncesinin Altın Boynuz’u gecekondu sanayi tarafından tahrip edilmiştir. Artık, Haliç’in eski ve gerçek fonksiyonuna tahsisi için milyarlar gerekecektir. Ayrıca, bu durumdan sanayiciler de memnun değildir. Haliç’te her türlü gelişme imkânından yoksun kaldıklarını gören sanayiciler, tesislerini endüstri bölgelerine taşımak için çaba göstermektedirler. Pendik’teki arsanın Denizcilik Bankası tarafından 1939 yılında bu amaçla istimlak edilmiş olması, kararın isabetini göstermez. Tersane, o tarihlerde inşa edilmiş olsaydı, bugün belki de sökülüp taşınması için çareler aranacaktı. Nitekim Boğaz’daki tersanelerin de İstanbul metropoliten alanı dışına çıkarılmaları tasarlanmaktadır. Japonya’dan getirilen teknisyenlerin Pendik’teki arsayı tersane inşası için uygun buldukları iddialarına gelince.. Plancı olmadıkları bilinen bu gemi inşa uzmanlarına Boğaziçi’nde, tersane yapımı için şehir planı kriteri dışında her türlü kritere uygun bir koy gösterilmiş olsaydı, bu yer için de aynı olumlu mütalâayı verecekleri şüphesizdi. Ama, bırakınız plan düzenini, buna hangimizin gönlü razı olabilir?
Sonuç Bu olayda da daha önce birçok örnekleri görüldüğü gibi, çeşitli baskılar altında, mevcut planları hazırlamış olan kişilerden bazılarının dahi, kendi planlarına aykırı kararlar almaları beklenebilir. Fakat, bilinmelidir ki, bu türlü kararlar İstanbul’un ve özellikle Pendik’in felâketini hazırlayacaktır. Pendik’te tersane kurulması, yanlış yerleşmiş sanayi tesisleri ve süratli şehirleşmenin etkisi ile zaten perişan duruma gelmiş olan İstanbul’da, mevcut planları ve her türlü planlama faaliyetini etkisiz hale getirecek, İstanbul içinde ve çevresinde sanayi tesisi kurmak üzere tetikte bekleyen kişilerin de buralara yerleşmelerine yol açacaktır. Böylelikle, İstanbul ve yakın çevresinin nüfusu daha hızla artacak, su, kanalizasyon, enerji ulaştırma ve diğer hizmet ihtiyaçları artık karşılanamayacak duruma gelecektir. Ayrıca, askeri yönden İstanbul şehri, savunulması imkânsız bir çekim merkezi olacaktır. Kurulacak tersanede 5000 işçinin çalışacağı düşünüldüğüne göre, sadece bu tersane Pendik’e fazladan 5000 işçi ailesi, yani yaklaşık olarak 20.000 nüfus getirecektir. Bunun sürükleyeceği yardımcı faaliyet dalları ile, bu nüfus daha da artacaktır. Gerçekte bu, yeni bir sanayi şehri demektir. Pendik, bu nüfusun ihtiyaçlarını karşılayacak güce sahip değildir. Böylece, Pendik’te arsa spekülasyonu şiddetlenecek; tersane ile birlikte konut ve sosyal tesisler yapımı düşünülmediğine göre, konut sorunu gecekondularla çözülecek; büyük bir gecekondu kasabası haline gelecek Pendik’ten artık “Marmara’nın incisi” diye bahsedilemeyecektir. Görülüyor ki, burada en büyük sorumluluk yöneticilere ve plancılara düşmektedir. Planlamanın bir bilim işi olduğunun, planların kirli ve kurumların baskılarına göre değil de, bilimsel esaslara göre biçimlendiğinin artık açıklığa kavuşturulması gerekir. Ayrıca, yatırımların yerleşmesi ve yurt kalkınmasının hızlandırılması yönünden, fiziksel planlamaya ve planlı uygulamaya öncelik ve hız kazandırılması da yöneticiler ve plancılar tarafından en önemli görevlerden biri olarak benimsenmelidir. Şimdi, ileride telâfisi imkânsız zararlara yol açacak bir plan değişikliğine gidileceği yerde, geçen iki yıllık sürede tersane yerlerinin tayini için planlı bir çalışma yapılmış olsa idi, bu çeşit tartışmalara artık lüzum kalmayacaktı. Unutulmamalı ki, fiziksel planlamanın esas görevi yatırımların yapılamayacağı yerleri değil, yapılacağı yerleri göstermektir.” İşte, 40 yıl önce yazdıklarım böyle… Karar verilmişti bir kez… Eleştiriler, öneriler hiçbir işe yaramadı ve Pendik’te o tersane kuruldu. Doğal ki Pendik, artık”Marmara’nın incisi” değil. Pendik’in bugünkü durumuna bakılırsa, 40 yıl önce söylediklerimizin birer birer gerçekleşmiş olduğu görülür. İş, Pendik’te tersane kurulmasıyla da bitmeyecekti. Pendik’in ardından sıra, güzelim Tuzla’ya gelmişti. Tersane çok önemli ve zorunlu bir sanayi yatırımı olarak görüldüğünden her türlü önceliğe sahip olduğu düşünülüyor ve belirtilen sakıncalar yok sayılıyordu. Daha önce alınmış bütün planlama, hattâ savunma stratejisi kararları gözardı edilerek bu kez Tuzla’da da Tersane kurulması kararlaştırıldı. Kurulan tersane zaman içinde o denli büyüyüp sıkıştı ki, işte bugünkü kazalar, dar alanda oyunun somut göstergeleri olarak karşımıza çıkıyor. Yaşanan kazaların tümü, görünmez değil,görünen, beklenen, bilinen kazalar… Bu yazı kaleme alınırken bile birkaç kişi daha öldü. Deneme-yanılma yöntemiyle anlaşıldı ki Pendik’te tersane olmaz… Tuzla’da da… Tersaneleri daha uygun yerlere taşıyarak hem canları hem de güzelim kıyıları kurtarmak gerekiyor.
1.D. Hasol, Milliyet gazetesi, 17 Ağustos 1967.

|