|
Dünya önemli bir ekonomik bunalımın başlangıcında bulunuyor. Enflasyon tehlikesi, petrol bunalımı ve gelişme hızında gerileme, yeterli petrol kaynaklarına sahip ülkeler dışında bütün dünyayı tehdit ediyor. Her şey bundan on dört yıl önce Venezuela, Suudi Arabistan, Kuveyt, İran ve Irak delegelerinin Bağdat’ta bir araya gelmesiyle başladı. Bu toplantı, OPEC (Organization of Petroleum Exporting Countries = Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) adı ile anılacak olan, tarihin en büyük – kartel-inin kuruluşunda ilk adımı meydana getiriyordu. Bugün 13 üyesi (1) olan OPEC bütün ülkelerin ekonomilerinde en önemli rolü oynayan kuruluş durumunda olup başarısı, çeşitli madenler üreten ülkelere benzer kartelleri kurmaları yolunda ilham kaynağı olmaktadır. OPEC’in üyeleri petrol politikası konusunda farklı görüşlere sahiptirler. Arap ülkeleri petrolü İsrail’e karşı kullanabilecekleri bir ekonomik silah olarak görürlerken, diğerleri daha ticari yaklaşımlar içindedir. Ancak, petrol ihraç eden ülkelerin son yıllarda üzerinde birleştikleri politika, her şeyden önce yüksek fiyat politikası olmuştur. Petrol fiyatının 1970-74 arasında % 547 artması özellikle endüstrileşmiş ülkeleri derin derin düşünmeye sevk etmiştir. Petrol fiyatlarının artması karşısında çeşitli ülkelerin gösterdikleri tepkiye karşı OPEC üyeleri var olan kaynaklarının kısa sürede tüketilmesine göz yumamayacaklarını belirtiyorlar. Yüksek fiyat politikasının öncülerinden olan İran’ın içişleri Bakanı, Şah’ın sağ kolu Cemşid Amuzegar, “Bu fiyat hareketini yapmış olmasaydık, dünya, petrolü israf ve yağma etmeyi sürdürecek ve 50 yıl sonra bir felaket meydana gelecekti ” demekte ve şunları eklemektedir: “hepimlz yalnızca 50 yıllık petrol rezervine karşılık, 400 yıl yetecek kadar kömüre ve sonsuz güneş enerjisi ile jeotermal enerjiye sahip bir gezegende yaşıyoruz. Petrol, enerji dışındaki maksatlar için daha iyi kullanılabilecek soylu bir maddedir. Nükleer, jeotermal enerji ve güneş enerjisi ile elde etmemiz olanak dışı olan 70.000 petrokimya ürününü petrolden sağlayabiliriz. Geçen yıl İran Şahı yine petrol fiyatına ilişkin olarak şöyle diyordu: “İlkelerimizden birincisi petrol fiyatının, alternatif enerji kaynakları fiyatına eşdeğer olmasıdır; İkincisi ise, satın alma gücümüzü koruyabilmemiz için, endüstrileşmiş ülkelerdeki enflasyon oranına göre petrol fiyatının değiştirilmesidir.” Petrol sayesinde zenginleşmeye başlayan ülkeler çeşitli girişimlerde bulunuyorlar. Kimisi Batının büyük sanayi kuruluşlarına ortak oluyor, kimisi para ticareti yapmayı deniyor. Petrol gelirlerinin bu yıl 21 milyar dolara (yaklaşık 300 milyar TL.) ulaşacağı tahmin edilen İran’ın Krupp Çelik Endüstrisinin % 25’ini satın aldığı, birçok ülkeye kredi açtığı ve para yardımında bulunduğu (2); petrol ihraç eden birçok ülkenin birleşerek dev Amerikan elektronik firması IBM’ı (International Business Machines) devralacağı gelen haberler arasında.. Yanı sözün kısası bu kez “OPEC meydan okuyor.” Bu meydan okuma karşısında Dünya ne yapacak? Birçok ülke, tedbirler almak üzere hazırlıklarını sürdürüyor. Ancak hiç biri henüz kendisini kurtaracak kesin bir çözüm yolu bulabilmiş değil. Türkiye’ye gelince .. Bu konuya hiç kimse şimdiden eğilmek gereğini duymuyor. Neredeyse hiç bir kuruluş, konunun öneminin farkında değil.. Kısa bir süre önce UICB (Uluslararası Yapı Merkezleri Birliği) genel kurulunda karşılaştığımız çeşitli ülkelerden -hem Doğudan hem Batıdan- delegeler enerji ve petrol bunalımından bir karabasan gibi söz ediyorlardı. Lyon’daki Merkez bu konuda büyük bir seminer düzenlemekteydi. Merkez’in müdürü Jean Thaller, “geniş bir üretim alanının ana hammaddesi olan petrolü yakmaktan daha saçma bir davranış olamaz. Fransa petrol için bu yıl mevcut döviz rezervini tüketiyor; önümüzdeki yıl ne yapacağız?” diye yakınıyordu. Benzer endişeleri, belli bir ölçüde petrol kaynaklarına sahip olan Romanya bile duyuyordu. Enerji ihtiyacı giderek artan Türkiye’nin bu bunalım karşısındaki gerçek durumu nedir? Türkiye, bugün ihtiyacı olan petrolün yaklaşık olarak % 35’ini (3,5 milyon ton) kendi kaynaklarından sağlamaktadır. Ancak, gelişmekte olan bir ülke niteliğiyle ihtiyacı her yıl artmakta, buna karşılık çıkarılan petrol miktarı aynı oranda artış göstermemektedir. Nitekim 1969 – 1972 yılları arasında çıkarılan ham petrolün yıllık miktarı 3,5 milyon ton dolaylarında kaldığı halde, aynı yıllar arasında ihtiyaç 6,5 milyon tondan, 10,7 milyon tona yükselmiştir (3). Pek muhtemeldir ki, yıllardan beri azalarak gelen ve bugün % 35 civarında olan bu oran önümüzdeki yıllarda daha da azalacaktır. Tüketim ile çıkarılan petrol arasındaki giderek artan fark Türkiye’nin kalkınması için çok önemli olan dövizlerin petrole akmasını zorunlu kılacaktır. Dış ticaret açığımız hızla artmaktadır. İşçi dövizleri sayesinde düzeyini koruyan döviz rezervlerimiz şimdiden erimeye başlamıştır. Döviz rezervlerimizin erimesi ve dış ticaret açığımız, ithal edilen mal miktarındaki artışa bağlı olmayıp, artan dış fiyatlara bağlıdır (4). Bu durum karşısında, petrolün yanı sıra başka enerji kaynaklarından yararlanmak veya petrolü daha sınırlı olarak, daha az zayiatla kullanmak zorundayız. Türkiye’nin enerji ihtiyacı yukarıda da belirttiğimiz gibi giderek artmaktadır. Türkiye’de kişi başına düşen yıllık enerji miktarının komşu ülkelerle karşılaştırılması, gelecekteki ihtiyaç hakkında şimdiden yeterli bir fikir vermektedir:
|
|
SSCB 3030 Kw saat Bulgaristan 2301 “ Yunanistan 1059 “ Irak 312 “ İran 246 “ TÜRKİYE 242 “ Suriye 152 “
Türkiye’de üretilen elektrik enerjisinin yaklaşık % 40’ı petrol asıllı maddelerle karşılanmaktadır. Artan ihtiyaç karşısında elektrik enerjisi, hidroelektrik santralları ve kömürle çalışan santrallarin yanı sıra yine ithal malı petrolle karşılanacaktır. Önemli zaman ve yatırıma ihtiyaç gösteren nükleer santrallarin kurulması için ise uzunca bir süre gerekecektir. Ayrıca nükleer santrallarin verimliliği ve getirebileceği tehlikeler bütün dünyada tartışma konusudur. Kısa sürede zengin petrol yatakları bulabilmemiz olasılığı ise ancak olağanüstü bir şans sayılabilir. Enerji ve petrol bunalımının bilincine varmamız gerekiyor: kaynaklar sınırlı, enerji maliyeti yüksektir. Bu yazının çerçevesi içinde petrol ve enerji ile ilgili birçok alanda alınması zorunlu tedbirleri tartışacak değiliz. Bu tartışmayı ilgli uzmanlar yapmalıdırlar. Burada, sorunun önemine dikkati çekmek ve binalarda kuruluş ve işletme ilkeleri bakımından alınabilecek tedbirler üzerinde kısaca durmak istiyoruz. Binalarda konumuzla ilgili en önemli sorun ısıtmadır. Klimatizasyon, yüksek maliyet nedeniyle Türkiye’de çok kullanılmadığı için bunalımın artmasında etken değildir. Evlerdeki elektrikli cihazlar da aynı durumdadır. Binanın konumu, biçimlendirilmesi ve kabuğu, konfor koşullarının yaratılması ve ısıtmada kullanılan enerjide sağlanacak tasarruf bakımından çok önemlidir. Binanın konumu, kütlesi ve kabuğu, iklim koşullarına göre biçimlendirilmeli ve ısıtma ekonomisinin avan projeden itibaren başladığı göz önünde tutulmalıdır. Dış kabukta kullanılan malzeme, gerekli ısı tecridini sağlayacak şekilde seçilmelidir. Mevcut tecrit teknikleri kullanılarak ısıtmada önemli bir enerji tasarrufu sağlanabilir. Tecrit için imal edilmiş gereçlerin maliyeti yüksek olduğundan, özellikle geleneksel inşaatta, dış kabuğu meydana getiren malzemenin cinsi ve boyutları iyi seçilmeli, tecrit özellikleri üzerinde titizlikle durulmalıdır. İyi bir projelendirme ile hem binanın kuruluş maliyetinde hem de işletilmesinde tasarruf sağlanabilir. Hala gereksiz bir masraf unsuru olarak görülen projelendirme hizmetlerinin eksikliği büyük bir israfa yol açmaktadır. Öte yandan mimarimize 1960’larda hakim olan ve hala da etkisini sürdüren cam mimarisinden -buna “sırça köşk mimarisi”de diyebiliriz- vazgeçmek zorundayız. Bu yapılarla, uçan kuşları bile ısıtamadığımızı itiraf edelim. Çok önemli israf da, konut inşaatını terk ettiğimiz başıboş yapıp satma düzeninden ileri gelmektedir. Tecrit maliyeti ile yakıt giderleri arasındaki denge, satmak üzere inşaat yapan müteahhidi fazla ilgilendirmemektedir.. Onun için önemli olan inşaat maliyetinin en düşük, karın en yüksek düzeyde tutulmasıdır. inşaat maliyetindeki fazlalığın, kısa bir süre içinde işletme giderlerinden sağlanacak tasarrufla amorti edilmesi müteahhit için önemli değildir. İnşaat ile ilgili standartlar çok eksiktir. Mevcut standartlar ise yetersizdir. Örneğin tuğla boyutları, yalnızca modüler koordinasyon kaygısıyla küçültülmüş olup ısı tecridi bakımından yeterli olmamaktadır: Alınması gerekli tedbirlerin büyük bir bölümünün, Türkiye’deki genel inşaat düzeni ile yakından ilgili olduğu kuşkusuzdur. Ancak konunun önemi, kısmi de olsa bazı ivedi tedbirlerin alınmasını zorunlu kılmaktadır.
(1) OPEC’in 13 üyesi: Cezayir, Ekvator, Gabon, Endonezya, İran, Irak, Kuveyt, Libya, Nijerya, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Venezuela. Öteki önemli petrol üreticileri olan A.B.D, Sovyetler Birliği ve Kanada bu birliğin dışındadır. (2) İran’ın kredi açtığı veya yardım yaptığı ülkeler arasında A.B.D, Fransa, İngiltere, İtalya, Senegal, Mısır, Suriye, Hindistan, Bangladeş, Pakistan ve Afganistan vardır. (3) Petrol ve petrolden elde edilen maddelerin ihracatı bu rakamın içinde olup 1972’de 940.113 tondur. Bu rakam, sonucu çok fazla etkilememektedir. (4) Bkz. Dr. Haluk Cillov, Milliyet 31 Ekim 1974.
|