Savaştan Sonra Kuveyt Kaynak : 01.08.1991 - Yapı Dergisi | Yazdır

Kuveyt geçen yıl 2 Ağustos’ta Irak birliklerince işgal edilmişti. YAPI’nın bu sayısı Kuveyt’in işgal edilişinin birinci yıldönümüne rastlıyor.
Kuveyt’in geri alınmasından sonraki günlerde Türk Hükümeti’nin, Kuveyt’in yeniden yapılanmasına katkıda bulunmak üzere çeşitli girişimleri oldu. Bu girişimler çerçevesinde yapılan ilk ziyaretlerinden birine Yapı-Endüstri Merkezi’nden Doğan Hasol da katıldı. Burada Hasol’un hâlâ pek kolayca girilemeyen Kuveyt’in savaş sonrası günlerine ilişkin gözlem ve izlenimlerini sunuyoruz.


Yanmakta olan petrol kuyuları

Günlerden 30 Nisan 1991. Kuveyt’e gitmek üzere özel bir uçakla Suudi Arabistan’ın başşehri Riyad’dan havalanıyoruz. Üstümüzde güneşli, masmavi bir gökyüzü, altımızda uzayıp giden bir çöl. Kuveyt için alçalmaya başladığımız sırada bir duman perdesinin içine giriyoruz; hemen hiçbir şey seçilmiyor artık. İyice alçaldığımızda ise yanmakta olan petrol kuyularını, bunlardan yükselen alevleri ve yoğun dumanı görüyoruz.
Uçaktan, havaalanı çevresinde yanmakta olan yüzlerce kuyunun yanı sıra Kuveyt’in çeşitli mahalleleri görülüyor. Her şey bozbulanık, her şey kum rengi. Alçaldıkça petrol kuyularının ve alanın çevresindeki devboyutlu yakıt tanklarını görüyoruz. Hepsinin de üstü konserve kutusu gibi açılmış. Görüşler çeşitli: bunlar patlamış olabilirlermiş, ya da boşaldıkça kapakları tankların dibine doğru inebilirmiş.
Havaalanında başka uçak yok. Havaalanlarında görmeye alışageldiğimiz canlılık da yok. Koskoca alanda silahlı birkaç askerle, değişik üniformalı birkaç kişi… Bu kez dumandan gökyüzü zor seçiliyor. Nefes almak bile güç.
Bizi, çok kısa bir sürede çok sade bir şekilde gerçekleştirilmiş olan özel bir bekleme salonuna alıyorlar. Pasaportlarımız gidiyor; bir saat sonra geri geliyor. Artık şehre girebileceğiz. Önde büyükelçi, arkada biz, Kuveytli askerlerin yer yer oluşturdukları barikatların arasından geçerek şehir merkezine doğru ilerliyoruz. Çevrede tank kadavraları ve terk edilmiş araçlar var. Şehre uzaktan bakıldığında her şey yerliyerinde gibi. Kuveyt’e ilk gidişim olduğu için şehri tanımıyorum. Gruptaki arkadaşlar, Kuveyt’le uzunca bir süreden beri ilişkileri olmuş bürokratlar ve işadamları. Defalarca gidip gelmişler. Bu kez gördükleri karşısında hayıflanarak tepkilerini dile getiriyorlar, “buralar yemyeşildi, buralar böyle miydi?” diye. Şimdi yeşillik adına hiçbir şey kalmamış Kuveyt’te. Büyük çabalar, büyük emekler ve sürekli sulamayla yetiştirilen bitki örtüsü, Ağustos’tan bu yana bakımsızlıktan ölmüş, her şey yeniden kum rengine dönmüş. Şehrin uçaktan kum rengi görünmesi de buradan kaynaklanıyormuş.
Merkeze yaklaştıkça hemen dikkati çeken ikinci nokta, insanların ve trafik yoğunluğunun azlığı. Savaş öncesinde Kuveyt’in yerli nüfusu 700 bin. Bu nüfusa Iraklı, Suriyeli, Ürdünlü, Sudanlı, Yemenli, Faslı, Filistinli 1,5 milyon insanı eklemek gerekiyor. İşgalin başlamasıyla Kuveytliler Kuveyt’i terk etmeye başlamışlar. Çalışma hayatının çökmesiyle birlikte bunları Kuveyt’te çalışan yabancılar izlemiş. Irak işgal kuvvetleri özellikle zengin Kuveytlilerin gitmesine gözyummuşlar, hattâ neredeyse teşvik etmişler. Kuveytlilerin çoğu, komşu ülke Suudi Arabistan’a sığınmış; yabancılar da ülkelerine dönmüşler. Böylece Kuveyt hemen hemen boşalmış.
Kala kala, gidebilecekleri bir yurtları olmayan Filistinlilerle, tek tük Kuveytliler kalmış. Öteki Arap şehirlerinden çok daha canlı, çok daha çağdaş bir yaşam sürdüren Kuveyt şimdi, kaybolmuş bitki örtüsü, bomboş caddeleri, kapalı dükkanları ile bir hayalet şehri andırıyor.
Yalnızca Suudi Arabistan’ın Dammam, Riyad ve Cidde şehirlerine 300 binden çok Kuveytli’nin sığındığı söyleniyor. Bunların çoğu Riyad ve Cidde’nin yıllardan beri kullanılmayan, boş kalmalarıyla ünlü apartman katlarına yerleştirilmişler. Kuveytliler artık yavaş yavaş Kuveyt’e dönmeye başlıyorlar. Böylece yaşam yeniden başlayacak. Kuveyt’in geri alınmasından sonraki ilk günlerdeki sıkıntıların birçoğu aşılmış. Şehirdeki su şebekesi çalışmaz durumda olduğundan, suyu, girişimci bir Türk mühendisi (1) sağlamış. Savaş nedeniyle işsiz kalan dev tankerleri kiralayarak deniz yolundan getirdiği suyu yüzlerce kara tankeriyle binalara dağıtma işini üstlenmiş ve çok başarılı olmuş. İşi üstlenirken, taşıdığı ABD pasaportunun yanı sıra, firması MEDKO’nun ABD kökenli olması da kendisine yardımcı olmuş.
Şehirde elektrik var, buna karşılık telefonla yalnızca şehiriçi görüşmeler yapılabiliyor. Eskiden 700 bin otomobil varmış Kuveyt’te şimdi ise tek tek sayılacak kadar az. Ülkeyi terk edenlerin pek çoğu otomobilleriyle kaçmışlar. Kalan otoları da Iraklıların götürdükleri söyleniyor. Taksi hiç yok. Bütün bunlara karşın trafik ışıkları hala kusursuz çalışıyor. Güvenlik henüz tam olarak sağlanamamış: geceleri ellerindeki silahlarla gelişigüzel ateş açanların çokluğundan yakınılıyor.


2. Yeşili kalmamış Kuveyt’ten bir mahalle 3. TV kulesi ve çevresi

Fotoğraflar taşıtlardan cam arkasından çekilmiştir.

İŞGALİN GETİRDİĞİ
Iraklılar, 19’uncu Irak ili yapmak amacıyla Kuveyt’e geldikleri için şehri yakıp yıkmamışlar. Kuveyt’te işgali günügününe yaşamış olan önemli bir Türk görevlisi şöyle anlatıyor: “Irak askerleri bilinçlendirilmemişti. Niçin geldiklerini bile tam bilmiyorlardı. Kendilerine, halkına zulmeden kötü bir emiri devirmek üzere geldikleri söylenmişti. Oysa gelenler, işgalin bütün olumsuz koşullarına karşın Kuveytlilerin kendilerinden daha iyi yaşadıklarını görüyorlardı. İşgal kuvvetlerinin ikmal gücü çok zayıftı, yiyecekleri bile yoktu.”
Böylesine bir olgunun sonucunda şehirdeki tahribat, sanılanın aksine oldukça az. Kimi yapılarda önemli olmayan dış hasarlar görünüyor. Ancak binalar genelde, olduğu gibi duruyor. Ancak elçilikler dışındaki binaların tümü talan edilmiş. İçlerinde işe yarayabilecek, para edebilecek hiçbir şey bırakılmamış. Bunu, görüşmeler yapmak üzere gittiğimiz kuruluşlarda daha yakından görebiliyoruz. Sheraton Oteli işgal sırasında karargâh olarak kullanıldığı için, terk edilirken tümüyle yakılmış. Meridien Oteli’nin ise giriş katı tümüyle tahrip olmuş. Cephede kimi odalar roket atışına maruz kalmış gibi görünüyor. Otelin iki katı yeniden düzenlenerek hizmete sokulmuş. Meclis binasında da dışarıdan görülebilen bir tahribat var, öteki binaların durumları iyi.
Iraklıların Kuveytlilere işkence yaptıkları söyleniyor. Bunu gerçekleştirirken de ihbar ve hedef gösterme konusunda Kuveyt’te yaşayan Filistinlilerden destek gördükleri ileri sürülüyor. Anlaşılan, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Mütareke yıllarında azınlıklarla ilgili olarak Osmanlıların karşılaştığı durumu andırır bir durum söz konusu. Bu nedenle, Kuveyt’te yaşayan ve sayıları 400 bini bulan Filistinliler şimdi yeniden bir yurt arama tehlikesi ve kaygısıyla karşı karşıya. Bunlara ciddi bir baskı uygulanmaya başlanmış bile: işten çıkarmalar, işe almamalar, sınırdışı etmeler.
Iraklılar gelir gelmez bankalarda bulunan çok miktardaki Kuveyt dinarına el koymuşlar. Kuveytliler seri numaraları belirlenmiş olan bu banknotları artık geçersiz sayıyorlar. Yeni banknotların yanı sıra, belirlenmiş bu seri numaralarını taşıyanların dışındaki eski banknotlar da geçerli. Bütün dünyayı yerinden oynatan bir savaşa ve savaşın getirdiği bütün olumsuzluklara karşın Kuveyt dinarı eski değerinden hiçbir şey yitirmemiş. Bunda, vaktiyle “Gelecek Kuşaklar için Kuveyt Fonu” adı altında kurdukları fonun da payı olduğu belirtiliyor.
Kuveyt makamları şimdi Kuveyt’in yeniden yapılanması için büyük çaba harcıyorlar, ama henüz özellikle yetki sahipleri Kuveyt’e dönmedikleri için gözle görünür bir dağınıklık var. Bunu bir gün önce, Suudi Arabistan’ın Dammam kentinde de gördük. The Oberoi Otelinin birkaç katına yayılmış bürolarında “beyaz kefiyeliler” (2) yoğun bir çabanın, koşuşturmanın içindeydiler. Kuwait Emergency Recovery Organization (KERO) burada çalışıyor ve Kuveyt’in yeniden, bir an önce ayaklarının üzerine basabilmesi için gerekli acil mal ve hizmetleri sağlamaya çalışıyordu. Buna karşılık ileriye dönük ve önemli yatırımlarla ilgili kararların Kuveyt’teki makamlardan çıkacağı belirtiliyordu.

Kuveyt Hükümeti, her şeyini bırakıp giden, işgalden büyük zarar gören Kuveytlilere parasal yardıma hazırlanıyor. Görüştüğümüz yetkililer, Ticaret ve Sanayi Odası yetkilileri, Kooperatifler Birliği yetkilileri, Türkiye’nin savaş sırasında Kuveyt’in yanında yer almasından duydukları memnunluğu dile getiriyorlar, Kuveyt’in yeniden yapılanmasında da Türkiye’yi yanlarında görmek istediklerini belirtiyorlar. Ve “Türkiye Kuveyt’e destek vermeli, ödeme kolaylıkları getirmeli” diyorlar.
Geceleri havaalanı çalışmıyor. Saat 20.30’dan önce havalanmak zorunda olduğumuz kesinlikle bildirildiği için bir an önce havaalanına dönmemiz gerekiyor. Akşam serinliğiyle birlikte, caddelerde görülebilen insan sayısı birazcık artmış. Birkaç barikattaki sorgu sualden sonra, gereken zamanda havaalanına varıyoruz.
Uçağımız havalanıyor. Bu kez, karanlıkta, alevler daha canlı. Yanan kuyular bu kez yüzlerce değil de binlerce gibi görünüyor. Alev alev… Ardındaki dramı bilmesek gerçekten çok güzel bir görüntü, tam bir şehrayin. Üzerinde binlerce mumu olan pastalar gibi. Uygar dediğimiz dünyanın çok dişli ülkelerinin pay almayı düşledikleri -bu kez- Kuveyt pastaları.

(1) Ali Rıza Bozkurt
(2) Araplar’ın hangi ülkeden oldukları kefiyelerinden anlaşılabiliyor. Kuveytliler beyaz, Suudlular kırmızı kareli, Filistinliler siyah kareli kefiye kullanıyorlar.