Saydamlık Kaynak : 11.07.2001 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Geçen hafta, Galatasaray’ın, yönetim hataları sonucu içine düştüğü bunalımı yazmıştım. Bu konuyu yazmama içerleyen, Kulüp üyesi olduğunu tahmin ettiğim bir okurdan beni eleştiren bir mektup aldım : Mektup şöyle : “Ne diye Galatasaray yöneticileri ile ilgili durmak bilmeyen eleştirilerinizi gazetede yazıp durmaktasınız acaba ? Bunların yeri yönetim kurulları, kongreler veya diğer kulüp içi fonksiyonlar olmalı.” Bir de önerisi var : “Çok sevgili üstat, köşenizde yazacak başka bir şeyler bulamıyorsanız lütfen yazmayın.”

Bu görüş Kulüp çevrelerinde sık karşılaştığımız bir anlayışın ürünü olduğu için burada biraz didiklemek istiyorum.

Öncelikle şunu belirmekte yarar var. Türkiye’de yazarlar konu sıkıntısı çekmezler. Ülkemiz, her an ilginç konular üretmekte eşsizdir. Yazara düşen, onları iyi gözlemleyip yoğurmaktan ibarettir. Galatasaray’ın bugünkü konumu da öyle.. Bir yanda, futbolda kolay erişilemeyecek büyük başarılar.. Öte yanda, Kulübü tehlike sınırına getiren idarî-mali başarısızlıklar.. Kulübe ilişkin sorunlar, okurumuzun savunduğu gibi, Kulübün iç işleri sayılabilir. Böyle olunca bu konular dokunulmazlık mı kazanırlar ? Kesinlikle hayır.. Topluma mal olmuş kurumların haberlerinde gizlilik, dokunulmazlık olamaz; çağdaş anlayışta dokunulmazlık, yerini saydamlığa bırakmıştır.

“Kamuoyu önünde tartışmama” görüşüne hak verirsek, örneğin Hükümeti de eleştiremeyiz. Bu durumda Hükümete ilişkin konuların eleştirileceği yer TBMM ya da Bakanlar Kuruludur. TBMM’nin eleştirileceği yer, ancak Meclis’in içidir. Ülke ekonomisi Hükümetin ve Hazine’nin işidir (Doğal ki bir de IMF’nin !.) Tütün yasası Tarım Bakanlığı’nın.. İmar ve planlama konuları belediyelerin ve belediye meclislerinin.. Bu listeyi uzatabiliriz.. Galatasaray futbol takımını eleştirecekseniz bunun yeri de, yetkililerin huzurunda Florya Metin Oktay Tesisleri olacaktır. O anlayışa göre, bu konuları ancak o kurumların platformlarında kapalı devre eleştirebilirsiniz, kamuoyuna yansıtamazsınız.

Okurumuzun tavsiyesine uyacak olursak, bu durum karşısında yalnız benim değil, yalnız spor yazarlarının da değil, bütün köşe yazarlarının köşelerini bırakmaları gerekir. Muhabirler de bundan böyle, daha özenli davranmalıdırlar. Hattâ medya da bu işten elini eteğini çekmelidir.

Galatasaray Spor Kulübü’nün üyesi olduğum için yasaklama, yoksa yalnızca bana mı getiriliyor acaba ? Kulübün üyesi olarak, düşündüklerimi kulübün çeşitli platformlarında zaten yıllardan beri dile getiriyorum. Bunları ben yazmasam, eksik bilgiyle başkaları yazsalar daha mı iyi olacak ?

Galatasaray Kulübü, kongrelerine katılan yaklaşık bin, seçimlerde oy veren iki bin kişiden mi ibarettir ? Galatasaray Türkiye’ye mal olmuş, adını dünyaya duyurmuş bir topluluk olarak içte-dışta milyonlarca taraftarı, izleyicisi, destekleyicisi vardır. Onlar da kulübü üyeler kadar ilgiyle izliyorlar. Onları bu haberlerden, yorumlardan, tartışmalardan yoksun bırakmak en azından haksızlık olmaz mı ?

Düşündüklerini sözlü ya da yazılı olarak ifade etmek her aydının asal görevidir. Bu tartışılamaz, ama yazdıklarımın doğru mu, yanlış mı olduğunu sonuna kadar tartışmaya hazırım. Yazarın ne yazacağına karar vermek ise yalnızca kendisinin hakkıdır.

Cumartesi günü Galatasaray Spor Kulübü yeni başkan ve yeni yönetim kurulu için olağanüstü seçime gidiyor. Bu zamansız seçimin gereksizliğine inanıyorum. Daha önce de yazdığım gibi, yönetim her şeye karşın, kalan sekiz aylık olağan dönemini tamamlamalıydı. Bu bakımdan, kalan süreyi tamamlamak ve kulübü sekiz aylık bir süre için dahi olsa emanetçilere bırakmamak için tercihim Mehmet Cansun.