Galatasaray Bu Noktaya mı Gelmeliydi ? Kaynak : 04.07.2001 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Aziz Yıldırım, “gidiyorum” dedi. Fenerbahçeliler, “olmaz” dediler; kaldı. Faruk Süren, “gidiyorum” dedi, Galatasaraylılar, “olmaz” dediler, ama o gidiyor.

Ne var ki, iki başkana yapılan ısrarlar arasında ciddi bir fark söz konusu. Fenerbahçeliler Yıldırım’ın gitmesini kendisine duydukları güven ve inançla gerçekten istemediler. Galatasaraylılar ise Süren’in gitmesini istiyorlar, ama döneminin bitmesine sekiz ay kala, bunca sıkıntıya, çalkantıya yenilerini ekleyerek gitmesine karşı çıkıyorlar.

Galatasaray şu anda büyük bir bunalım içinde ve bunalımın en büyük sorumlusu da, kuşkusuz, Süren ve yönetimi.. Süren yönetime geldiğinde kendisine mal edilen bir söz vardı : “Kulübü öylesine borçlandırırım ki, bundan sonra yönetime kimse talip olamaz”. Bu sözü söylediğine inanmak istemiyorum ama, şu anda gelinen durum aynen bu sözdeki gibi. Süren şayet böyle söylemişse, söylediğini yaptı demektir. Yok, söylemedi de bu sözler bazı kişilerin kurgularına dayalı olarak ortaya atıldıysa, “tahmin doğru çıktı” demektir.

Son beş yılda, gelir sağlayıcı projeler hayata geçirilemezken, futboldaki başarılara bağlı olarak elde edilen gelirler büyük bir savurganlıkla harcandı. Ayrıca, sportif başarılar ticari projelerle başarıya dönüştürülemedi. Gider-gelir farkı sürekli olarak büyüdü ve borçlanma yoluyla kapatılmaya çalışıldı. Banka kredileri devreye sokuldu. Faizler ve kur farklarıyla borçlar çığ gibi arttı. Ve sonunda deniz bitti.

Üç dönem üst üste başkan seçilen Süren, kendisine güvenilmediği gibi bahaneler üreterek kaçmak istiyor. Aklıbaşında pek çok Galatasaraylı da kendisine, “Kulübü bu durumda bırakıp nereye gidiyorsun?” diyerek baskı yapmaya çalışıyor.

Süren’in durumu artık belli.. Gidecek.. Olağan seçimlere kadar kalan sekiz aylık bir süre için 14 Temmuz’da seçimler yenilenecek.

Şimdiki yönetimin 2. Başkanı Mehmet Cansun, Süren’in ayrılma isteğiyle birlikte başkanlık için adaylığını ilân etmişti. Ardından, İzzettin Doğan aday olmayı denedi, fakat yeterli desteği bulamadı. “Aranan destek” kişisel değil, parasaldı, çünkü Kulübün düzlüğe çıkabilmesi, milyonlarca dolarla ifade edilen taze paranın bulunmasına bağlı. Bu da bankalardan sağlanamıyor artık..

Sonuçta Kulüp, kişilere muhtaç hale getirildi. Bu yönetim biçimi Galatasaray’ın geleneklerine aykırıdır. Ayrıca, bu ölçüde parayı kim verir ? Verirse, niçin ve ne karşılığında verir ? Sıranın, Kulübün her zaman, varlığıyla övündüğü gayrimenkullerine geldiğini söyleyen üyeler bile var. Ne yazık ki, var olanın elden çıkarılması bile durumu kurtarmaya yetmiyor.

Şimdi seçimler yaklaşırken görünürde aday bolluğu (!) var, ama yalnızca görünürde.. Cansun’un adaylığı sürüyor. İzzettin Doğan’ın çekilmesi üzerine (zaten aday olmamıştı), oğlu adaylığını ilân etti. Aynı şekilde, niçin aday olduğu anlaşılmayan başka bir genç aday daha var. Bir de eski yöneticilerden Ateş Ünal Erzen.. Erzen’in Cem Uzan’la birlikte hareket ettiği, ondan Kulüp için parasal destek sağlayacağı, gazete haberleri arasında. Hangi koşullara bağlı bir destek olduğu kolay anlaşılır gibi değil.

Galatasaray bir açmaza sürükleniyor. Başkanlık yarışı için, Süren’in, “Bu iş ayağa düştü. Bu işin ciddiyetini anlamayanlar var” demesi haksız değil. Öte yandan, antrenör Lucescu, İsviçre’den çaresizlik içinde, Hükümete ve İstanbul Belediyesi’ne seslenerek onları kulübe yardım etmeye çağırırken, “Galatasaray bu ülkeyi dünyada temsil ediyor. Ama durum ortada. Yavaş yavaş yok olabiliriz” diyerek panik sinyalleri veriyor.

Galatasaray sonunda bu noktaya mı gelmeliydi ?