| Şike, Takım Olmak ve Oruç Üzerine |
Kaynak :
11.11.2004 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Atina Olimpiyatları bittikten sonra futbol dışındaki spor dallarını yine unuttuk. Kamuoyumuz yalnızca futbolla ilgilendiği için medya da yalnızca futbola eğiliyor. Başta büyükler olmak üzere kulüpler de futbol dışındaki dalları artık iyice gözardı etmeye başladılar. Etkinlik gösterilen spor dallarının sayısı giderek azalıyor. Basketbola ve voleybola kimi ticari kurumlar sahip çıktılar. Bu dallarda kulüpler varlıklarını utanma belası, sözümona sürdürüyorlar. Bu dalların yanısıra, su sporları da içinde olmak üzere pek çok spor dalı ayak sürüyor. Gözde spor dalı futbolda ne alemdeyiz ? Bir göz atalım… Şike dedikoduları gündemden düşmüyor. Anlaşılıyor ki şike, futbolumuza iyice bulaşmış. Mafya desteğiyle ve/veya para, hemşerilik, dostluk uğruna… Şike gözle görülüyor, elle tutulamıyor. Bir ara Türkiye rüşvet skandallarıyla çalkalanırken söylenmiş bir söz vardı : “rüşvetin belgesi mi olur ?” İşte, rüşvetin belgesi olmadığı gibi şikenin de olmuyor. Alan razı veren razı… Bu nedenle kanıtlanması çok zor. Mafya yeşerebildiği ülkelerde, devlette yuvalanmış kimi grup ya da kişilerden destek görerek kirli işlerini yürütür. Zaten devlet gücünden destek almasa, mafya olmaz, çete olur. Demek ki önce devlet düzeninin karanlıklardan arındırılması gerekiyor. Paraya gelince… Para, günümüzün üstün (!) değeri… Kapıları açma gücü yüksek. Kulüplerin içinde bulundukları büyük mali güçlükler, onların dürüstlük direncini etkileyebilecek denli büyük. Spor etkinliklerinin giderleri, futbol dahil bütün dallarda gelirlerin altında kalıyor. Bu nedenle kulüplerin, ayakta kalabilmek için ek parasal kaynağa gereksinmesi var. Büyük kulüplerin gelirleri daha yüksek, ama giderleri de ona göre… Küçük kulüplerin ise gelirleri çok düşük. Ortadaki finansman açmazı kulüplerde mali yönetimi tam bir kargaşaya itiyor. Kargaşa ortamında da her kötülük beklenebilir. Şike olaylarının üzerine gidilmeli kuşkusuz; ancak polisiye önlemlerin, |
hattâ Meclis araştırmalarının sorunu çözmeye yetmeyeceği açık. Sorun, bir sistem sorunu… Kökü derinlerde… Daha önce de yazmıştım : Türkiye’nin spor politikasının ileriye dönük olarak belirlenmesi gerekiyor. Bu konuda devlete, kulüplere, federasyonlara görev düşmekte. Ne var ki, ileriye dönük plan ve programlarla ilgilenen yok. Başta hükümet, herkes günü kurtarma peşinde. Programın uygulanması için gerekli parasal kaynak bulunabilir. Örneğin, bütçede Enerji, Kültür, Ulaştırma, İçişleri Bakanlıklarını geride bırakan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın payının bir bölümü spor ve kültüre, yani öbür dünyanın işlerinden bu dünyanın işlerine aktarılır, olur biter.
Birkaç söz de, gözde kulüplerin son günlerdeki durumları için ekleyelim. Fenerbahçe hep aynı… Futbolda büyük transferlere karşın yine bir takım oluşturamadı. Bu olgu yalnızca futbol takımına özgü değil. Yönetim, üye, sporcu, yandaş nedense bir türlü, ortak bir düzlükte buluşamıyor. İçerde lider, dışarıda başarısız. Fenerbahçelilerin iddiaları her zaman, yaptıklarının ilerisinde… Beşiktaş yüzüncü yılını görkemli bir şekilde kutladı… Stadını yeniledi… Futbolda sezonun ilk maçlarındaki bir dizi başarısızlıktan sonra takım düzeni yerine oturmuş gibi görünüyor. Önceleri geri gönderilme noktasına gelen antrenör Del Bosque deneyimlerini sahaya aktarmaya başladı. Beşiktaş gecikmeli de olsa toparlanma yolunda. Son iki haftada Galatasaray’ın futbolunda ciddi bir düşüş görülüyor. Galatasaray’ı ligin zirvesine taşıyan başarıların ardından gelen Diyarbakır yenilgisi tam bir şok oldu. Düşüşe ilişkin nedenlerin başında futbolcuların oruç tutmaları olgusu gösteriliyor. Eğer böyleyse, Galatasaray tarihi ileride şunu yazacak : “Yüzüncü yılında, 2005’te, yani 21. yüzyılın beşinci yılında futbolcularının oruç inadı yüzünden şampiyonluk şansını kaçırdı.” |

