| Olaylar-Yorumlar.. (Gecekondu ve Çevre Konuları Ceza Yasasında – Kuleli, Burçlu Okullar) |
Kaynak :
01.11.2004 -
Yapı Dergisi - 276
|
Yazdır
|
|
Gecekondu ve Çevre konuları nihayet yeni Türk Ceza Yasası’na girdi. AB uyum yasaları arasında bulunan ve son anda iktidarın zinayı cezalandırma konusundaki anlaşılmaz ısrarı nedeniyle üzerinde fırtınalar kopan ceza yasasına… Anımsanacağı gibi yasa, tatili yarıda kesip olağanüstü toplanan TBMM’de yalnızca iki yürürlük maddesine kadar tümüyle görüşülmüş ve son anda beklenmedik bir şekilde geri çekilmiş ve Meclis yeniden tatil edilmişti. AB yetkililerinin gösterdikleri tepki, Hükümeti geri adım atmak zorunda bırakmış ve Meclis TCY için bir kez daha olağanüstü toplanmıştı. Son toplantıda kabak, Çevre Koruma ve Gecekondu önleme konularının başına patladı. Yasanın sonuna ekleniveren bir yürürlük maddesiyle, “Çevrenin kirletilmesi”ne ilişkin maddelerin “atık ve artıkları, teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, toprağa, suya veya havaya veren kişilerin” cezalandırılmasına ilişkin fıkralarının yürürlüğe girmesi yasanın yayını tarihinden itibaren iki yıl ertelendi. Böylece, çevreye karşı işlenen suçların bir bölümü iki yıl daha serbest bırakılmış oldu. Ayrıca, AKP, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın isteği üzerine TCK’ya konulan ve kaçak gecekonduların önünü kesebilmek için ağır cezalar öngören “imar kirliliği” maddesinden belediye başkanlarının baskısı üzerine dönüş yaptı. Yeniden görüşülen maddeden, AKP’nin önergesiyle “Yapı kullanma izni alınmamış binalara elektrik, su, telefon veya gaz bağlantısı yapan veya bu hizmetlerden yararlanılmasına müsaade eden kişi altı aydan iki yıla kadar hapisle cezalandırılır” biçimindeki fıkra çıkarıldı. “İmar kirliliğine neden olma” başlıklı madde yasanın yayımı tarihinde yürürlüğe girdi. Yasanın ilişkin 184. maddesine göre; Beşinci fıkra bu maddeye yine Meclis’in son oturumunda partiler arası uzlaşma dışında eklendi. Muhalefet, kamu davası açılmamasının bir çeşit gizli imar affı olduğunu ileri sürerek karşı çıktı; daha sonra da CHP, af niteliği taşıyan bu maddenin ve çevre suçlarını cezalandırmayı iki yıl erteleyen yürürlük maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurdu. CHP, başvurusunda af niteliğindeki maddenin kabulünde af yasaları için gereken beşte üç çoğunluğun aranmamış olduğunu ileri sürdü. Çevrenin kasten kirletilmesi suçlarını hürriyeti bağlayıcı ceza ile yaptırıma bağlayan hükümlerin yürürlüğünün iki yıl sonraya ertelenmesinin ise, anayasanın “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir” diyen 56. maddesine aykırı olduğuna dikkat çekti. Başvuruda ayrıca, bu düzenlemenin uluslararası sözleşme ve anlaşmalara da aykırı olduğu belirtildi. Kaçak yapım konusu böylece, “İmar kirliliğine neden olma” başlığı altında, ilk kez ceza yasasına açık seçik girmiş oluyor. Yasanın, çevreye karşı suçlara ilişkin maddeleri de şöyle: Madde 181: (Çevrenin kasten kirletilmesi) Madde 182: (Çevrenin taksirle kirletilmesi) Madde 183: Gürültü konusunun da çevrenin korunması kapsamında yasaya girmesi olumlu… Bu maddede, “… başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olan kişi…” anlatımındaki açık Türkçe bozukluğu yasayı hazırlayanların dikkatinden kaçmış olmalı. Olumlu bir anlam taşıyan “elverişli şekilde” yerine, örneğin, “yol açacak şekilde” denebilirdi (Bunu da yasa koyucunun Türkçeye karşı işlediği bir suç olarak görebiliriz). |
Konumuzla ilgili iki madde daha var: “Hakkı olmayan yere tecavüz” ve “İnşaat veya yıkımla ilgili emniyet kurallarına uymama” maddeleri. Bu maddeler şöyle:
Madde 154 (Fıkra: 1): Madde 176: Gecekondu ve kaçak yapım konuları bir süreden beri Başbakan’ın söylemlerinde sıkça yer alıyor. Son zamanlarda başta İstanbul olmak üzere pek çok kentte yaşanan yağmur ve sel felaketlerinin ardından Başbakan, belediye başkanlarına sesleniyordu: “Kaçak yapıları acımaksızın yıkın. Asla bağışlayamayız, asla buna göz yumamayız.” Bu haberi veren Cumhuriyet gazetesi (20.08.2004) şunları ekliyordu: “Tayyip Erdoğan, RP’nin İstanbul İl Başkanlığı’nı yürüttüğü 1986 yılında Sultanbeyli Şalgamlı bölgesindeki ormanlık araziye kaçak villa yaptırdığı için yargılandı. 1990 yılında aldığı 10 aylık hapis cezası para cezasına dönüştürüldüğü için Erdoğan hapis yatmadı. Cezasının adli sicildeki kaydı da 1998 yılında silindi.” İlginç bir durum. Başbakan, topluma ve devletin yapısına ilişkin söylemlerinde olduğu gibi, gecekondu ve kaçak yapılaşma konusunda da değişmiş görünüyor. Kuleli, Burçlu Okullar Haberin içeriği pek inanılır türden değildi. YAPI dergisi adına sorduk, soruşturduk… Milli Eğitim Bakanlığı’ndan bir açıklama alamadık. 3 Ekim 2004 günlü Cumhuriyet’te aynı doğrultuda yeni bir haber çıktı. ANKA’dan aktarılan haber şöyle: “Milli Eğitim Bakanlığı Yatırımlar ve Tesisler Dairesi Başkanı Prof. Dr. Biz yine Bakanlık genelgesinin peşine düştük, ancak genelgeye ya da kararın metnine bir türlü ulaşamadık. Gazete haberleri örtüşüyor. Ne yazık ki, doğru gibi görünüyor. Ülkenin eğitiminden sorumlu bakanlık, bu kararıyla, mimarlıktan sanattan, hattâ milli kimlikten hiç anlamadığını ortaya koymuş oluyor ve, “bu kadar cahillik ancak tahsil ile mümkündür” deyişini en üst düzeyde doğruluyor. Milli kimlik adına mimaride bu kadar geriye gidince yaşam ve eğitim tarzında da benzer ilkeleri benimsemek gerekmez mi? Bence, genelge şöyle genişletilebilirdi ve inanıyorum ki, Bakanlığın genelgesinden daha az mantıklı olmazdı: “Okullar kuleli burçlu olmalı, ancak kule ve burçların Yedikule’ye ya da Bizans surlarına benzememesine dikkat edilmeli. Yani bunlar Bizans tarzı olmamalı, Osmanlı-Selçuk tarzı olmalı. Bilmem kim efendimizin dediği gibi zaten, mimarlıkta ve sanatta aslolan kopyadır; ancak, yabancıyı değil, kendi ürünlerimizi, bizden olanı kopya edelim. Burçlar, kuleler askeri mimarlık öğeleri olduğuna göre bunlara yeniçeriler yakışır. Yeniçerilik işini öğrenciler nöbetleşe üstlenebilirler ya da oralara yağmur ve kara dayanıklı yeniçeri mankenleri yerleştirilebilir. Bayram günleri burçlara bayrak dikilecektir. Öğrencilere çok kızan öğretmenler öğrencilerin üzerine burçlardan kızgın yağ ya da -teminine bağlı olarak, isterlerse- yağlıboya dökebilirler. Erkek öğrenciler okula cüz kesesi ve takke ile gelmeli, kızlar başlarını türbanla sıkı sıkıya örtmeli ya da kara çarşaf giymeli. Kızlarla erkeklerin aynı okullarda okuyup okumayacakları konusu Bakanlığımızın ilgili dairelerince ayrıca düşünülmeli. Okulların kapısına erkek ya da kız okulu olduğunu gösterir uygun işaretler konmalı. Derslikler sıra yerine minder ve rahlelerle donatılmalı. Bahçede, ders saatleri dışında güreş tutulmalı, mevsimine göre cirit oynanmalı. Öğretmenlere gelince… Hocalar Osmanlı’ daki gibi sakal bırakmalı (Selçuk sakalı da olabilir), cüppe giymeli, kafasına sarık ya da kavuk oturtmalı (Gerektiğinde kullanılmak üzere bulundurulacak sopa konusu hocaefendinin takdirine bırakılmalı). İtfaiye yerine, öğrencilerden tulumbacı takımları kurulmalı; ancak derslerin sükûnetini bozmamaları için nara atmalarına izin verilmemeli.” Yazdıklarım size saçma gelebilir, ancak bunların, Abdulsamet Bey’in önerilerinden daha saçma olduklarını düşünmüyorum. Genelge bu tür saçmalıklarla daha da uzatılabilir, ama daha fazla saçmalığa katlanamayacağınızı biliyorum. Yazıyı, anlayabilenin anlaması için Bruno Taut’un sözleriyle noktalayalım: “Her milli mimari fenadır, fakat her iyi mimari millidir” (1). 1. Bruno Taut; “Mimari Bilgisi”, Güzel Sanatlar Akademisi Yayını, 1938. |

