| Şike ve Teşvik Primi |
Kaynak :
24.03.2005 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Son günlerde futbolumuz şike ve teşvik primi söylentileriyle çalkalanıyor. Federasyonun soruşturmaları sonuç vermedi. TBMM araştırması sürüyor. “Alan razı veren razı” ve “alan suçlu, veren suçlu” olduğu için şikenin de teşvik priminin de kanıtlanması kolay değildir. Hani bir ara dillerde olan bir deyiş vardı : “Rüşvetin belgesi mi olur ?” Bu da onun gibi bir şey. Bu nedenle Meclis araştırması sonucunda da bir şey çıkacağını sanmıyorum. Son teşvik primi olayını ortaya atan futbolcu bin pişman. Spor adamları ve kimi sporcular konunun varlığından genelde söz etmekten kaçınmasalar da ayrıntılara girmiyorlar. Örneğin, yurtdışında çalışan bir antrenör, “Ben, Mustafa Denizli ve Fatih Terim yabancı hayranlığı, şike ve kokuşmuşluk yüzünden Türkiye’de görev almadık” diyor. Bir futbolcu ise : “Kesinlikle şike var. Hatır şikesi bana da teklif edildi” diye yakınıyor. Türkiye’de şike de var, teşvik de… Herkes biliyor, ama kanıtlanamıyor. Şikenin ne olduğunu herkes bilir sanıyorum, ama teşvik priminin ne olduğu çokça soruluyor. Teşvik primi, bir takıma karşılaştığı takımı yenmesi için bir başka kulüpçe ödenen primdir. Şimdi pek çok kişi, “bunun neresi kötü ? Bir takımın daha iyi oynaması için verilen primde nasıl bir kötülük olabilir ?” diye sorabilir. Teşvik primi parasal dopingdir : ilaç yerine para… Masum sayılamaz. Söz konusu olan, şampiyonluk yarışı ya da ligde kalma ya da düşme savaşımıdır. Ortada para söz konusu olunca, paranın artırılması amacıyla başka pazarlıklar gündeme gelebilir, başka anlaşmalarla iş şikeye kadar varabilir. Her iki durumda da, yani şikede de teşvik priminde de, parayı verenin öne geçmesiyle ligin kaderi değişir. Sormak gerekiyor : Paranın egemen güç olduğu yerde spor ahlâkı kalır mı ? Son zamanlarda, ortada teşvik primi esintisinin olmadığı durumlarda bile, |
bu tür baskılar ve söylentiler nedeniyle Anadolu takımları büyük takımlara karşı iyi oynamaktan korkar oldular. Maçtan sonra neredeyse suçlanıyorlar : “Oyuna neden bu denli asıldınız ? Yoksa teşvik primi mi aldınız ?”
Görüldüğü gibi şike de teşvik primi de spor ahlâkına sığmıyor ve sonuçta ikisi de aynı yere çıkıyor. Kısaca, “şike neyse teşvik primi de odur” denebilir. Ortada dönen kara paradır, kayıtdışıdır. Kirli anlaşmalar genelde kulüplerin dışında döner. Ortadaki kişiler çoğu kez kulüplerin yöneticileri de değildir. Bu nedenle de parayı kimin verdiği, kimin aldığı kolay saptanamaz. Kulüplerin birçoğunda var olan parasal sıkıntılar ve sporculara olan borçlar da şike – teşvik primi türünden alışverişleri kolaylaştırır. Son günlerin bir başka tartışması da maliyenin kulüplerin hesaplarını incelemek istemesi. Haklı olarak, “bu konu niçin tartışılıyor, bundan daha doğal ne olabilir ki ?” diyebilirsiniz. Ama bakın, bütün kulüpler incelenmeye karşı çıkıyor. Kulüpler Birliği adına İlhan Cavcav, kulüplerin anahtarlarını Maliye’ye teslim etmekten dem vuruyor. Evet, kayıtdışılık ülkede her alanda, ticarette, sanayide olduğu gibi sporda da sürüp gidiyor. Kulüpler, en büyük parasal anlaşmaları sporcular ve antrenörlerle yapıyorlar. Pazarlık ve anlaşma net ücret üzerinden yapıldığı için vergi yükü kulüplerin sırtına kalıyor. Kulüpler büyük parasal sıkıntı içinde olduklarından, vergiden kaçınmak üzere çoğu kez anlaşma rakamlarını kâğıt üzerinde düşük gösteriyorlar; aksi halde vergiyi ödemekte zorlanıyorlar. İstisnalar varsa da genelde durum budur. Kulüpler güçsüz. Spor kulüplerinin geliri, tümüyle gösteriye dönüşmüş spor canavarını beslemekte çaresiz kalıyor. Sonuçta çaresizlik, sistemi yozlaştırıyor. |

