| Son Derbi Üzerine |
Kaynak :
10.03.1999 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Galatasaray – Fenerbahçe derbi maçı sarı-kırmızılıların başarısıyla sonuçlandı. Oyuna ilişkin konulara değinmek istemiyorum. Hafta başından beri bu konuda söylenebileceklerin tümü zaten söylendi. Burada biraz, bu maça ilişkin değişik ayrıntılara değinelim. Önce şu “derbi” sözünden başlayalım. “Derbi”, iki komşu takımın spor karşılaşmasına denir. Galatasaray ve Fenerbahçe arasındaki maç takımların komşuluk özellikleriyle bir derbidir; yoksa, bizde yanlış tanımlandığı gibi, onların büyüklükleri nedeniyle değil. Örneğin, bu takımların İstanbulspor’la olan maçları da derbidir, ama Trabzonspor’la maçları derbi değildir. Son zamanlarda sporda rekabet, kavga boyutuna geldi. Yalnızca bu iki kulübün maçlarında değil, birçok maçta taraftarlar sopa, döner bıçağı türünden aletler kuşanmaya başladılar. Zaman zaman da olaylar, sporcuların otobüslerinin taşlanmasına kadar vardırılıyor. Maçlardan sonra bazen silah sesleri kutlama çığlıklarına karışıyor. Olan bitenin sporla bağdaşmadığını yinelemeye gerek yok.. Bunu herkes biliyor. Biliyor da niçin böyle oluyor ? Herhalde bunun köklerini spordan çok, ekonomik ve toplumsal yapıda ve eğitim eksikliğinde aramak gerekir. Son Galatasaray – Fenerbahçe maçında bu tür olaylara karşı polis önlem almıştı. Alınan önlemler öylesine abartılıydı ki, stat otoparkına bir türlü ulaşamadık. Mecidiyeköy’deki açık otopark girişi polis engelleriyle kapatılmıştı. Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü tarafındaki, stada giden yol da, enine konmuş bir polis otosuyla tıkanmıştı. Çaresizlik içinde arabamızı park edebileceğimiz bir yer buluncaya kadar canımız çıktı. Polisin bu konudaki çözümü, kolay yönetmek için çareyi okulları kapatmakta bulan eğitim bakanının öyküsünü andırıyordu. Stada girdiğimizde eski açık tribünün yarısının boş bırakıldığını gördük. İşletmecilik ve hizmet anlayışıyla bağdaşmayan bu düzenleme acaba güvenlik adına mı yapılmıştı ? Tribünün öteki yarısında Fenerbahçeli |
seyirciler vardı, ama o bölümdeki koltuklar da nedense sökülüp parçalanarak tribünün önüne, sahaya atılmıştı. Öfkenin nedenini anlayamadım, ama bu hasarı Fenerbahçe’nin ödeyeceği kuşkusuz. Bilinçsiz taraftar, kendi kulübüne de zarar veriyor. Boş tribüne karşılık, VİP ve numaralı kart tribününde bile bütün merdivenler doluydu. Merdivenleri tıkabasa dolduranlar biletsiz olarak nasıl girmişlerdi ? En azından, bir panik durumuna karşı merdivenlerin boş bırakılması gerekmez mi ?
Galatasaray – Fenerbahçe maçlarının öteden beri büyük bir rekabet ve gerilim içinde geçtiği bilinir. Bu iki kulüp kuşkusuz, Türkiye’nin en büyük iki kulübüdür. Kıyasıya rekabet, biraz da zirvenin paylaşılması çekişmesine dayanıyor. Her iki tarafta da abartılı kimi kabuller var. Bu, “zarar yok, şampiyon olmayalım, ama rakibimizi yenelim” e kadar dayanıyor. Yeni gelen futbolcuların kulaklarına fısıldanıyor : “Fener”i yenmeden Galatasaraylı olunmaz”.. Tabiî Fenerbahçe’de de tam tersi : “Galatasaray’ı yenmeden Fenerli olunmaz”. Feldkamp’lı dönemde bir Fenerbahçe maçı öncesiydi. Antrenörün yönetim kuruluna bir başvurusu oldu : “Oyunculara galibiyet primi olarak 500 milyon lira (o zamanlar önemli bir paraydı) tahsis ederseniz, Fener’i sahadan sileriz”. Ödenek ayrıldı, ama maç kaybedildi. Çiçeği burnunda yabancı antrenör bu işin parayla çözülebileceğini sanmıştı. Olmadığını gördü. Doğru çözümü son maçta Fatih Terim ve oyuncuları gözler önüne serdiler. Maçlardan sonra sporculara, yöneticilere TV mikrofonları uzatılıyor. Bu kez Galatasaraylı yöneticilerden birinin söyledikleri çok dikkat çekiciydi : “Şaibesiz, tertemiz bir galibiyet aldık”. Böyle bir yorum nereden çıkmıştı ? Galatasaray’ın önceki maçlarında böyle bir gölge mi vardı, ya da ligin öteki maçları mı şaibeliydi ? Anlayamadık. Yöneticiler uzatılan her mikrofona birşeyler söylemek zorunda mıdır ? e-posta : hasmim7@ibm.net faks : (212) 211 34 20 |

