Süren’in Dört Yılı Kaynak : 24.02.2000 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Galatasaray’da Faruk Süren yönetimi ikinci dönemin, yani dördüncü yılın sonuna geldi. Göreve başladığında, gelirleri artırmak için iki hedefi vardı. Birincisi Ali Sami Yen Stadını yıkıp yeniden yapmak, ikincisi ise Kulüp bünyesinde bir şirket kurup işletmek.

Stat için daha proje aşamasında çok büyük paralar harcandı. Kanadalı bir mimarlık firmasına projeler yaptırıldı, başka bir firmaya (TML-Bovis) danışmanlık için ödemeler yapıldı, yıkım-yapım için tarihler belirlendi, tarihler ertelendi. Gerekli finansman bir türlü sağlanamadığı için yapıma başlanamadı.

Süren, Aralık 1998 Divan toplantısında, “Ali Sami Yen Projesinin yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Ruhsatımız Büyükşehir Belediyesi’nce imzalandı, iş paraya kaldı. Ocak 1999’da ihale açıp Mayıs’ta yeni stada başlayacağız. Kasım 2000’de stat tamamlanmış olacak” diyordu. Bu tahminlere dayalı olarak maçları Kocaeli ya da Diyarbakır’da yapma spekülasyonlarının o günlerin gündemini nasıl meşgul ettiği anımsanabilir.

Kulübe sunduğum bir raporuma Süren’in 12 Mayıs 1999 günü, yani inşaatın başlaması gereken günlerde gönderdiği yanıtta ise şu satırlar yer alıyordu : “Bildiğiniz gibi konu artık finansmanın teminine kalmıştır. Ülkemizin yer aldığı bölgedeki siyasi istikrarsızlığın getirmiş olduğu ekonomik dalgalanmalardan dolayı hangi finansman modelini tatbik etmeye çalışırsak çalışalım şu sıralar fazla elverişli bir durumda olduğu söylenemez. Bu konuyu uzmanlar da teyit ediyor.”

Oysa, Süren bu satırların yazıldığı tarihten iki buçuk yıl önce 20 Aralık 1996 günü Yeni Yüzyıl gazetesinde çıkan bir röportajında Ahmet Çakır’a, “Projenin finansmanı geniş ölçüde sağlandı” demişti. Röportaj, “100 milyon dolarlık rüya” başlığını taşıyordu.

Şu andaki gerçek durum : Finansman hâlâ bekleniyor. Stat işi böyle.. Ya hemen bitişikteki Tekel arsası ? Onun alınması işi ya da düşü ne oldu ?

Gelelim para kazanacak şirket işine..

Kulüp bir değil iki şirket kurdu, ama henüz iki şirketin de başarısı yok. Bunlar Kulübe herhangi bir kâr sağlamadılar. İlk kurulan Galatasaray Sportif A.Ş.’nin bir bölüm hisselerinin bir yabancı firmaya blok satışı, artık sayısını bile anımsayamadığım olağanüstü genel kurullara getirildi; onaylatılamadı. Birkaç defa ayrıntılarıyla yazdığım için yeniden bunlara dönmek istemiyorum. Şu anda, hisse satışı konusunu bütün boyutlarıyla incelemek üzere bir genel kurul komisyonu görevde. Ama Süren, yeni bir satış önerisini seçimlerden bir hafta önce yine bir olağanüstü genel kurula getirmekte ısrarlı.

Niçin ısrarlı ? Çünkü deniz bitti.. Kulübün futboldaki parlak görünümü başka hiçbir etkinliğinde yok. (Burada, Fatih Terim’e teşekkür borçlu olduğumuzu bir kez daha belirtelim.) Özellikle de malî durumda.. Sürekli yinelenen, “Gelirler giderleri karşılamıyor” teranesiyle dört yıl içinde hovardaca borçlanıldı. Hem de bankalara, hem de döviz bazında.. Büyük faizlerle.. 2000 ve 2001 yılları gelirlerinin büyük bölümü borçların garantisi olarak alacaklılara temlik edilmiş durumda. En ucuz kaynağın tasarruf olduğu hep unutuldu.

Şimdi Galatasaray ne yazık ki, borç-faiz-temlik sarmalında tarihinin malî bakımdan hiçbir döneminde karşılaşmadığı bir bunalım yaşıyor. Futboldaki başarılar nedeniyle her şeyin tozpembe göründüğü bir ortamda tatsız olsalar dahi doğruları dile getirmenin bir vicdan borcu olduğuna inanıyorum.

Komisyon’un, “Kulüp için yararlı değil, zararlıdır” dediği satışta Süren’in ısrarı bundan.. Acele taze kan aranıyor.!

Süren’in başkanlık için şimdilik ortada görünen rakibi de, kurmayı düşlediği yönetim kurulu için cebinden para koyabilecek iyi (!) Galatasaraylılar arayışında.

Ne günlere gelindi.. Galatasaray’da şu anda en akılcı çözüm, bir “kriz yönetimi” olabilir.