| Taksim Cumhuriyet Meydanı ve Çamlıca Camisi’nin Düşündürdükleri |
Kaynak :
01.12.2012 -
Yapı Dergisi - 373
|
Yazdır
|
|
Taksim Cumhuriyet Meydanı İstanbul’un en önemli meydanı… “Cumhuriyet”in meydanı… “Yayalaştırma” söylemiyle altı oyuluyor. Üstü düzenleniyor mu? Hayır… Meydan bariyerlerle kuşatılmış, makineler harıl harıl çalışıyor; trafik arapsaçı. 240 günlük bir çileden söz ediliyor. Oradaki esnaf ve dükkânlar perişan. Anlayış, “ben yaptım oldu” anlayışı. Ne yapıldığı konusunda kimsenin bilgisi yok. Zaten ortada ciddi bir proje de yok; ne yapılacağı tam olarak belli değil. Müteahhit çalışıyor!.. Amaç meydanın yayalaştırılmasıymış. Niçin? Nasıl? Hangi projeye göre? Projenin mimarı ya da mimarları kimdir ya da kimlerdir? Böylesine ciddi bir girişimin teknik, hattâ sanatsal sorumluları kimlerdir? YAPI Dergisi olarak, “Bilgi Edinme Yasası”na göre İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden, Taksim’de ne yapılacağına ilişkin bilgi istedik. Belediye’nin birkaç web sitesinin adresini gönderdiler. O adreslerde bazı resim ve canlandırmalar var. Hepsi de bütüncül planlama anlayışından çok uzak ve çok yetersiz. Hiçbiri “kentsel tasarım”dan, “mimarlık”tan nasibini almış değil. Trafiği kısmen düzenlemek adına hazırlanmış resimler, canlandırmalar… Her şey yine insan için değil, taşıtlar için mühendisçe tasarlanmış. Meydan sözüm ona yayalara ayrılmış ama peyzajı ve mimarisi hiç düzenlenmemiş. Meydanın bir yanında, Taksim Gezisi ve yeşil alan artık tümüyle yok edilerek oraya eski Topçu Kışlası’nın (eski Taksim Stadı da diyebiliriz) yerine kondurulacak çakma bir replikası hayal meyal görülüyor. Sözde ihya edilecek tarihi bina artık, tabii ki kışla olmayacak… Para getirsin diye bir alışveriş merkezi olacak(mış)… Malûm, “para”, çağımızın en üstün değeri…Olmazsa olmazı! Buz pisti olacağını söyleyenler de var. Görüldüğü kadarıyla çakma kışlanın işlevleri bile daha tam olarak belli değil. Antalya’da turizm amaçlı olarak Disneyland’vari çakma Kremlin vb. kimi uçukluklar yapıldı. Devlet, bu tür hafiflikleri yapamaz. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay bir gazete röportajında soruyor: “Sivilleşirken niye kışla yapıyoruz?”(1). Yanıtım, “bu sorunun muhatabı biz değiliz herhalde” şeklinde olur ancak. Aslında yalnız kışla değil, her şey belirsiz ve bulanık. Ya henüz bilinmiyor ya da İstanbul halkından -nedense- gizleniyor. Ortada tam bir kargaşa var; bir körebe oyununun içindeyiz. Bir meydan düzenlenemez mi? Tabii düzenlenir; ancak şehrin kalbi konumundaki bir meydan böyle düzenlenmez. Dünyanın pek çok ülkesinde Taksim Cumhuriyet Meydanı benzeri önemli meydanlar vardır. Bunlar hiçbir zaman, halkın görüşü ve katkısı alınmadan, “ben yaptım oldu” anlayışıyla dönüşüme uğratılmaz. Kısacası, tepeden inme olarak İstanbullulara dayatılan, ancak, çağdaş bilimsel yöntemlerle hiç bağdaşmayan bir uygulamayla karşı karşıyayız. Doğan Kuban bunu, Tarzanca Planlama olarak tanımlıyor (2). Yeni düzenlemenin sonuçta çok kötü olacağını söylemek kehanet sayılmamalı. Ülkemizde mimarlar çoğu kez, katkı koymak yerine yalnızca yapılanları eleştirmekle suçlanırlar. Taksim Cumhuriyet Meydanı konusunda İstanbul Serbest Mimarlar Derneği 16 Mart 2012 günü, eski-yeni bütün başkanlarının katılımıyla hazırlanan bir görüş yazısını ve görüşme istemini, konunun tek yetkili karar vericisi olduğu bilinen Sayın Başbakan’a iletmişti. Bu yazıya hiçbir yanıt gelmedi. Söz konusu yazıyı tarihe not düşmek adına burada sunuyorum: “Sayın Başbakanımız, Taksim Meydanı’nın ülkemizin bugün ulaştığı uygarlık düzeyine ve uluslararası saygınlığına yakışacak şekilde, çağdaş ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenmesi için başlatılan çalışmalara, İstanbul’da yaşayan Serbest Mimarların temsilcisi olarak teşekkürlerimizi sunarız. Üyelerimiz mesleki birikimleri ve duyarlılıkları ile İstanbul’daki imar çalışmalarını ilgiyle izlemektedirler. Ulaştığımız bilgilere göre; meydanla ilgili 1/1000 ölçekli imar planı tamamlanmış ve askıya çıkarılmıştır. Bu aşamada Taksim’le ilgili önceki proje yarışmalarında görev almış olan üyelerimizle birlikte,başarılı bir proje elde edilmesine katkıda bulunmak amacıyla bazı düşüncelerimizi bilgilerinize sunmamıza izin verilmesini arz ederiz. Şöyleki; 1.Geçmişte de bugün de ortaya çıkan bazı projelerin toplumun beklentilerine cevap vermekte yetersiz kalmalarının nedeni; kanımızca, nelerden şikâyet edildiği ve bunun karşılığında nasıl bir meydan elde edilmek istendiği konusundaki düşüncelerin açıklıkla belirmemesidir. Amacı net bir şekilde belli olmayan proje çalışmalarının başarıya ulaşması neredeyse olanaksızdır. Örneğin; Taksim’de nelerden şikâyet ediliyor?.. Trafiğin, Taksim’de kentteki pek çok kavşağa göre çok daha akıcı olduğu biliniyor. Londra, Paris, New York gibi önemli kentlerin meydanlarında iyi düzenlenmiş trafik, canlı bir şekilde yayalarla birlikte sorunsuz yaşamaya devam etmektedir. Bu açıdan, trafiğin meydanın altına alınması düşüncesi kanımızca, maliyeti, faydaları, zararları ve meydanın canlılığı açılarından bir kere daha irdelenmelidir. 2.Meydanın büyüklüğü, çevresi, mimari kimliği gibi konularda da amacın belki tasarımdan önce, toplumsal bir mutabakat ile tespiti, tasarımın başarısına büyük katkı sağlayacaktır. 3.Yukarıdaki konularda kararlar belirlenince meydanın tasarımı için özel koşullu bir proje yarışması açılması ve sonucun, toplumun görüşüne sunulması, deneyimlerimize göre başarının anahtarı olacaktır. Özel yarışma düşüncemiz aşağıdaki gibidir: Yarışma, yerli ve yabancı mimarlara açık olmalı; hattâ gerekirse bazı mimarlar davet edilmeli, yarışma sonucunda, başarılı görülerek finale kalan projeler yönetime sunulmalıdır. Yönetimin bu projeler üzerindeki düşünceleri önemlidir. Son aşamada, finale kalan projeler,olabilecek tavsiyelerle geliştirilebilir. Ancak, herhalde Taksim gibi, İstanbul’un en önemli simgesel alanının projeleri ihale yolu ile yaptırılmamalıdır. |
Sayın Başbakanımız, Yukarıda özetlediğimiz düşünceleri, ilgili meslek kuruluşu olarak doğrudan Size arz etmeyi görev biliyoruz. Görüşme isteğimizi kabul buyurursanız, düşüncelerimizi daha da ayrıntılı olarak arz etmek olanağını bulabileceğiz. Takdirlerinize sunarız. Saygılarımızla, Oğuz Öztuzcu, İstanbulSMD Başkanı Levent Aksüt, Eski Başkan Umut İnan, Eski Başkan Cafer Bozkurt, Eski Başkan Doğan Tekeli, Eski Başkan Doğan Hasol, Eski Başkan” Taksim Cumhuriyet Meydanı’nın acıklı durumu böyle. Gelelim başka bir konuya. Çamlıca Camisi* Çamlıca, İstanbul’un en önemli tepesi… (3) Bir süreden beri Çamlıca Tepesi’ne İstanbul’un her yerinden görülebilecek çok büyük bir cami yapılmak istendiği haberi dillerde dolaşıyordu. Bir ara Başbakan’ın, Kahramanmaraş’ta görüp beğendiği bir caminin mimarının bu işle görevlendirileceği bildirildi. Daha sonra bundan vazgeçilerek konu için bir yarışma açıldı. Ne var ki açılan yarışma yürürlükteki yönetmeliklerin hiçbirine uymuyordu yani bilinen, uygulanagelen türden bir yarışma değildi: Jüri, olması gereken formata uymuyordu, şartname tutarsızdı, yarışmacılara verilen süre yetersizdi. Mimarlar Odası’nın uyarı ve itirazlarına karşın yarışma inatla sürdürüldü. Sonuçların 10 Eylül’de ilan edileceği bildirilmişti; ancak 15 Kasım’da açıklanabildi. 62 projenin katıldığı yarışmada birinci seçilememişti, ama 2 adet ikinci vardı. Birinci seçememek jürinin zaafıdır ve kurallara aykırıdır. Sonunda, işi yürüten derneğin o iki projeden birinin yapılmasına karar verdiği bildirildi. Şartnameye göre Osmanlı Türk mimarisi üslubunu (!) yansıtacak 30 bin kişilik bir cami istenmişti. Katılan projelerden anladığımız kadarıyla tam bir kavram kargaşası ve kafa karışıklığı söz konusu. Seçilen proje geriye dönük kes-yapıştır türünden bir çalışma. Sultanahmet Camisi’nin kötü bir kopyası gibi. Yalnız ona göre bir de üstünlüğü varmış, 6 yerine 7 minaresi olacakmış(!) Sonuç medyada ve çeşitli çevrelerde tepkiyle karşılandı. Medyadan öğrendiğimize göre, Ataşehir’de yapılan benzer anlayıştaki caminin mimarı bile sonucu beğenmemiş. Uygulanması öngörülen projenin mimarlarının akla zarar ilginç açıklamaları var: Caminin yerden 72,5 m. yüksekliğe ulaşan kubbesi İstanbul’da yaşayan 72,5 milleti simgeliyormuş; 107,1 m.lik minare uzunluğu 1071 Malazgirt Zaferi’ni simgeleyecekmiş; kubbe çapı İstanbul’u simgelemek adına 34 m. olacakmış. 72,5 millet acaba hangi anlama geliyor? Malazgirt’in bu işle ne ilgisi olabilir? İstanbul, oto plakasıyla mı tanımlanır? Bütün bunlar şaka gibi! “Biri bizi işletiyor” türünden bir cümbüş. Kararları İstanbul Cami ve Eğitim Kültür Hizmet Birimleri Yaptırma Derneği veriyor. Bu derneğin kimliği nedir? İstanbul’un en önemli tepesinin nasıl yapılaşacağı konusunda hangi yetkiyle karar verebiliyor? O dernek ki, arsanın sahibi bile değil; İstanbul’un sahibi hiç değil! İstanbul’un sahibi onu yönetenler de değil. İstanbul evrensel bir değer. Yorum Gelelim yaşanan kargaşanın yorumuna… Toplumsal ve siyasal bunalım dönemlerinde yeni bir şeyler üretmek yerine, geçmişin ürettiklerinden medet umulur. Tarihteki örneklere yenileri ekleniyor ve sıkça tekrarladığım bu görüşü doğruluyor. Bugün ülkemizin genel kültürüne kırsal kültür egemen. Kırsal kesimden gelenlerin kentlileşmeleri, kentli niteliği kazanmaları kolay olmuyor. Sanat ve kültür alanında yeni ürünler vermek yerine geçmişin, özendikleri görkemli yapıtlarını kopya yoluyla tekrarlamak kolaycılığını seçiyorlar. Yalnızca mimarlıkta değil pek çok alanda, sanatın pek çok dalında bunun sıkıntılı örneklerini görüyoruz. Vaktiyle Sanayi Devrimi ile birlikte Avrupa da benzer olgularla karşılaşmıştı. Sanat ve kültür alanında eğitimli iki büyük sınıfa, kilise ve soylulara, eklenen yeni zengin burjuva sınıfı eğitilmemiş beğenilerinin etkisiyle, eski mimarlık örneklerinden medet umarak seçmeci (eklektik) çözümler arayışına girmişti. Bugün ülkemizde gecikmiş olarak yaşanan da budur. Toplumun kültürel düzeyinin çağdaş eğitimle yükselmesini bekleyeceğiz çaresiz. Çağdaş uygarlık düzeyi hedefine ulaşmak zıplayarak olmuyor. Ne var ki meslek adamlarının topluma yol göstermek ve yanlışları önlemek adına daha bilinçli davranması gerekiyor. Sorulması gereken önemli bir soru var: Kamu, geleceğe bugünden nasıl bir mimarlık mirası bırakacak? Bu, mimarların olduğu kadar ülke yöneticilerinin de sorunu olmalı. Notlar: 1.Pelin Batu röportajı, Milliyet, 20 Kasım 2012. 2.Doğan Kuban, Tarzanca Planlama, Cumhuriyet Bilim Teknoloji dergisi, 16 Kasım 2012. 3.Ünlü 7 tepe ile hiçbir ilgisi yok. *Çamlıca’ya cami konusunda düşündüklerimi daha önce de YAPI’nın Temmuz 2012/368. sayısında yazmıştım. |

