Taksim’e Kışla… Kaynak : 01.02.2012 - Yapı Dergisi - 363 | Yazdır

HTML Online Editor Sample

DOĞAN HASOL

Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı kitabını yeniden okudum. Osmanlı’nın çöküş dönemindeki perişanlığı ve Osmanlı-Arap ilişkilerini en iyi anlatan kitaplardan biridir herhalde Zeytindağı.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Filistin’de Ordu Komutanı olan Cemal Paşa’nın karargâhı Kudüs yakınındaki Zeytindağı’nın tepesindedir. Kitabın adı da oradan geliyor. O dönemi anlamak için ilgi duyan herkesin dikkatle okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ayrıca o dönemde Cemal Paşa’nın yanında yedek subay olarak görevli bulunan Falih Rıfkı Atay’ın usta yazarlığının yanısıra zekâ ışıltılarını kavramak ve güzel Türkçesiyle olağanüstü yorumlarını okumak da ayrı bir zevk.
Falih Rıfkı, dönemi ve ortamı anlatırken Cemal Paşa’nın güçlü ve zayıf yanlarını, başarılarını, başarısızlıklarını açık seçik ortaya koyuyor. Kitabın bir bölümünde de, Cemal Paşa’nın onca hayhuy içinde çeşitli uzmanlıklardan nasıl yararlandığına da değiniyor. Bunların arasında şehircilik ve mimarlık da var. İşte o bölüm (1):
“Cemal Paşa, hükümetin hemen bütün nazırlıklarının vekili gibi bir şey olduğundan, karışmadığı hiçbir iş yoktu. Onun için karargâhında kendine yardım eden yerli ve yabancı uzmanlar eksik olmamıştır: Eski eserler ve şehircilik uzmanı bile vardı. Biri Berlin Müzeleri Müdürü Profesör Veygand, öteki Roma Akademisi üyelerinden İsviçreli Profesör Çürher idi.
Almanlar harpten sonra İmparatorluğu sömürgeleştirmeyi düşündükleri için en kuvvetli kimseleri yedek subay olarak aramıza göndermişlerdi. Öyle sanıyorum ki, Anadolu ve Suriye için en iyi incelemeler bu Almanlar tarafından yapılmıştır.
Cemal Paşa’nın hüneri bu ihtisaslardan istifade etmekte idi. İhtisası onun kadar iyi kullanan ve verimleştiren devlet adamına pek az rastgeldim…”
“… Şehircilik diye bir ihtisas olduğunu ve bir planın ne demek olduğunu Çürher’den öğrenmiştik. Gene Çürher, Vedat ve Kemal Bey’lerin Türk mimarisi diye ortaya attıkları üslûp için beni uyandıran adam olmuştur. Cami kemerli bir hana veya çeşme pencereli bir eve bakarken:
Nasıl tahammül ediyorsunuz? dedi. Türkler kadar bâni (bina yapıcı) bir milletin cami mimarisi, çeşme mimarisi, türbe mimarisi olur da; ev, bahçe ve han mimarisi nasıl olmaz?

Cemal Paşa Rumelihisarı’nı tamir ettirerek deniz müzesi yapmaya karar verdiği zaman, bir komisyon toplamıştı. Komisyondaki Türklerin kararı hisarın eski külâhlarını geçirerek, ona ilk manzarasını vermekti. Çürher, isyan etti:
Hisarı tamir edeceksiniz. Uğraşacaksınız ve para sarfedeceksiniz. Eğer ondan sonra Boğaz’dan geçen bir yolcu: “Sanki tamir edilmiş ne olmuş?” derse, bu işe memur ettiğiniz mimarın en büyük şerefi bu mu olacaktır?”

Şimdi gündemde, Taksim Cumhuriyet Meydanı’nı yayalaştırmak adına yapılan bir proje var. Proje İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde onaylanmış, ilgili
koruma kurulundan da “plan tadilatı” kapsamında geçirilmiş.
Projeye göre, Cumhuriyet, Tarlabaşı, Sıraselviler, Gümüşsuyu ve Mete caddelerinde büyük yarıklar açılıyor, dalış tünelleri ile meydanın altına giriliyor.
Çağdaş şehircilik anlayışıyla hiç bağdaşmayan bir durumla karşı karşıyayız. Ayrıca yine bu projeye göre, vaktiyle ünlü şehirci Henri Prost’un 2 No.lu Park planına göre düzenlenmiş olan İnönü Gezisi yıkılarak yerine eski Topçu Kışlası yeniden yapılacakmış. Evet, Topçu Kışlası daha önce oradaydı, hattâ işlevini yitirdikten sonra avlusu bir süre futbol stadı olarak kullanılmıştı. Bence kışla, işlevini yitirmiş olsa da mimari bakımdan korunması gereken bir yapıydı. Taşkışla, Gümüşsuyu ve Maçka kışlaları gibi, kuşkusuz, bir plan disiplini içinde yeni bir işlevle o da korunabilirdi. Ne yazık ki 1939 yılında yıkıldı.
Yapılacak yeni bina hiç kuşkusuz, bir kışla olmayacak. Peki ne olacak?.. Büyük olasılıkla bol kârlı bir ticaret ve turizm kompleksi… Yani içi başka dışı başka, kışla taklidi, tarihle hiçbir bağı kalmamış Disneyland’vari bir ticaret yapısı… Sahte bir replika… Bir deyişle, “bülbül ötüşlü bir kanarya”. Bakalım turistleri, yeni yapının aslında tarihi bir kışla olduğuna nasıl inandıracağız? Kimi kandırabileceğiz? Bu değişim, rant uğruna yıllardır kemirile kemirile bir türlü bitirilemeyen tarihi İnönü Gezisi’ne indirilen en ağır darbe, kısaca, Gezi’nin sonu olacak.
Falih Rıfkı, Zeytindağı’nı 1932’de yazmış. 80 yıl sonra geldiğimiz yere ve anlayışa bakın.

Not
1.Atay, F.R.; “Zeytindağı”, Pozitif yayınları, s.84,85, Ekim 2011.