Tasarım ve Mimarlık Kaynak : 01.08.2014 - Mühendisname | Yazdır

Tasarım” sözcüğü bizde bir hayli yeni… İngilizce’deki “design” karşılığı olarak biz de önce endüstriyel nesneler için “dizayn”ı kullandık. Fransızlar da bir süre, aynı kavramı “estetik” sözcüğü ile karşılamaya çalıştılar. Yıllarca, endüstriyel tasarımın karşılığı “esthétique industrielle” idi; onlar da bugün İngilizce kaynaklı olarak “design”ı kullanıyorlar.

Sanayi çağının 20. yüzyılda getirdiği endüstriyel tasarım o tarihlerde kavram ve eylem olarak çok az bilinenler arasındaydı. Bizler onu 1960’larda “endüstri dizaynı” terimiyle anlatmaya çalışıyorduk; ülkemizde eğitimi de okulu da yoktu. Güzel Sanatlar Akademisi’nin vaktiyle çıkardığı AKADEMİ dergisinin 5. sayısına 1966 yılında yazdığım bir yazı var. Yazının başlığı “Endüstri Dizaynı ve Mimarlığımız”dı (1). O yazım, yirmi yıl sonra 1988 yılında kurulan Endüstriyel Tasarımcılar Meslek Kuruluşu’nca (ETMK), “Endüstriyel tasarıma doğrudan referans veren en eski Türkçe kaynak” olarak kabul edilmiş.

fotograf (7)

Tasarım” genel bir kavram. Kısaca, “kullanılan nesnelerin işlevsellik, sağlamlık ve estetik ölçütlerini içerir şekilde tasarlanması ve üretilmesi eylemi” olarak tanımlanabilir ve bilinçli olarak yaratılıp kullanılan her nesne ve ortamla ilişkili olduğu söylenebilir. Doğal ki kapsamı, günlük kullanım nesnelerinden, mobilyaya, otomobile, uçağa, mimarlık ve peyzajdan kentsel planlamaya kadar yayılır.

Aslında, “mimarlık”ın ilk tanımlarından beri tasarım kavramı, adı konmamış şekilde var olmuş. Örneğin en eski tanımlardan biri, ünlü Romalı mimar ve mimarlık kuramcısı Vitruvius’a ait. MÖ 1. yüzyılda yaşamış olan Vitruvius, “De Architectura” adlı kitabında başarılı bir mimarlık yapıtı için gerekli üç bileşenden söz eder: “Firmitas, Utilitas, Venustas” yani “sağlamlık, kullanışlılık, güzellik”. Buna benzer tanımlar ileriki yıllarda da söz konusu olmuştur. Örneğin Rönesans İtalyası’nda bu tanım, sağlamlıkla kullanışlılığın yer değiştirmesiyle, “Comodità, Perpetuità, Bellézza” yani “kullanışlılık, süreklilik-kalıcılık, güzellik” olarak benimsenmiştir (2). Farkındalık, daha önce de vardı: Sokrates M.Ö. 5. yüzyılda, “İnsanların işine yarayan her şey, iyi bir kullanıma sahip olduğu takdirde hem güzeldir, hem de iyidir” diyordu.

KOLAJ

İTÜ mezunu üç mimar A.Hayzuran Hasol, Doğan Hasol, Ayşe Hasol Erktin’in kurdukları HAS Mimarlık Ltd.’deki mimari tasarım çalışmalarından…

Özetlersek, tasarım işlev, sağlamlık ve estetiğin bir uyum içinde buluşarak birbirini kusursuz tamamlamasından oluşan bütünlüktür. Önemli olan, bileşenlerden hiçbirinin eksik ya da aksak olmaması ve beklenen uyumlu birlikteliği sağlamasıdır.

Tasarımın Önemi

Tasarımda, özgünlük ve yaratıcılık esastır. Türkiye, bir sanayi ülkesi olma sürecinde, özel kesimin kendisini çağdaş dünya ile bütünleştirmesiyle endüstriyel tasarımda epeyce atılım yaptı.

Tasarımın önemi artık fark edilmiş durumda. “İyi tasarım sattırır” düşüncesi artık bizde de geçerlidir. Tasarım ve yenilikçilik bir şirketin geleceğini değiştirebilir. Hattâ daha ileri giderek şunu söyleyebiliriz: Tasarım bir ülkenin geleceğini bile etkileyebilir. Bunun en iyi örneğini İtalya gösterdi. Yıllar öncesinin ekonomik bunalımlarla, bitmek tükenmez grevlerle  boğuşan ülkesi İtalya, tasarım sayesinde sorunlarının birçoğunu aştı. Helsinki’deki Yapı Merkezi’nin müdürü olan bir arkadaşım evindeki mutfağı İtalya’dan getirtmiş olmakla övünüyordu. Dünyanın en doğudaki ülkelerinden biri olan Japonya da ürün tasarımıyla kendisini uygar dünyaya kabul ettirdi; bugün Batı dünyası ülkeleri arasında sayılır konuma geldi.

Mimari Tasarım

Aslında mimari tasarım sanayi çağının çok öncesinde de vardı; tasarlama ve çizim eylemi, “proje” sözcüğüyle geçiştirilirdi.

Endüstriyel tasarım da, mimarlık da anılan işlevsel nitelikleriyle, görsel sanatlar kapsamındaki resim ve heykelden ayrılırlar. Mimarlık da endüstriyel tasarımdan, içerdiği mekân boyutuyla ayrılır. Buna ek olarak bugünün mimarlık yapıtı konusunda şunları da söyleyebiliriz: “Mimarlık yapıtı bugün; topluma yararlılık, yaratıcılık-yenilik-özgünlük, sürdürülebilirlik, çağdaş dil, kimlik, çevreye duyarlılık, estetik değer, iç-dış uyumu, doğru strüktür, işlevsellik, ekonomik olma gibi ölçütlerin yanısıra ekoloji, yapı fiziği, otomasyon gibi kimi uzmanlık katkılarını da bünyesinde bulundurmak konumundadır” (3).

Yine mimari tasarımda ve endüstriyel tasarımda bugünün moda terimi “inovasyon”la anlatımını bulan, yenilikçilik esastır: Hedefte hep, insan yaşamını daha rahat ve keyifli hale getirebilecek türden üretimler vardır. Kentsel tasarım, peyzaj tasarımı, içtasarım da mimarlık alanının bütünleyici dallarıdır. Bütün bu dallar sürekli olarak, çağa uygun yeni, özgün şeyler söylemek ve üretmek zorundadır.

Sanatta, eskinin “güzellik” kavramı bugün artık “estetik” kavramıyla anlatılıyor. Kısaca şöyle diyebiliriz: Bir yapının mimarlık eseri sayılabilmesi için, işlevsellik ve sağlamlığın yanısıra estetik değerler taşıması gerekir. Mimari, bu üçlünün iç ve dış mekândaki birlikteliğiyle ortaya çıkar ve ancak o zaman “mimarlık yapıtı” olur.

Türkiye ve Mimarlık

Türklerin, tarihte dünyaya kendilerini kabul ettirdikleri tek sanat dalı mimarlıktır. Mimarlık ürünü öteki sanat dallarının pek çoğundan farklı olarak, çeşitli kişilerin katkılarıyla yaratılır. Her zaman yinelediğim gibi, iyi mimarlık için yalnızca mimarın iyi olması yetmez; malsahibinin ya da işverenin de iyi olması, hattâ toplumun iyi eğitilmiş, beğeni düzeyini geliştirmiş olması gerekir. Mimarimizin dâhisi Sinan’ın adını çoğu kez Kanuni Süleyman’la birlikte anıyoruz. O dönemin, mimarın ufkunu ve yolunu açan tutarlı anlayışı olmasaydı Sinan, “Koca Sinan” olabilir miydi?

Bugünkü mimarlığımız üzerine gözlemler

Bugüne dönersek, Türkiye tam bir karmaşa ortamında yaşıyor. Sorunumuz mimarlıktan çok şehircilikte, kentsel tasarımda ve kentsel planlamada. Kentleşme, kentlileşme olmadan sürüp gidiyor. 20. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan yoğun içgöç gecekonduları yarattı, ardından kaçak yapılaşmayı sürükledi. Siyasetçiler, o konularda akıllı, köklü çözümler getirmek yerine, oy kaygısıyla kolaycı yolu seçtiler ve popülist kentsel politikalarla durumu idare ettiler.  Sonuçta, gecekondu ve kaçak yapı aflarıyla, toprak yağmasıyla, plansız uygulamalarla mimarlık mirasımızın da büyük ölçüde yitirilmesi pahasına çarpık kentler ürettik.

1980’lerden bu yana sürdürülen neoliberal ekonomi modeliyle o çarpıklık daha büyük boyuta taşındı. Bugün bölgesel ve kentsel planlama unutulmuş durumda. Uygulamalara plan dışılık egemen. Kent toprağını bir an önce,  olabildiğince çok ranta dönüştürmek uğruna verilen bireysel, noktasal, çoğu ayrıcalıklı özel imar durumlarıyla yoğun ve yüksek yapılaşma saldırısı var. AVM ve gökdelen furyası buradan kaynaklanıyor: Kentsel planlamanın yerini rantsal plansızlık almış durumda. Kentsel dönüşüm de aynı yolda. Bu gelişme biçimi, belediyelerin yanısıra kendilerine plan yapma yetkisi tanınan kamu kurumlarından destek buluyor ne yazık ki… Ne yeşile, ne mimari mirasa, ne kentsel dokuya, ne de kentsel kimliğe saygı var. Korunması gerekli birçok yapı da arsalarına tamah edilerek yıkılıp yok ediliyor. Neoliberal ekonomi düzeninde her şey “ekonomik gelişme” adı altında paraya odaklı. Kentsel paylaşım kargaşası ilkel şekilde sürüp gidiyor.

Doğadan sonra, yeryüzünün çehresini en çok etkileyen olgu “yapılaşma”, daha doğrusu insan eliyle üretilen çevrelerdir. Bunun, anonim olsun, mimar eliyle olsun sanata dönüşmüşü olan mimarlık, kültürün ve uygarlığın en önemli göstergelerinden biridir. Nasıl ki ülke kültürünün geliştirilmesi devletin ödevlerinden biriyse, onun en iyi göstergesi olan mimarlığın ve kentsel tasarımın geliştirilip yüceltilmesi de yine devletin ödevleri arasında olmalıdır. Kamu kesimi, en azından kendi yaptıklarıyla özel kesime de örnek olmak zorundadır.

Ne yazık ki son zamanlarda kamu kesimi, mimarlık anlayışı bakımından çağdaş gelişmelerin hayli gerisinde kalmış gibi görünüyor. Hep geriye bakıyor ve tarihteki klasik örneklerin kopyalarından medet umuyor. Örneğin Selçuklu, Osmanlı tarzı yapılar üretmeyi öneriyor. TOKİ, Selçuklu-Osmanlı tarzı apartmanlar yaptırma peşinde… Bir yandan da sözde Selçuklu-Osmanlı tarzı adalet sarayları, garip kent kapıları söz konusu. O dönemlerde apartman mı vardı, adliye sarayı mı? Böylesine bir kopyacı anlayışın mimarlıkta yeri olamaz.

Geriye bakarak, geçmişe öykünerek sanatın hiçbir dalı geliştirilemez. Bu anlayış, mimarlığımızın önündeki en büyük engellerden biridir.

Yukarıda da belirtildiği gibi, iyi mimarlık için yalnızca mimarların iyi olması yetmiyor. Toplumun, özellikle de toplumu yönlendiren kişilerin bilgi-görgü düzeyi de çok önemli. Bugünkü durumda mimarlık konusunda ülkemizde topyekûn bilinçlenme gerekiyor. Yine de haksızlık etmeyelim…Türkiye’de çok iyi mimarlık yapıtları var ama, bunlar plansızlıktan ve mimarlık bilinci eksikliğinden kaynaklanan çarpıklıklar içinde kayboluyor.

1) Hasol, D., “Endüstri Dizaynı ve Mimarlığımız”, AKADEMİ dergisi, Sayı 5, 1966.
2) Hasol, D.,  Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü, 12. Baskı, YEM Yayın, İstanbul
3) Hasol, D., “Mimarlık Sanat Değil mi?”, Batı Akdeniz Mimarlık dergisi, Sayı 48, Antalya, Ocak 2011.