| Teşekkür Borcu |
Kaynak :
16.05.2001 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Galatasaray’ın yenilerek şampiyonluktan uzaklaştığı Ankaragücü maçından sonra stattan çıkarken bir dost yanıma yaklaştı, “rüya bitti” dedi. Biten, rüya mıydı ? Bence hayır. Galatasaray’ın başarısı rüya değildi, gerçekti. Futbolda dört sezon üstüste aldığı şampiyonlukla, Türkiye kupaları, Cumhurbaşkanlığı kupalarıyla, UEFA kupası şampiyonluğuyla, şampiyonlar şampiyonu Real Madrid’i yenerek aldığı süper kupayla, son olarak yükseldiği şampiyonlar ligi çeyrek finaliyle Türkiye’nin yüzünü güldürmüş ve gönüllere taht kurmuştu. Galatasaray, Türkiye’de kolay yaşanamayan ilkleri gerçekleştirirken, toplumun umut ve esin kaynağı oldu. Şimdi başarısızlıklar karşısında herkes biraz da kendisi için üzülüp öfkeleniyor. Sevincin yerini bu nedenle keder ve öfke alıyor. Maçtan sonra futbolculara gösterilen tepki de buradan kaynaklanıyor. Yılların birikimini Fatih Terim iyi değerlendirdi. Onun ektiklerinin meyvası, futbolcuların birlik, beraberlik dayanışması ve inancıyla bugünlere kadar geldi. Ama ne var ki sporda başarı sürekli olamıyor. Bu, yalnız Türkiye’ye özgü değil, her yerde böyle. Nerede, 1955-56’da fırtına gibi esen Macaristan futbolu ? Ajax, Twente, Anderlecht nerede ? Galatasaray’da da öyle oldu. Önce Terim ayrıldı, ardından sıra teknik kadroya ve futbolculara geldi. Hakan Şükür, İnter’e gitti; Emre Belözoğlu ve Okan Buruk gizlice onu izleme yolundalar. Yönetim Kurulu onların gidişlerinden haberdar olamayışını bir türlü içine sindiremedi. Genel Kurullarda ve çeşitli toplantılarda kendilerinden, Galatasaray’ın parasal varlığı gibi söz edilen futbolcuların, daha önce bir yazımda yaptığım benzetmeyle Mösyö Seguin’in keçileri gibi birer ikişer kaçışları Yönetim Kurulu’nu çileden çıkardı. Oysa, Yönetim, önüne düştüğü kişilerin, arkasından gelmediklerini gördüğünde, onların ne yapmaları gerektiğinden önce, kendisinin ne yapması gerektiğini düşünmeliydi. |
Hakan’ın transferinden beklenen 20 milyon dolar yerine çok küçük bir paraya razı olmak zorunda kalındı. Onu izleyecek iki oyuncunun İnter’e transferinden ise büyük olasılıkla hiçbir şey gelmeyecek. Kulübün bugün paraya her zamankinden çok gereksinimi var, çünkü Süren yönetimi boyunca, Türkiye’ye özgü yöntemle sürekli borçlanıldı. Borç – faiz sarmalı tıpkı ülkeninki gibi büyüdü. Buna karşılık vaat edilen projeler gerçekleştirilemedi. Kısacası, deniz bitti. Bu yöntemin sonucunda kriz zaten kaçınılmazdı. Başarıların tükenmesinde bu krizin payı da gözardı edilmemeli.
Futbolculara gelince.. Onlar büyük başarılara imza attılar. Çok genç yaşta tattıkları başarılar onların olgunluk ve deneyim düzeyini aşınca başlarını döndürdü. Doyuma ulaştılar, şımardılar, kendilerini büyük (doğal ki başkalarını küçük) görmeye başladılar.. Zamanla bu hastalık geçer ve düzelirler. Bu ülkede bakanların gösteremediği olgunluğu onlardan bekleyemeyiz. Onlarınkine yaklaşan herhangi bir başarıya bugüne değin Türkiye’de hiçbir takım ulaşamadı. Onları hırpalamak yerine, sevgimiz ve hoşgörümüz kendileriyle olmalı.. Yergiyi değil, övgüyü fazlasıyla hak ettiler. Türkiye’ye yaşattıkları coşkuları ve gururu unutmamalıyız. Sahada Namaz Kılınır mı ? Aklıma, eski bir öykü geldi. Nasreddin Hoca’ya sormuşlar : “Apteshanede sakız çiğnemek caiz midir ?” Hoca’nın yanıtı, “Caiz olmasına caizdir, ama çıkarken ağzının oynadığını görenler sakız çiğnediğini bilmezler, kaka yediğini sanırlar.” İşte namaz olayı da böyle.. Kılınmasına kılınır ama her şeyin bir yeri ve zamanı var. |

