| Tevfik Fikret ve Galatasaray |
Kaynak :
25.08.2005 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
19 Ağustos 2005, ünlü şair Tevfik Fikret’in 90. ölüm yıldönümüydü. Kendisini, “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim” diye tanımlayan Fikret her şeyden önce, Türk aydınlanmasının şairi olarak bilinir; İlhan Selçuk’un deyişiyle de, “insan şairi”…
Fikret, 1867 – 1915 arasında yaşamış, 48 yıllık ömre, koskoca bir aydınlık savaşımını sığdırmıştı. 1888’de birincilikle bitirdiği Galatasaray Lisesi’ne 1908 yılı sonuna doğru, Padişah 2. Abdülhamid’in onayıyla müdür olmuş, 9 Nisan 1910’a değin sürdürdüğü bu görevin yanısıra Galatasaray Spor Kulübü’nün Hami (koruyucu) Başkanlığını da üstlenmişti. Resmen 1905’te kurulan kulübün futbol takımı da ilk kez 1908’de şampiyon olmuştu. Fikret’in Şampiyon takımla çektirdiği resim Galatasaray Müzesi’ndedir.
Dönem, düşünenleri soluksuz bırakan amansız bir baskı ve çalkantı dönemidir. Buna karşılık Fikret’in yönetiminde okul huzurludur. Okulda baskı, ceza yoktur; öğrenci özgürdür. Fikret, Galatasaray Lisesi’ni şöyle tanımlar : “Garp iştiyak-ı fikre açık bir ufuk… Ve sen Şarkın bu ufka açılan penceresi”.
1907’de geçirdiği büyük bir yangının ardından yeniden yapılmakta olan okulda Fikret, laboratuvarlar, fizik anfisi, kütüphane, eczane, revir yaptırır; bir de bugün kendi adıyla anılan konferans salonunu… 31 Mart gerici ayaklanması bu döneme rastlar. Okul gericilerin hedeflerinden biridir. Olası bir saldırıya karşı Fikret okulun kapısına dikilir : “Beni çiğnemeden içeri giremezler”.
31 Mart olayı savuşturulmuştur, ancak gerici baskılar ve engellemeler bitmez. Yeni Maarif Nazırı okulun ödeneklerini kısar, kimi öğretmenlerin cezalandırılmasını ister. Kendisini destekleyen öğrenci eylemlerine karşın Fikret ilkelerinden ödün vermez, “Oğulu anadan ayıran |
eller kahrolsun” diyerek istifa eder ve Robert Kolej’deki eski öğretmenlik görevine döner.
Galatasaray’ın düşünsel yapısında Fikret’in harcı vardır. Çağının çok ilerisindeki Fikret’in izleri Lisede, spor kulübünde, bütün Galatasaray topluluğunda etkisi azalmaksızın sürüp gider. Bugün bile Lise müdürü, onun, olduğu gibi korunan odasında çalışır, okulu oradan yönetir.
Atatürk, 1924’te Ankara’da Muallimler Birliği Kongresinde öğretmenlere Fikret’in sözleriyle seslenir : “Öğretmenler ! Cumhuriyet sizden “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmenizi ister.” Zaten, “ben inkılap ruhunu ondan aldım” derken de Fikret’’e duyduğu hayranlığı dile getirir. Aşiyan ziyaretleri de bu nedenledir.
19 Ağustos günü, Fikret’in müze-evi Aşiyan’daydık. Galatasaraylılar Derneği ile Yazarlar Sendikası konserli, şiirli canlı bir anma töreni düzenlenmişti. Ayrıca, yepyeni iki kitap ellerdeydi: Orhan Karaveli’nin “Tevfik Fikret ve Haluk Gerçeği” ile Galatasaraylılar Derneği Yayını “Çizgiler ve Renkler Arasında Tevfik Fikret.” Birinci kitap Fikret’in insan ve şair yönlerini ağırlıklı olarak ortaya koyuyor; ikinci kitap ise daha az bilinen ressam yönünü.
Tevfik Fikret, o tarihlerde, “Şeytan da biz, cin de; ne şeytan, ne melek var. Dünya dönecek cennete insanla, inandım.” diyecek kadar çağının ilerisindeydi. Şimdi dünyanın geldiği noktaya bakın ki, ondan yaklaşık yüz yıl sonra din sömürüsü hâlâ sürüyor. Bizdekiler olağan hale geldi. Ya, Avrupa’nın göbeğinde bir papanın bir milyon saf insanı bir meydanda toplayıp, ortaçağın endüljans fermanıyla günahlardan arındırma gösterisi yapmasına ne demeli ?
Bugün Türkiye’nin, Fikret’i daha iyi anlaması gerekiyor. |

