Yok Sayılan Cumhuriyet Dönemi Kaynak : 18.08.2005 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Uluslararası Üniversite Oyunları “Universiade”ın açılış töreninde Cumhuriyet dönemi dışlandı. Olimpiyat meşalesinin yakılmasının ardından, “Güneşin Doğduğu Yer: Anadolu” ana temasının işlendiği yaklaşık bir saatlik gösteride çok şey vardı, Türkiye Cumhuriyeti yoktu. Serdar Kızık’ın yazdığı gibi, “.. Urartular var, Lidya var, Roma, Bizans, Kibele, Troya, Kommagene Krallığı, Nemrut var, Göktürkler, Uygurlar, Altınordulular var ,Osmanlı tahtı ve haremine kadar bol bol var, Hezarfen Ahmet Çelebi, Piri Reis, Topkapı Sarayı var, Kırkpınar bile unutulmamış. Mehteran takımı, Ege, Karadeniz, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerimizin halk oyunları var. Ve finalde Mevlana…

Var da var…

Ama tek bir şey yok.

Anadolu topraklarında doğmuş en büyük güneş yok.”

Cumhuriyet unutulmuş muydu? Hayır… İcra Komitesi Başkanı Taha Aksoy, bir soru üzerine, “milliyetçi öğeler taşıdığı” gerekçesiyle Atatürk’ü koymadıklarını söylemiş. Gösterileri düzenleyen sanat yönetmeninin eleştiriler karşısındaki yorumu da ilginç: “ Biz bunu dünyaya Türkiye’yi anlatan bir şov olarak seçtik. Cumhuriyet döneminin anlatılmamasına ilişkin eleştiriler olabilir. Şovda barışın öne çıktığı bir organizasyonda savaş unsurlarını kullanmak istemedik.”

İcra Komitesi başkanı da Sanat Yönetmeni de çok haklılar (!) doğrusu. Öyle ya Truva Savaşı da Mehtar Takımı da, Piri Reis de barışın simgesidir, buna karşılık 80 küsur yıllık Cumhuriyet dönemi, cumhuriyetin sağladığı kazanımlar, çağdaş Türkiye ise savaşın! “ Yurtta sulh, cihanda sulh “ diyen Atatürk barışın mı, savaşın mı simgesidir?

Bu tutum bir rastlantı değil. Aynı davranış, UIA 2005 İstanbul Dünya Mimarlık Kongresi sırasında da sergilenmedi mi? İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hazırlayıp, kayıt

sırasında binlerce delegenin çantasına koydurduğu “Istanbul City Guide” (İstanbul Kent Rehberi) adlı kitap da aynı zihniyetin ürünüydü. Rehberin özü şuydu: İstanbul Bizans ve Osmanlı Dönemlerinde imar, Cumhuriyet Döneminde ihmal edilmiş. Kitap Osmanlı’yı yüceltirken Cumhuriyet’i küçültüyor.

Rehbere göre, Cumhuriyet’in ilanı İstanbul’un tarihsel statüsünü ve prestijini zayıflatmış. İstanbul dinsel açıdan İslam Dünyasının halifelik merkezi unvanını, dergâhların kapatılmasıyla da zengin mistik tarihini yitirmiş. Kimi imparatorluk binalarının adlarının ve işlevlerinin değiştirilmesi, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesi kararlarının da eleştirildiği rehberde, Cumhuriyet döneminde, özellikle de tek parti döneminde İstanbul için olumlu hiçbir şey yapılmadığı ileri sürülüyor, buna karşılık Adnan Menderes döneminde yapılanlar övülüyor. Bizans İmparatorları ile Osmanlı padişahlarının tam listesi ve padişah resimleri verilirken, Atatürk adı yalnızca iki yerde geçiyor: Atatürk Müzesi ve Atatürk Kitaplığı’nda…

Ortaya çıkan skandal sonrasında, başta, İstanbul Belediye Başkanı Topbaş olmak üzere, Belediye yetkilileri ve rehberin editörleri dahil hiç kimse sorumluluğu üstlenmedi. Sanki rehber kendi kendine hazırlanmış ve Mayıs 2005’te basılarak delegelerin çantalarına girivermişti.

O günden bu yana, sorumlular hâlâ ortada yok. Saptanmaları için herhangi bir çaba olduğunu da sanmıyorum. Oysa rehber düpedüz Belediyenin rehberi… “Benim dönemimde hazırlanmadı, daha önce hazırlanmış” demek hiçbir şeyi düzeltmiyor. Belediye’nin kurum olarak, en azından bir özür borcu olmalı.

İzmir’deki törende Cumhuriyet dönemi yok sayıldı; İstanbul’da, Cumhuriyet dönemine dil uzatan rehber binlerce kişiye dağıtıldı… Sözün özü: Bugün ülke yönetimine egemen politik çevreler, ülkeyi kurtarıp Cumhuriyet’i kuran Atatürk’ten de, çağdaş cumhuriyetten de hoşlanmıyorlar ve bunu, uluslararası platformlarda dolaylı yoldan ortaya koyuyorlar.