| Transfer Pazarı |
Kaynak :
24.07.2003 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Yine hızlı bir transfer dönemi yaşadık. Transfer ortamı öteden beri bir sporcu pazarını andırır. Alınanlar… Satılanlar… Ödenen bedeller… Bu iş her zaman barış ve sakinlik içinde olmuyor; zaman zaman kulüpler arasında gerginliklere yol açabiliyor. Bu kez de Fenerbahçe ve Galatasaray arasında böyle bir gerginlik yaşandı. Fener’in pazarlık halinde olduğu bir yabancı futbolcuya Galatasaray’ın da talip olması ya da öyle bir izlenim, bir gerilime neden oldu. Fenerbahçeli bir yönetici, “Fair play yalnızca, yenilgiden sonra rakip takımı alkışlamak değildir” deyiverdi. Bu tür çatışmalar eskiden daha çok görülürdü. Transfer düzeni kurulamamış olduğu için uygulanan kurallar zorlanmaya çok açıktı. Her transfer döneminde tatsız olaylar yaşanırdı. Sporcu kaçırmalar… Zorla attırılan imzalar… Gerektiğinde (!) mafya yöntemleri türünden zorbalıklar… Bu söylediklerimin örnekleri çoktur. Bu tür olaylar günlerce gazete sayfalarını kaplar, hattâ kulüpler arasında düşmanlık yaratacak boyutlarda gerilimlere yol açardı. Bugün kimi kulüp yandaşları arasındaki spora sığmayan çekişmelerin kökeninde sahadaki yarışmadan çok, bu tür olayların etkisi vardır. Örnek olarak Cemil Turan ve Hasan Vezir transferlerini anımsatabiliriz. Transfer işlemleri, ilgili uluslararası spor örgütlerinin zamanla koydukları kurallarla giderek düzene girdi. Belirttiğim gibi, önceleri transferde para kadar, kaba kuvvet egemendi. Daha sonra iş pazarlığa döndü. Buna göre pazarlık, transfer edecek kulüple karşı kulüp ve onun sporcusu arasında oluyordu. Hattâ eski kulübe ödenecek lisans bedelinin bir hesaplanma şekli bile vardı. Tanju Çolak’ın Fenerbahçe’ye transferi bu sistem içinde olmuştu. Tek kulübün istekli olması durumunda çözüm daha kolaydı. Birden çok kulübün aynı oyuncuyu istemesi durumunda |
ise hızlı bir pazarlık başlıyordu. Polonyalı ünlü futbolcu Kosecki’nin transferinde yaşananlar da, bunun örneğidir.
1990’ların başında Galatasaray Kosecki’yi kadrosuna katma düşüncesindeydi. Oyuncuyla ve kulübüyle ilişki kurulmuştu. Galatasaray yöneticileri transferi gerçekleştirmek üzere Varşova’ya gittiklerinde kimi Fenerbahçeli yöneticilerin de oraya geldiklerini hayretle görmüşlerdi. Onların da Kosecki’ye talip oldukları anlaşılıyordu, ancak bu isteğin ne denli içten olduğu bilinmiyordu. Amaç, Kosecki’yi almak mı, yoksa pazarı yükselterek Galatasaray’ın işini güçleştirmek miydi ? İşte, hızlı pazarlık böyle başladı ve aynı tempoda git gellerle birkaç gün sürdü. İki otel, iki ayrı karargâh… Oyuncu ile Polonyalı yöneticiler iki otel arasında keyifle mekik dokuyorlar ve böylece süren pazarlıkla her gidip gelmede bedel artıyordu. Sonuçta artırmanın galibi Galatasaray olmuştu, ama ödemesi gerekenin çok üstünde bir bedeli ödemeye katlanarak. Uluslararası yeni kurallarla bu işler daha düzenli hale geldi bugün, sözleşme süresi biten oyuncu serbest kalır; kendi lisansının sahibidir. Böylece, anlaşmanın tarafları ikiye inmiş oldu ve sistem kolaylaştı. Sözleşme bitmişse eski kulübe söz düşmüyor artık. Emre Belözoğlu ve Okan Buruk da, kulüp yöneticileri kural değişikliğini fark edinceye kadar, İtalya’ya bu yoldan gidiverdiler. Yeni sistem çağdaş bir tutumla, insan pazarını ortadan kaldırdı. Sporcular artık alınıp satılan, kaçırılan, imza atmaya zorlanan tutsaklar değil. Kendi özgür kararlarıyla, anlaştıkları kulübe gidebiliyorlar. Görülüyor ki önemli olan, her alanda olduğu gibi burada da sistemin doğru kurulup doğru işletilmesi. Rekabetse her zaman var, iyi ya da kötü… |

