Türkiye’nin Gelişmişlik Derecesi Kaynak : 09.06.2014 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Yine tuhaf ve zor bir dönemden geçiyoruz. Bir yanda ağır iç ve dış siyasal sorunlar var; öte yanda anormal kentleşme, kentsel dönüşüm çabaları, kentlerin tıkanması, yapılan yanlışların felakete dönüşmesi türünden sorunlar… Kısacası tam bir kargaşa ve çalkantı dönemi.

İçte, ülkeyi yoran kısır çekişmeler ve ciddi sorunlar var: terör, geciken adalet, insan hakları, düşünce ve ifade özgürlüğü eksikliği, çarpık demokrasi, gelir adaletsizliği, rüşvet ve yolsuzluklar gibi… Ve bu kargaşalı ortamda ardı ardına seçimler… Dışta ise ‘komşu ülkelerle sıfır sorun’ politikası derken dost komşumuz kalmadı. ABD’nin bizi de sözde ortak ettiği Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) iflas etmiş durumda. Arap Baharları şeklinde sunulan müdahaleler Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki Arap ülkelerine kargaşa, kan ve gözyaşı getirdi; mezhepsel ve etnik çatışmalarla barışı, huzuru tümüyle yok etti.

Ülkemiz ekonomisinin, ulusal gelir boyutuyla dünyanın 17’nci büyük ekonomisi konumunda olduğunu biliyoruz; zaten bu nedenle G20’ler arasındayız. Bir yandan da, hükümetin 2023 yılı hedefinde, Türkiye’yi dünyanın 10’uncu büyük ekonomisi haline getirmenin bulunduğu sürekli olarak tekrarlanıyor. Ekonomik büyüklük kuşkusuz önemli ama herşey demek değil.

Ülkelerin gelişmişlik derecelerinin belirlenmesinde yalnızca ekonomik büyüklük, hatta kişi başına ulusal gelir rakamları yeterli ölçütler olamıyor; insani gelişmişlik çok önemli. Ulusal gelirin hakça dağılımı, insan hakları, kadın-erkek eşitliği, fırsat eşitliği, çağdaş eğitim, sağlık, güvenlik, adalet, bireysel özgürlük gibi veriler de belirleyici oluyor. Bizde GSYH’nın nüfusa dağılımında ve toplumun dirlik düzenlik ve refahını belirleyen maddi-manevi bileşenlerde ciddi sorunlar söz konusu.

Ülkelerin, başarılarını (ya da başarısızlıklarını) saptayan araştırmalar, raporlar yayımlanıyor. Uluslararası çeşitli kurumlar ülkelerin gelişmişlik düzeyini belirlemek üzere yıl boyunca araştırmalar yapıyorlar; sonra da sonuçları raporlar halinde açıklıyorlar. Bu kuruluşlardan biri olan The Legatum Institute, 2013 yılına ilişkin raporunu ‘2013 Legatum Prosperity Index’ adı altında yayımladı. Araştırma dünya nüfusunun ve GDP’sinin (GSYH) hemen tümünü  kapsıyor. Varlık ve refah düzeyi konusundaki en gelişmiş araştırma olarak bilinen rapor, ülkeleri yalnızca ekonomilerinin büyüklüğüyle ele almıyor. Araştırmalarda insani gelişmeler, refah, eğitim, sağlık, güvenlik, özgürlük konuları gibi vazgeçilmez çağdaş değerler de göz önünde tutuluyor.

Legatum Enstitüsü’nün 142 ülkeyi kapsayan 2013 raporunda ülkeler, refahı sağladığı kabul edilen 8 temel alanda irdeleniyor. Şöyle: Ekonomi, Girişimcilik ve Olanaklar, Kamu Yönetimi, Eğitim, Sağlık, Güvenlik, Kişisel Özgürlük ve Sosyal Sermaye. Bir de Genel Sıralama söz konusu. Rapora göre Türkiye, çeşitli yönleriyle irdelenen Ekonomi’de 70’inci sırada. Girişimcilik ve Olanaklar’da 54’üncü, Kamu Yönetimi’nde 50’nci, Eğitim’de 89’uncu, Sağlık’ta 55’inci, Güvenlik’te 99’uncu, Kişisel Özgürlük’te 130’uncu, Sosyal Sermaye’de 128’inci… Gruplamada ise, Ekonomi, Girişimcilik ve Olanaklar ile Yönetim ve Sağlık’ta ‘Üst Orta’, Eğitim’de, Güvenlik’te ‘Alt Orta’ grupta, Kişisel Özgürlük ve Sosyal Sermaye’de ise ‘Alt’ grupta yer alıyor.

Genel sıralamaya göre de 142 ülke arasında 87’nci konumda ve ‘Alt Orta’ grupta… Arnavutluk, Gürcistan, El Salvador ve Bolivya’nın hemen arkasında, Moldova ve Ürdün’ün hemen önünde.

Başka bir rapor… Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP’nin 2013 yılı İnsani Gelişme Endeksi’ne göre 187 ülke arasında 90’ıncı sıradayız. Sonuçlar birbirinden pek uzak değil. 2007’de 79’uncu, 2010’da 83’üncü idik. Gerilemişiz. Bu arada genel sıralamada parlak konumdaki ülkelere de bir göz atalım: Norveç birinci, Avustralya ikinci, ABD üçüncü sırada.

Merkezi Washington’da bulunan ünlü Freedom House kuruluşunun  Basın Özgürlüğü Raporu’nda, ‘özgür’, ‘kısmen özgür’, ‘özgür olmayan’ şeklinde yapılan ayrımda Türkiye 2013’te 120’nci sırada, ‘kısmen özgür’ ülkeler arasında yer alıyordu. Bu yıl küme düşmüş: 134’üncü sırada ve basını ‘özgür olmayan ülkeler’ arasında.

Economist Intelligence Unit’in 167 ülkeyi kapsayan 2012 Demokrasi Endeksine göre de Türkiye demokrasisi, hibrid (melez) rejimler sınıfına giriyor. Zaten hemen ardından otoriter rejimler grubu geliyor.

Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), ‘2013 Dünya Basın Özgürlüğü Raporu’na göre de Türkiye 179 ülke arasında 154’üncü sırada. Bir önceki yıl 148’inci sıradaymışız. Raporda Türkiye’ye, ‘Yakışıksız Bölgesel Modeller’ başlığı altında yer verilmiş. Ayrıca RSF’in web sitesinde “Şiddet Yılı” başlığı altında Türkiye’deki olaylara, Gezi’ye, You Tube ve Twitter yasaklarına, medyada yaşanan sıkıntılara, düşünce ve ifade özgürlüğü kısıtlamalarına ilişkin özel metinlere yer verilmiş. 2005’te 98’inci sırada olan Türkiye o tarihten beri sıralamada geri gidiyor.

Ülkemizin durumunu orataya koyan son bir rapordan daha söz edelim: Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu OECD ve AB üyesi 41 ülkenin son yıllarda uyguladığı ekonomik, sosyal ve çevresel politikaların kalitesini irdeleyen Alman Bertelsmann Stiftung Vakfı’nın raporuna göre Türkiye, Politika Performansı açısından 39’uncu, Demokrasi Endeksi’nde ise 41’inci sırada, yani sonuncu.

Görüldüğü gibi ‘global köy’ diye de anılan küresel dünyada, her ülkeye gelişmişlik düzeyini gösterir karne veriliyor. Bütün bu bağımsız değerlendirmelere göre ülkemizin durumu pek parlak sayılmaz. Karnemiz böyle…

Özetlersek, her şey ekonomiden, ekonomik büyüklükten ve böbürlenmekten ibaret değil. Ülkelerin gelişmişliği daha çok, ulusal gelirin hakça paylaşılmasının yanısıra insana verilen değer ve insanların mutluluğuyla yani genel yaşam kalitesiyle ölçülüyor.