| Üç Büyükler Sıkıntıda |
Kaynak :
26.03.2009 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Yıllardan beri aldıkları şampiyonluklar, kupalar, edindikleri birikimler, yandaş sayıları, sansasyonel transferleri ve şişkin bütçeleriyle “üç büyükler” diye anılan Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş… Ünlerini daha çok futbol rekabetine ve futbolda kazandıkları başarılara borçlular. Ne var ki bugün üçü de sıkıntıda… Birbirlerinin başarısızlığından medet umar durumdalar. Gelinen noktayı anlamak için, yakında olup bitenleri gözden geçirelim. Önce Galatasaray… Geçen sezon, Adnan Polat’ın başkan olmasının ardından Galatasaray’da futbolun başına Feldkamp yeniden getirildi. Ne var ki ileri yaşta ve bıkkındı; takımla ve çevresiyle gereken uyumu kuramadı, sezonun sonuna doğru da ayrılmak zorunda kaldı. Ardından takım, Cevat Güler hocanın öncülüğünde bir onur savaşımı vererek kalan maçların tümünü kazandı ve Süper Lig şampiyonu oldu. Yeni sezona antrenör Alman Michael Skibbe ile başlandı. Bir süre sonra, işler iyi gitmeyince Skibbe’ye takviye olarak, önceki sezonu yarıda bırakıp giden eski antrenör Karl Heinz Feldkamp danışman sıfatıyla getirildi. Feldkamp’ı Skibbe’mi istemişti? Hayır. Herhalde bu atama kendisine sorulmamıştı bile. Feldkamp geldi de ne değişti? Hiçbir şey!.. Aslında çok iyi bir teknik adam olan Feldkamp daha 1992’de Galatasaray’a geldiğinde bile gönülsüzdü. “Yaşlandım, artık dinlenmek istiyorum” diyordu. Nitekim başarılı bir sezon geçirdikten sonra bütün ısrarlara karşın etkin görevden ayrıldı; önerisi doğrultusunda Rainer Hollmann takımın başına getirildi. Feldkamp bir yandan danışmanlık yapacak, bir yandan da kulübün futbol altyapısıyla ilgilenecekti. Beklenen gerçekleşmedi. Sonraki yıllarda Feldkamp’ın Beşiktaş macerasını hepimiz biliyoruz. O da yarım kalan bir öykü oldu. |
Skibbe’nin performans düzeyi kulübü mutlu etmedi. Şampiyonlar Ligi’nde başarı sağlanamadı; UEFA’da, Türkiye Kupası’nda ve Süper Lig’de gidiş parlak olmadı. Sabırlar taşınca Skibbe gönderildi. Ani operasyonun sonucunda bu kez yeni antrenör, Bülent Korkmaz olacaktı: Galatasaray’ın başarılı, vefalı oyuncusu, eski kaptanı…
Devraldığı takım iyi isimlerden oluşuyordu, ancak sakat oyuncularla doluydu. Edinmiş olduğu Galatasaray olgunluğu içinde, “takım 11 oyuncu ve yedekleriyle sahaya çıktığına göre eksiğimiz yok” diyordu. Bu şekilde birkaç başarılı maç da geçirildi. Ancak söylem durumu kurtarmaya yetmiyordu; takım gerçekten eksikti. Sakatlıklar, cezalar ve Fernando Meira’nın da gönderilmesiyle takım stopersiz olarak sahaya çıkmak zorunda kalıyordu. UEFA Kupası’ndaki son Hamburg maçına gelindiğinde durum buydu ve hiç de parlak değildi doğrusu. Sonuçta olan oldu: Galatasaray Hamburg karşısında elendi; böylece UEFA koşusu bitti. Koşu artık içeride, çaresiz, Eskişehir maçında olduğu gibi aksayarak sürecek. Serüvenin kısa özeti bu. Ayrıntı gibi görünse de aklıma takılan önemli bir soru var: Takımda niçin bu kadar çok sakatlık oluşuyor? 1992-2000 arasını anımsıyorum. O yıllarda kulübe gönülden bağlı Prof.Dr. Burhan Uslu sayesinde sakatlıklar iyice azalmıştı. Kulübün sağlığı ondan sorulurdu. UEFA Kupası kazanıldığı sırada takımın görünmeyen kahramanlarından biri de oydu. Kulüplerde başarının kökeninde, birinci etken olarak iyi yönetim vardır. Önce, kararların zamanında ve “doğru” verilmesi gerekiyor. Bu unutulmamalı. Fenerbahçe ve Beşiktaş’a gelince… Onları da yazmaya çalışırız.
|

