Yapının Merkezinde 40 Yıl Kaynak : 01.05.2008 - Yapı Dergisi - 318 | Yazdır

Yapı-Endüstri Merkezi’nin (YEM) kuruluşunun 40. yıldönümünü 8 ve 10 Nisan günleri Fulya’daki yeni çalışma alanında kutladık. Geniş davetli sayısı nedeniyle kutlama etkinliği iki ayrı akşama yayılmıştı.
Kutlama, sektörün çeşitli kesimlerinden, ağırlığı mimarlar, mühendisler, tasarımcılar ve yapı kesimi temsilcilerinden oluşan yaklaşık 1000 kişiyi YEM’de buluşturdu. Buluşma sırasında, YEM ödülleri, kazananlara dağıtıldı; ödüllere ilişkin ayrıntıları bu sayının ileriki sayfalarında bulacaksınız. Yine aynı etkinlik kapsamında hazırlanan ve YEM’in 40 yılını özetleyen “Yapının Merkezinde 40 Yıl” kitabı da katılımcılara sunuldu. Kitabın önsözünde yazdıklarımı Siz değerli YAPI okurlarıyla burada paylaşmak isterim:
“YEM’in kurulduğu 1968 yılı çalkantılı bir yıldı. Yalnızca Türkiye için değil, bütün dünya için böyleydi. Dünya çapında bir özgürlük arayışı ve başkaldırı dönemiydi o yıllar. Genç insanlar, özellikle de öğrenciler kabına sığamaz duruma gelmişlerdi. Herkes, tam olarak tanımlanmasa da “değişim” istiyordu. Başta Fransa ve Almanya olmak üzere bütün Avrupa, değişim rüzgârları sonucu öğrenci gösterileriyle çalkalanıyordu.
Benzer olaylar doğal olarak Türkiye’ye de yansıdı ve oradakilerden daha uzun sürdü…
Burada vurgulamak istediğim, Yapı-Endüstri Merkezi’nin kuruluşunun, bir kuşağa adını veren 1968 yılına rastlamasıdır. O kuşaktan olanlar bir toplumsal değişim evresinde başı çektikleri için kendilerinden övgüyle söz ederler. Ben de Yapı-Endüstri Merkezi’nin 1968 kuşağından olduğunu aynı övünçle söyleyebilirim. Yapı-Endüstri Merkezi’nin, yüklendiği ve yerine getirdiği bu işlevlerle Türkiye’de yapı kesiminde bir değişim sürecinin başlangıcı olduğunu dile getirmek abartılı sayılmamalıdır. İşte bu ortamda, bir bilgi merkezi olarak kurulan YEM, Türkiye’de pek çok “ilk”e damgasını vurmuştur.
“Bilgi Merkezi” kavramının kendisi bile Türkiye için ciddi bir yenilikti.
YEM, yapı alanında bilgileri derleyip bunların üretici-uygulayıcı-kullanıcı arasında akışını sağlamayı amaçlıyordu. Doğal olarak o günün araç-gereç ve olanaklarıyla bu iletişimin gerçekleştirilmesi hiç de kolay değildi.
Telefon karaborsada, şehirlerarası görüşmeler ancak operatris aracılığıyla gerçekleştirilebiliyor, şehirlerarası otomatik telefon henüz yok, teleks yok denecek kadar az, faks, bilgisayar daha ortalarda yok. Ayrıca, iletişim düşüncesi henüz yerleşmemiş. Ancak bütün bu olumsuzluklara karşın Türkiye’nin aydın ortamına konunun anlatılarak benimsetilmesi, güçlüklerin aşılması çok zor olmadı. Ve “ilk”ler birbirini izlemeye başladı.
Harbiye’deki sürekli sergiyi, İzmir’deki sürekli sergi ve birkaç yıl içinde Türkiye’nin tam 50 ilini dolaşacak gezici sergiler izledi. Daha sonra, “bilgisayar” adının bile olmadığı bir dönemde, bilgilerin kiralama “work-station”la elektronik ortama aktarılması denendi.
Kimi tiyatro ve müzik toplulukları, DGSA Sinema ve TV Enstitüsü, Türkiye Yazarlar Sendikası, kuruluşlarını YEM’de gerçekleştirdiler. Ardından sürekli yayın çabaları başlatıldı. Kurslar, konferanslar, mesleki buluşmalar, güncel konulardaki açıkoturumlar, teknik geziler, YEM’in konuğu konferansçı ünlü mimarlar… Ve yayınlar! 1973’te Önce Yapı Kataloğu, ardından YAPI dergisi, öteki kataloglar ve mesleki kitaplarla bugünlere ulaşan koskoca bir yayın düzeni… Ve Kitabevi…
YEM Kitabevi’ni, mimar ve mühendislerin, sanayicilerin, öğrencilerin yararlanmasına açılan Başvuru Kitaplığı izledi. Yapı Fuarı 1978’de, Türkiye’nin ilk uzmanlık fuarı olarak yine bir bilgilenme platformu konumunda açıldı. Yurtdışı fuarlara açılan ilk kapı yine YEM oldu.


YEM’in gerçekleştirdiği ilk’ler giderek geliştiler ve kendi alanlarında Türkiye’nin göz dolduran etkinlikleri oldular. YEM, mimarların, mühendislerin, sanayicilerin, öğrencilerin yanısıra 1968’den bu yana mimarlık öğrencilerinin de uğrak yeri oldu. YEM, yurtiçindeki çabalarını yurtdışına da yansıtmaktan geri kalmadı: Dünyanın çeşitli ülkelerindeki benzeri yapı bilgi merkezlerini bünyesinde toplayan “Uluslararası Yapı Merkezleri Birliği”ne (UICB) üye oldu ve anılan kuruluşun başkanlığını altı yıl süreyle üstlendi.
20. yüzyılın son çeyreğinde emeğin ve kol kuvvetinin yerini, bilgi almaya başladı. Böylece dünya 21. yüzyılın eşiğinde bilgi ve iletişim çağına geçti. Oysa Yapı-Endüstri Merkezi, daha 1968’de, çağa daha bu ad verilmemişken bir bilgi merkezi olarak ilk adımlarını atıyordu. Bugün de, bilgisayarın bütün olanaklarından sonuna kadar yararlanarak hizmetlerini sürdürüyor.
Çeşitli vesilelerle belirttiğim gibi, Yapı-Endüstri Merkezi bir buzdağıdır. Görünmeyen etkinlikleri, görünenlerden kat kat fazladır. YEM’i, yalnızca su üzerinde görünen bölümü ile tanımlamak yanıltıcı olabilir.” (1)
40 yılda ne değişti? Doğal ki çok şey… Deşikliklere yine YEM ayrıntısında bakalım. Yapı-Endüstri Merkezi’nin kuruluşunda birlikte olduğumuz arkadaşlarımızdan bazıları ilk yıllarda yollarını ayırdılar. Yarışı sürdüren 9 kurucudan yalnızca dördü bugün hayatta. Geçen zamanda ne yazık ki Yalçın Hasol‘u, Hikmet Vardar‘ı, İzzetin Somer‘i, Muzaffer Yalçınalp‘i ve Erdal Müldür‘ü yitirmiş bulunuyoruz. Onları burada sevgi ve saygıyla bir kez daha anıyorum. Bugüne ulaşanlar yalnızca 4 kişi: Ruhi Kafescioğlu, Turhan Uyaroğlu, Yılmaz Zenger ve ben. Kalan sağlara iyilikler dilerim. Ve kurucuların tümüne, YEM’i kurup bugünlere taşıyan değerli katkıları için teşekkür etmek isterim.
Başka bir teşekkür, YEM’e emeği geçenlere, YEM’i bugünlere taşıyanlara, YEM’in her dönemdeki seçkin kadrolarına… Yapı-Endüstri Merkezi’nde, biri yarı zamanlı olmak üzere 4 kişiyle başlayan profesyonel kadro bugün 106 kişiye ulaşmış bulunuyor. Çalışanların yaş ortalaması 33.4.
Ayrıca, 40. yıldır aynı denizin içinde olduğumuz sektör kuruluşları, hiç kuşkusuz, YEM’in başarılarının itici gücü olmuşlardır. Etkinliklerimizi paylaşan, destekleyen Türk Yapı Sektörü firmalarına sonsuz teşekkürler… Onların değerli katkıları olmasaydı YEM bugünkü düzeyini daha zor yakalardı.
Son teşekkürümüz, başta mimarlar, mühendisler, olmak üzere YEM’i kendi kuruluşları, kendi yuvaları gibi bilenlere… Bütün YEM dostlarına…
Daha nice yıllara… YEM’le birlikte…”

Not:
1.Hasol, D., Anılar Kuşlar Gibidir, Remzi Kitabevi, İstanbul 2007, s.107.