| YEM 40 yılı geride bıraktı |
Kaynak :
01.02.2008 -
Yapı Dergisi - 315
|
Yazdır
|
|
Zaman ne kadar hızlı akıyor… |
doğru kaydığı için bu projeyi ertelemişlerdi. Yapacağımız işi en iyi tanımlayan addan kolay kolay vazgeçemiyorduk; biraz değiştirerek kullanmaya karar verdik. Kuruluşumuzun adı “Yapı-Endüstri Merkezi” olacaktı. İki dost kuruluşun bu isim benzerliği zaman zaman küçük karıştırmalara neden olmadı değil; ancak hiçbirimizi rahatsız edecek boyutta bir sıkıntıya yol açmadı…” “… Bir yandan kuruluş formaliteleriyle uğraşırken bir yandan da malzeme sergilemeye elverişli bir yer bulmamız gerekiyordu. Danıştığımız kişiler bize, İstanbul’da yapı malzemesi ticaretinin yoğunlaştığı Perşembepazarı’nı salık veriyorlardı. Oysa bizim gözümüz hep Taksim-Şişli eksenindeydi. Sonunda, Harbiye’de bugünkü yerimizi bulduk. Yeni boşalmış bir mağaza idi. Giriş katı otomobil lastiği mağazası, alt katları ise Coca-Cola’nın deposu olarak kullanılmıştı. Projemize göre giriş katı sergi alanı olarak düzenlenirken bodrum da tümüyle elden geçirilip konferans salonu ve fuayeye dönüştürülecekti. Mal sahibiyle görüştük; bulduğumuz yerin yıllık kirası 200 bin lira idi, yarısını da peşin istiyordu. O dönem için bu, belki de İstanbul’daki bir taşınmazın en büyük kirasıydı. Peşin istenmeseydi sorun yoktu; hesaplamalarımıza göre bu kirayı kazancımızla ödeyebilecektik. Bir süre yeni ortak arayışına girdik. Üniversitede kendilerine öneride bulunduğum arkadaşlarımdan kimileri “Doğan delirmiş; çok şükür bizim aklımız yerinde” diyorlardı arkamdan, hattâ biraz da acıyarak. Sonunda, şirket kuruluşu için zorunlu olarak bloke ettirdiğimiz parayı temlik ederek kiranın ilk bölümünü ödeme önerimizi mal sahibine kabul ettirebildik. Sıra sergiye katılacak firmalarla ilişki kurulmasına gelmişti artık. Hepimiz tanıdıklarımız aracılığıyla firmaları ziyaret ediyor ve firma yetkilisine projeyi anlatmaya çalışıyorduk. O günlerde firma sayısı da az, üretilen malzeme çeşidi de… Temaslarda karşılaştığımız ilk güçlük, bizden önce bazı kişilerin kurdukları, başarısızlıkla sonuçlanmış sergiler oldu. Bu sergilerden biri Tepebaşı’nda, bir başkası Gümüşsuyu’nda sanayi sergisi adı altında açılmış; işler yürütülemeyince malzemeler kapıya konmuş, dükkânlar kapatılmış. Bu olumsuz deneyim, belleklerde çok taze… Biz, dilimiz döndüğü kadar, kuracağımız merkezin yalnızca bir sergi olmayacağını, işin bir uzmanlık işi olduğunu, bir bilgi merkezinin yararlarını anlatmaya çabalıyoruz, ama benzeri olmayan bu fikri kabul ettirmekte zorlanıyoruz ve bu yüzden de gecikmeye başlıyoruz. Sonuçta, firmaları birer birer ikna etmeyi başarıyoruz. Sergileme hazırlıkları başlıyor. Açılış hedefi 15 Ocak 1968…” Konferans salonu yukarıda anlattığım öyküdeki gibi, 15 Ocak’a şöyle böyle yetişebilmişti. İki ay kadar sonra, “8 Mart’ta güzel bir açılış yaptık. Artık hepimiz çok mutluyduk, her şey pırıl pırıldı. Sergilediğimiz malzemenin çeşidi bugünküyle kıyaslanamayacak kadar azdı. Tuğla, kiremit, marley, bazı boyalar, beyaz fayansın yanı sıra, yeni yeni üretilen birkaç çeşit, renkli fayans. O zamanlar desenli fayans bile yoktu. Kimya sanayisi hiç gelişmemiş olduğu için sergiye hiç yansımıyordu. İthalât zaten yasaktı. Seramik sağlık gereçlerini Kartal’daki Eczacıbaşı fabrikası ve Sümerbank Bozüyük fabrikası, karoseramik’i ise yalnızca Bozüyük’teki Sümerbank tesisi üretiyordu. Bugünkü firmaların pek çoğu o günlerde daha kurulmamıştı. Yapı-Endüstri Merkezi’nin (YEM) kuruluşundan bu yana 40 yıl geçti. Dönüp geriye baktığımızda “dün” gibi geliyor ama, YEM’in kuruluşu sırasında, yani 1968’de doğanlar bugün 40 yaşındalar. YEM’in kurulduğu 1968 yılı çalkantılı bir yıldı. Yalnızca Türkiye için değil, bütün dünya için böyleydi. Dünya çapında bir özgürlük arayışı ve başkaldırı dönemiydi o yıllar. Genç insanlar, öğrenciler kabına sığamaz duruma gelmişlerdi. Herkes, tam olarak tanımlanmasa da “değişim” istiyordu. Başta Fransa ve Almanya olmak üzere bütün Avrupa, değişim rüzgârları sonucu öğrenci gösterileriyle çalkalanıyordu. Benzer olaylar doğal olarak Türkiye’ye de yansıdı ve oradakilerden daha uzun sürdü. Bence, bizdeki 1968 öğrenci olayları başlangıçta biraz da toplumsal düşüncelere ortam sağlayan 27 Mayıs 1960 devriminin uzantıları gibiydi. Bu olayların ne getirip ne götürdüğünü tartışmak bu yazının konusu değildir. Ancak burada vurgulamak istediğim, Yapı-Endüstri Merkezi’nin kuruluşunun, bir kuşağa adını veren 1968 yılına rastlamasıdır. O kuşaktan olanlar bir toplumsal değişim evresinde başı çektikleri için kendilerinden övgüyle söz ederler. Ben de burada Yapı-Endüstri Merkezi’nin 1968 kuşağından olduğunu aynı övünçle söyleyebilirim. Yapı-Endüstri Merkezi’nin yüklendiği ve yerine getirdiği işlevlerle Türkiye’de bir değişim sürecinin başlangıcı olduğunu dile getirmek abartılı sayılmamalıdır. İşte bu ortamda, bir bilgi merkezi olarak kurulan YEM, Türkiye’de pek çok “ilk”e damgasını vurmuştur. ‘Bilgi Merkezi’ kavramının kendisi bile Türkiye için ciddi bir yeniliktir. YEM, yapı alanında bilgileri derleyip bunların üretici-uygulayıcı-kullanıcı arasında akışını sağlamayı amaçlıyordu. Doğal olarak o günün araç-gereç ve olanaklarıyla bu iletişimin gerçekleştirilmesi hiç de kolay değildi. Telefon karaborsada, şehirlerarası görüşmeler ancak operatris aracılığıyla gerçekleştirilebiliyor, şehirlerarası otomatik telefon henüz yok, teleks yok denecek kadar az, faks, bilgisayar daha ortalarda yok. Ayrıca, iletişim düşüncesi henüz yerleşmemiş. Ancak bütün bu olumsuzluklara karşın Türkiye’nin aydın ortamına konunun anlatılarak benimsetilmesi, güçlüklerin aşılması çok zor olmadı. Ve “ilk”ler birbirini izlemeye başladı. Harbiye’deki sürekli sergiyi, İzmir’deki sürekli sergi ve birkaç yıl içinde Türkiye’nin tam 50 ilini dolaşacak gezici sergiler izledi. Daha sonra, “bilgisayar” adının bile olmadığı bir dönemde, bilgilerin kiralama “work-station”la elektronik ortama aktarılması denendi. Kimi tiyatro ve müzik toplulukları, DGSA Sinema ve TV Enstitüsü, Türkiye Yazarlar Sendikası, kuruluşlarını YEM’de gerçekleştirdiler. Ardından sürekli yayın çabaları başlatıldı. Kurslar, konferanslar, meslekî buluşmalar, güncel konulardaki açıkoturumlar, teknik geziler, YEM’in konuğu konferansçı ünlü mimarlar… Ve yayınlar! Önce Yapı Kataloğu, ardından 1973’te YAPI dergisi, öteki kataloglar ve mesleki kitaplarla bugünlere ulaşan koskoca bir yayın düzeni ve YEM Kitabevi… YEM Kitabevi’ni, mimar ve mühendislerin, sanayicilerin yararlanmasına açılan Başvuru Kitaplığı izledi. Yapı Fuarı 1978’de, Türkiye’nin ilk uzmanlık fuarı olarak bir bilgilenme platformu konumunda açıldı. Yurtdışı fuarlara açılan ilk kapı yine YEM oldu. YEM’in gerçekleştirdiği ilk’ler giderek geliştiler ve kendi alanlarında Türkiye’nin göz dolduran etkinlikleri oldular. YEM, mimarların, mühendislerin, sanayicilerin yanısıra 1968’den bu yana mimarlık öğrencilerinin de uğrak yeri oldu. YEM, yurtiçindeki çabalarını yurtdışına da yansıtmaktan geri kalmadı: Dünyanın çeşitli ülkelerindeki benzeri yapı bilgi merkezlerini bünyesinde toplayan “Uluslararası Yapı Merkezleri Birliği”ne (UICB) üye oldu ve anılan kuruluşun başkanlığını altı yıl süreyle üstlendi.” YEM’in araştırma bölümü YEMAR kuruldu. Ardından YEM Ödülleri geldi: Altın Çekül Ödülü, Mimarlık Okullarının diploma projeleri arası yarışma Archiprix Türkiye; şimdi de “Mimarın İlk Yapısı Ödülü”, “YEM Medya Onur Ödülü”, “YEM Mimari Tasarım Ödülleri…” Artık elektronik ortamın bütün güncel olanakları YEM’de “bilgi”nin hizmetindedir. Bu çerçevede YEM’in portalleri (“www.yapi.com.tr”, “www.mimarizm com”, “www.santiyeciler.com”, Internet üzerinden ulaşılabilen Yapı Kataloğu web sitesi “www.yapikatalogu.com”, kitap satış sitesi “www.yemkitabevi.com”, yapı sektörüne özel arama sitesi “www.yapidaara.com” birbiri ardından hizmete girdi. Başka bir önemli girişim de sanal Mimarlık Müzesi oldu: (www.mimarlikmuzesi.org) Türkçe ve İngilizce 365 gün, 24 saat, dünyanın her noktasından ziyarete açık bir müze… * * * “… Dünya 21. yüzyılın eşiğinde bilgi ve iletişim çağına geçti. Oysa Yapı-Endüstri Merkezi, daha 1968’de, çağa daha bu ad verilmemişken bir bilgi merkezi olarak ilk adımlarını atmıştı. Çeşitli vesilelerle belirttiğim gibi, Yapı-Endüstri Merkezi bir buzdağıdır. Görünmeyen etkinlikleri, görünenlerden kat kat fazladır. YEM’i, yalnızca su üzerinde görünen bölümü ile tanımlamak yanıltıcı olabilir.” Kuruluştan 40 yıl sonra YEM’de önemli bir değişiklik oldu. YEM artık Harbiye’de değil, Beşiktaş-Fulya’daki yeni yerinde. Ayrılış kolay olmadı; ancak yeni yerin, daha geniş olanaklarla yeni bir soluk getireceğine inanıyoruz. Yeni YEM, mimarların, mühendislerin, sanayicilerin, öğrencilerin buluşma mekânı olmayı sürdürecek. 100 çalışanı aşkın seçkin kadrosuyla… Daha gelişmiş teknik ve sosyal sorumluluk projeleriyle… Daha gelişmiş bir bilgi merkezi kimliğiyle… Nice yıllara… Notlar |

