1997’nin Ardından Kaynak : 01.01.1998 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

1997’nin ardından bir ufuk turu yapalım. Doğal olarak yıl, yine futbolla dolu olarak geçti. Halkın sevgisi futbola, medya da ona kenetlenmiş. Bu ortamda öteki spor dallarının gelirleri de çok sınırlı olduğu için kendilerini geliştirmeleri kolay değil. Basketbolu ve voleybolu daha çok, ticari kuruluşlar besliyor. Kulüplerde, futbol dışı bütün spor dalları futbolun kaynaklarından beslendikleri için ister istemez geri plana düşüyorlar. Açık ve kapalı profesyonellik nedeniyle o dallarda da para aşkı renk aşkının yerini aldı; sporcular çok sık kulüp değiştirir oldular. Kimi spor dallarını devlet destekliyor, ama devlet desteğiyle de bu kadar oluyor. Böylece, yurtdışında, halter ve güreş dışında sözü edilebilecek başarılarımız olamadı.

Hayatımız futbol, ama orada da başarılar Türkiye sınırlarını pek aşamıyor. Takımlarımız Avrupa kupalarında, umulan başarıları sağlayamadılar. Dönelim içeriye..

Bir önceki sezonun lig ve kupalar şampiyonu Galatasaray, iyi başladığı yeni sezonu içeride ve dışarıda kötü götürdü. Kanımca yönetimin sıkıntıları takıma yansıdı. Hesapsız giderlerle bütçe rakamları çok aşıldığından, ortaya çıkan parasal sıkıntıların hafifletilmesi için Ilie gözden çıkarıldı. Şimdi sorun, yerini, hangi maliyetle, kimin dolduracağı. Takım ilk yarı sonuna doğru daha iyi sonuçlar aldıysa da, oyunu hala göz doldurmaktan uzak.

Fenerbahçe ilk yarının en karlı takımı oldu. Oyunu göz doldurmadığı halde savunması sayesinde, az farklı galibiyetlerle puan toplamayı bildi. Başkan Ali Şen yine adından çok söz ettirdi ve kendisine özgü yöntemlerle federasyon yönetimi, hakemler, naklen yayın, dördüncü yabancı gibi konularda istediklerini yaptırdı. Futbolun gündemini hep Ali Şen oluşturdu. Şen’in çabalarının bir bölümüne Galatasaray yönetimi dahil pek çok kişi ve kuruluşun bilerek ya da bilmeyerek destek verdi. Beğensek de beğenmesek de Ali Şen kendi tarzında başarılı oldu. Aynı dönemde sağladığı sportif başarılar GS’ınkinin

gerisinde olsa da bunları pazarlamayı iyi becerdi. Artık FB’liler eskisi gibi, “Ben Fenerbahçeliyim ama Ali Şen’i tutmuyorum” demiyorlar. Şimdi o da buna güvenerek Şubat’taki genel kurulda başkanlığa aday olmayacağını söylüyor ve kanımca bu kez, yıllardan beri FB kongrelerini yönlendiren gruplara bir ders vermeyi planlıyor. Giderse, Fenerliler kendisini “büyük başkan” olarak anacaklar, kalırsa, ne olacağını bilmek güç. Şampiyonluk FB için, yönetim çekişmelerinin durulmasına ve yeni transferlerin takıma uyum sağlayabilmelerine bağlı görünüyor.

Beşiktaş’ta yönetim ve antrenör ile sporcular arasında uyum yok. Sporcular arasında da eski arkadaşlık düzeni kalmadı. Beşiktaş bu uyum eksikliğinin sancılarını çekiyor.

Trabzonspor, devre ortasında teknik kadro değişikliği yapmasına karşın büyük ölçüde rayına oturmuş gibi görünüyor. Ligde ikinci durumda olması ve fisktür avantajı da göz önüne alınırsa Trabzon şampiyonluğun en öndeki adaylarından biridir. Ayrıca, üç büyük kulüpteki yönetim ve yaklaşan kongre sorunları da Trabzonspor için ayrı bir avantajdır.

İstanbulspor büyük olanaklarına, atılım ve yatırımlarına karşın, gelenekleri oturtamaması ve taraftar eksikliği nedeniyle hala olması gereken yerde değil.

Değindiklerimizin dışındaki kulüpler, istikrardan çok, yarattıkları sürprizlerle dikkat çekiyorlar.

Gelelim medyada spora.. Medyanın büyük bölümü 1997’de promosyonlar, naklen yayın kavgaları ve sansasyona yönelik haberlerle dolup taştı. Hedef, daha çok tiraj, yüksek reyting, daha çok ticaretti. Promosyonlar spora yansımazken, naklen yayın kavgaları federasyon yönetimlerine, kongrelerine yansıdı. Medya kuruluşları kendi aralarında uzlaşamazlarsa sorunlar yumağı 1998’de de çözülemeyecek. Sansasyon haberlerine gelince, Beşiktaş’ın yetenekli futbolcusu Oktay’ın ve ailesinin uğradığı etik ve insanlık dışı saldırı herhalde uzun süre unutulmayacak.

Daha iyi bir yıl dileyerek…