2000 Yılına Girerken.. Kaynak : 01.01.2000 - Yapı Dergisi - 218 | Yazdır

Önce şunu belirtelim: 2000 yılı, çok kişinin sandığının aksine, ne yeni bir yüzyılın ne de yeni bir binyılın başlangıcıdır. 1999 sona ererken, sürekli olarak yüzyılın son olaylarından, son başarılarından, son şampiyonlarından söz ediliyor. Ayrıca, dillerde bir milenyum sözcüğü.. Çoğu kez 2000 yılını tanımlamak için kullanılıyor. Oysa “millenium” İngilizce’de binyıl demek (Fr. millénaire). Takvim 0 (sıfır) yılında değil de 1 (bir) yılında başladığı için 20. yüzyıl da, 2. binyıl da 2000 yılının sonunda bitecek. 21. yüzyıl ve 3. bin yıl ise 1 Ocak 2001’de başlayacak. Kısacası, yüzyılın da, binyılın da bitmesine daha bir yıl var.

Bunları daha önce de yazmıştık, ama genel kabul, yeni yüzyılı da yeni binyılı da bir yıl önceden getirmiş gibi görünüyor. Hayırlı olsun.

Bu girişten sonra, isterseniz 20. yüzyılın başına dönelim ve o günlerde, 2000 yılında dünya ve insanlık için neler hayal edilmiş olduğunu gözden geçirmeye çalışalım.

1998’de Paris Belediye Sarayı’nda bir sergi açılmıştı, adı “C’était l’an 2000, Le Paris des Utopies” (İki bin yılıydı; Ütopyalar Paris’i) idi. Bu sergide 1860’tan 1960’a kadar olan dönemde, 2000 yıllarının Paris’inin nasıl düşlendiği fantastik projeler ve öngörülerle anlatılıyordu. Sergiyi Paris Belediyesi, Paris Match Dergisi’nin katkılarıyla düzenlenmişti.

Sergideki ütopik projeler arasında neler yoktu ki?.. Seine nehri ortasındaki Cité Adası’nı su düzeyinden 100 metre kadar yükselten projeler mi istersiniz, Notre Dame kilisesi çevresindeki alanı bu kez Seine nehri düzeyine indirecek projeler mi? Seine nehri altında 15 km boyunca sürüp giden bir yeraltı ya da sualtı kenti mi? Burada prestij galerileri, iş merkezleri, sinema ve tiyatrolar, otoparklar, yolların yanısıra 3 milyon kişiyi barındıracak anti-atom korunakları… Kısacası Parisliler yeraltında yaşamaya alışacaklardı. Buna karşılık Yona Friedman pilotiler üzerinde yükselen kentler öneriyordu.

1930’lu yılların ütopyalarına göre Concorde Meydanı, Luksor dikilitaşı önünde, Le Havre’dan taşınan kumlar ve tuzlu suyla bir plaja dönüştürülüyordu. Ressam Jean Lurçat yine Seine üzerinde, Eyfel Kulesi’nin ayaklarının dibindeki Cygnes (Kuğular) Adası’na bir uçak pisti konduruyordu.

Bütün bunların yanısıra Paris’in tarihsel merkezi Madelaine-Opera bölgesinde, Amerikanvari gökdelenlerin de yerlerini almalarıyla Paris, içinden Seine geçen bir Manhattan oluyordu (1).

Gelenekselden yana olanlar gökdelenleri Paris sınırlarının dışında St. Denis’de tasarlarken bu görüşlerin karşısında olan Le Corbusier 1922’de “3 milyonluk çağdaş kent”ini Paris için öneriyordu.

Gökdelenlerle bahçelerden oluşan ve Plan Voisin adıyla anılan bu proje otomobil endüstrisinin güçlü desteğine karşın kamu otoritelerinden destek görmeyecekti. Le Corbusier, Paris merkezinin yeniden biçimlenmesi yolunda yalnızca Vendôme Meydanı’nı, Louvre’u ve Elysée’yi korunmaya değer bulmuştu.

Yine Auguste Perret’nin “Kule-Evler Caddesi” eski surlar boyunca uzanan bir gökdelenler dizisidir.

Romancı, illustratör Albert Robida (1848-1926) 19. yy. sonlarında ünlü Arc de Triomphe’un üzerine, teknoloji çılgınlığının yüreklendirilmesiyle bütün üslupları biraraya getirerek bir “Uluslararası Otel” kurmayı düşlüyor, Toussaint’in vizyonuna göre de Eyfel Kulesi’nin eteğine bir elektrik sarayı kuruluyordu.

Her türlü çılgınlık serbestti. Mimarlar, dünyayı düzene koymak üzere gönderilmiş zamane peygamberleri idiler adeta. Sonraki dönemlerde dünya gurusu olacak Le Corbusier o günlerde, “fada” (kaçık) olarak anılmaya başlamıştı. Duygusallığın yeri yoktu bu mimaride. Örneğin, tarihi Paris merkezinin rasyonel şehircilik adına bir çırpıda yok edilmesi her türlü duygudan uzak bir tutumla göze alınabiliyordu.

Bu sergide ayrıca “2000 yılında Günlük Yaşantı”ya da yer verilmişti: Moda – beslenme – ulaşım – iletişim – yaşama mekânları… 1800’lü yılların sonlarında, 2000 yılı için ileri sürülen tahminlerde çılgın bir dünya düşlenmekteydi.

2000’li yıllarda şehirlerdeki yaşamın bir bölümü havada geçecekti, çünkü kentiçi kara taşıtlarının yerini hava taşıtları alacaktı. Bon Marché büyükmağazasının 1900 yılı posta kartlarına göre, 2000 yılının taksileri kanatlı, pervaneli türden uçan taşıtlar olacaklardı.

İklimlindirilmiş giysiler içinde günde yalnızca iki saat çalışılacaktı. Hafta sonlarında Ay’a gidilecekti.

Alışılagelmiş yemekler yerine konsantre vitaminler ve proteinler yiyecektik. Böylece evlerde mutfağa gereksinme kalmayacaktı. 1920-60 arasında bile kimi şehirciler, mimarlar mutfağın tümüyle ortadan kalkacağını savunuyorlardı. Onlara göre, yemekler bir yandan, sosyal konutlarda tek bir merkezde hazırlanacaktı, öte yandan eşdeğer kimi haplar yemeklerimizin yerini alacaktı. Oysa yemekler giderek çeşitlendi ve ev mutfaklarının önemi arttıkça arttı. Ev kadınları bilmem hangi ülkeden ithal edilmiş mutfaklarıyla övünür oldular. Yemek adeti de günlük yaşamın bir parçası olarak önemini korudu.

Daha emekleme çağındaki pek çok buluş ve yenilik 1900 Paris Sergisi’nde ortaya çıkacaktı: Elektrik, X ışınları, telefonun icadı, ilk denizaltıların, uçan ilk araçların yapılması gibi..

Aya gidiş insanlığın düşüydü. Apollo IX’un Temmuz 1969’da Ay’a varmasıyla Jules Verne’in Aya Seyahat’i, Robida ve Cyrano de Bergerac’ın düşleri gerçekleşmiş oldu (2).

Şimdi sergiyi bir yana bırakarak dönelim bizim yaşadığımız 20. yüzyıla.. 20. yüzyıl pek çok olaya tanıklık etti. İki dünya savaşına, faşizme, komünizme; komünizmin ve faşizmin iktidara gelmelerine; daha sonra ikisinin de çöküşüne. Komünizm el emeğini, işçi sınıfını yüceltiyordu; faşizm ise ırkçı devlet gücünü.. Özgün düşünceye karşı, dogmatik, totaliter rejimler.

1945’ten sonra gelen Soğuk Savaş yıllarında iki kutuplu kamplaşma.. İçi boş Sovyetler Birliği’ni ve Varşova Paktı’nı dünyayı tehdit eden bir dev gibi göstermek hem ABD’nin, hem Rusya’nın işine geliyordu. 1970’lerden sonra bilgi, çağın itici gücü sanayinin önüne geçmeye başladı; doğal olarak bilgi toplumu da sanayi toplumunun.. Kısacası, bilgi, gelişmiş toplumlarda giderek kol kuvvetinin yerini aldı. Komünizmin asıl çöküş nedenini bu olguda aramak gerekiyor.

ABD dünyaya egemen olacak şekilde gücünü artırmayı sürdürdü. Bu olguyu, Jean Jacques Servan-Schreiber daha 1960’larda Le Défi Américain (Amerika Meydan Okuyor) adlı ünlü kitabında ortaya koyuyordu.

Soğuk Savaş, Sovyet İmparatorluğu’nun dağılmasıyla bitti. Sonuçta, ABD’nin desteğiyle kapitalizm kârlı çıktı. Tüketim toplumları gelişirken yoksulla zengin arasındaki fark, özellikle, gelişmekte olan ülkelerde daha da açıldı. Aynı durum, kişiler arasında olduğu gibi ülkeler arasında da belirginleşti. Şimdi moda olan söylem: küreselleşme..
Zengin ülkelerin kurguladıkları, tam bir sömürü yutturmacası.. Kaçınmak olanaksız, uyum sağlamak gelişme yolundaki ülkeler için çok uzak ve pahalı.

Sosyal yaşamın yeni dünya düzeninde ise, gelişmiş ülkelerde öncelikte toplumun yerini birey alıyor, birey giderek önem kazanıyor. Artık öncelik insan haklarında, bireylerde, bireyin özgürlüğünde ve bireysel olanda.. Bu durum yaşama biçimine ve yaşama mekânlarına da yansımaktan geri kalmıyor. Yüzyıl ortalarında Le Corbusier’nin önerdiği “machine à habiter” (ikamet makinesi)nin ya da sosyal konutların yerini çoktan tek aile evleri almaya başladı bile.. Türkiye’yi henüz bu şablona yerleştirmek olanağı yok.

Ortaya, “20. yüzyılın en önemli karakteristiği nedir?” türünden, bir soru atarsak, bunun yanıtı bence “hız”, “daha çok hız”dır. Taşıtlar yeni teknolojik olanaklarla giderek hız kazandı. Ulaşım, iletişim hızdan en çok pay alanlar oldular. Telefon ve telgrafın ardından teleks, telefaks, taşınabilir telefon, televizyon, bilgisayar, e-posta, internet yaşamımıza girdi. Otomobiller, uçaklar, deniz taşıtları giderek hız kazandılar. Ayın fethi bile hıza bağlı olarak gerçekleşti. Otomobillerin fren donanımları bile “daha çok hız” için geliştirildi. Ulaşımdaki otoyolları bilgisayar otoyolları izledi. Internet bilgiye hızlı ulaşmayı sağladı. Her alanda rekabet hızlı bir yarışı sürüklemekte.. Sanayi, kısa sürede hızlı üretime dayanıyordu. Sanayide seri üretim söz konusuydu (3). Atom bombasının yıllarca sürmüş bir savaşı daha hızlı bitirmek üzere, en kısa sürede en çok sayıda insan öldürmek amacıyla kullanılmış olduğunu anımsayalım.

Son zamanlarda teknolojik savaşlar bile hızlı oluyor, televizyonlardan, naklen canlı olarak veriliyor ve kısa sürede bitiriliyor. Hep daha hızlı.. Daha hızlı..

Değişimler, değişimlerin yaygınlaşması bile çok hızlı oldu.
Bırakın yüzyıl başını, 25 yıl önce kim bilgisayar kullanıyordu?
Kim MacDonalds yiyordu?
Kim çağrı cihazı, araba telefonu, cep telefonu kullanıyordu?
Kim yemeğini mikrodalgada ısıtıyordu?
Kim bilgi otoyollarından yararlanıyordu?

Dilerseniz, çizim, hesap araç-gereçlerimize bir göz atalım. 1960’a doğru tirlin, yerini Graphos’a bırakmıştı. Biz öğrenciliğimizde Graphos kalemi ve uçlarıyla çizdik. Hemen ardından Rapidograph geldi.. Sonra bilgisayar icat oldu mertlik bozuldu.

Hesap makinelerindeki gelişme de öyle oldu.. Kollu makineleri, elektrikliler izledi; onları, giderek cebe girecek kadar küçüldükçe küçülen dijital makineler. Ya sürgülü hesap cetvelleri.. Onları bugünün mimarlık ve mühendislik öğrencileri, bir rastlantı sonucu hâlâ göremedilerse, ileride müzelerde görüp tanıyacaklar.

Fransız Haber Ajansı AFP, 20. yüzyılda yaşamımızı en çok etkileyen en büyük 12 buluşu şöyle belirlemiş: 1. Uçak, 2. Televizyon, 3. Penisilin, 4. Atomik fizyon, 5. Bilgisayar, 6. DNA, 7. Lazer, 8. Doğum Kontrol Hapı, 9. İnternet, 10. Organ nakli, 11. Tüp Bebek, 12. Uzay yolculuğu (4).

2100 yılının dünyasını düşlemeye ne dersiniz? Ve de 2100’ün Türkiye’sini?

NOTLAR
1. Bu konuda Bkz. YAPI 201, Ağustos 1999, s.122.
2. L’An 2000, Le Figaro Magazine, 17 Ocak 1998.
3. Burada “seri” sözcüğünde hoş bir rastlantı var. Arapça’da “sürat”ten gelen “seri”, hızlı anlamına geliyor. Fransızca’da ise “série”, seri üretim terimi “seri”nin her iki anlamını çok güzel içeriyor.
4. Cumhuriyet gazetesindeki Vaziyet sütununda Deniz Som yukarıdaki buluşlara karşı 20. yüzyılda bizim yaşamımıza damgasını vuran 12 buluşu şöyle sıralıyordu: 1. Dolmuş, 2. Gecekondu, 3. İmar affı, 4. Çadırkent, 5. Trafik canavarı, 6. Enflasyon canavarı, 7. Din ticareti, 8. Çete, 9. Radyasyonlu çay, 10. Hayali ihracat, 11. Köşe dönmece, 12. Lahmacun.