| Taraftarlık Üzerine |
Kaynak :
30.12.1999 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Bir kulübe gönül vermiş kişilere taraftar diyoruz. Türkçesi : yandaş. Kulüp tutma, bir gruptan yana olma, insanoğlunun aidiyet duygusundan kaynaklanır. Bu bir çeşit ocakçılıktır. Kulüp taraftarlığının ılımlı’dan amigoluğa, hattâ “hooligan”lığa kadar giden dereceleri vardır. En kendini bileninden, en kendini bilmezine kadar.. Kendini bilmezlerin en ünlü temsilcileri İngiliz “hooligan”larıdır. Bunu, “azgın taraftar” diye çevirebiliriz. Koyu taraftarların (zaten açığı olmaz) damarını kesseniz, kanı, tuttuğu kulübün renklerinde akar (!) Örneğin, fanatik bir Galatasaraylının kanı sarı-kırmızı, Fenerlininki sarı-laciverttir. Bu kendi savlarıdır, yoksa, işin kanla ilgisi olmadığı açık.. Zaman zaman stat çevresinde devreye giren döner bıçakları bile kanın söylenen renklerde akmadığını, hep kırmızı olduğunu gösteriyor. Taraftarın, kulübüne gönülden bağlılığı duygusal bir seçimdir; akla değil, inanca, duygulara dayanır. Bu nedenle, karar kılınmış renklerin değiştirilmesi “döneklik” olur. İşte bunun için, insanlar eşlerini bile değiştirebilirler, ama renklerini asla.. Çile çekseler bile.. Buna “tek taraflı aşk”da diyebilirsiniz. Renk aşkı, yaşanan kentten, semtten, ya da yakın çevreden, babadan, ağabeyden, bir sporcuya duyulan hayranlıktan, kulübün başarısından kaynaklanabilir. Kulüp bir sevgilidir, yüz güldüren, sevindiren, bazen de üzen, ağlatan.. Her aşık gibi taraftar da bu tek yanlı ilişkide kendisini hak sahibi sayar. Kulübün başarıları onun başarılarıdır; başarısızlıkları da öyle.. Bu daha çok, gözde spor futbol için geçerlidir. Taraftar gözünde öteki spor dalları futbol kadar önemli değildir. Zaten genelde, “hangi kulübü tutuyorsun ?” yerine “hangi takımı tutuyorsun ?” sorusu sorulur. Taraftarı ilgilendiren de kulübün durumu değil, futboldaki puan durumudur. Başarıdan pay almak için, kazanmak gerekir. Taraftar hele seyirciyse bu daha da önemlidir, çünkü para ödeyerek ya da ödemeyerek |
(pek fark etmez) maça gitmiş, takımını desteklemiş, takımın on ikinci oyuncusu olmuştur. Artık, başarıdan pay almak onun hakkıdır. Başarısızlığa katlanamaz. Beklenen, sürekli başarıdır; iddialı kulüplerde de şampiyonluk… Başarısızlık karşısında tepkiler, taraftarın ılımlıdan hooliganlığa değin uzanan karakterine göre farklılıklar gösterir. Hedef, duruma göre hakem, oyuncular, antrenör ve yönetimdir. Taraftar en acımasız eleştirmendir. Abartılı yorumlarda, oyuncular kansız, antrenör bilgisiz, yönetim beceriksiz oluverir. Başarısızlık sürüp giderse bu, azgın taraftarları tesis basmaya, futbolculara hattâ antrenörlere zorbaca dersler vermeye kadar götürebilir. Fulya’nın, Florya’nın, Dereağzı’nın defalarca baskına uğradığını anımsatalım. Bu bakış açısıyla, “taraftar, iyi gün dostudur” denebilir. Ne var ki, günümüzde taraftar, sporculardan daha çok bağlıdır renklerine. Bir sezon içinde üç kulüpte yer alan bir futbolcu artık yadırganmıyor. Ona tanınan bu hak, taraftara tanınmıyor; taraftar bile bu hakkı kendisine tanımıyor, çünkü futbolcu profesyonel, taraftar amatör. Duruma bir de kulüp cephesinden bakarsak, taraftar sayısı kulüp için çok önemlidir, kulübün gizli gücüdür; medya alanında bile etkindir. Gazeteler, TV’ler çoğu kez, kulüplerin taraftar sayısına endeksli bir popülizmle sayfa ya da zaman ayırırlar. Naklen yayınlar dolayısıyla kulüplere ödenecek paralar da yine taraftar gücüne endekslidir. Bu, taraftarın kulübe görünmeyen desteğidir. Kulüplerin, yapılmış bütün araştırmaları yok sayarak taraftar sayısını yüksek gösterme çabaları biraz da buradan kaynaklanır. Büyük kulüplerin yöneticilerinin kendi kulüpleri için ortaya attıkları 25 – 30 milyonluk abartılı taraftar sayılarının toplamı bu nedenle ülke nüfusunu bile aşar. Bütün taraftarlara dostluk, barış dolu, coşkulu, sağlıklı yeni bir yıl dilerim. |

